Ana Sayfa 16.09.2026

55 yaşında kocamdan ayrıldım genç bir adam bana bunu teklif etti

2 / 2

Kerem’in yüzündeki ifade değişmedi.

“Ben senden yaşını sormadım.”

“Ben söylüyorum.”

“Ben de duyuyorum.”

O akşam içeri girmesine izin vermedim.

Ama tabağı aldım.

Ertesi gün tabağı geri götürdüğümde kapıyı açtı.

Üzerinde beyaz bir tişört vardı, saçları dağınıktı.

“Elin boş gelmiş,” dedi.

“Tabak senin.”

“Ben tatlı bekliyordum.”

“Çok beklersin.”

Tam dönecekken bileğimden değil, parmak uçlarımla tuttuğum tabağın diğer tarafından yakaladı.

Ellerimiz birbirine değdi.

Sadece birkaç saniye.

Ama o küçücük temas, yıllardır kapalı tuttuğum bir kapının aralanmasına yetti.

Elimi hemen çektim.

Kerem bunu fark etti.

“Rahatsız olduysan özür dilerim.”

“Olmadım.”

Cümle ağzımdan düşünmeden çıkmıştı.

İkimiz de sustuk.

O geceden sonra ondan kaçmaya başladım.

Sorun Kerem değildi.

Sorun bendim.

Aynaya baktığımda yüzümdeki ince çizgileri, boynumdaki yaş izlerini, gençliğimdeki kadar sıkı olmayan bedenimi görüyordum.

Kerem neden benimle ilgilensin diye düşünüyordum.

Bir hafta sonra sahilde yürürken arkamdan yetişti.

“Benden kaçıyorsun.”

“Kaçmıyorum.”

“Üç kez merdiven kullandın.”

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

Sonra durdum.

“Kerem, ne istiyorsun?”

Bu kez yüzündeki şakacı ifade kayboldu.

“Sana bir şey teklif etmek istiyorum.”

Kalbim yeniden hızlandı.

“Ne?”

“Benimle üç günlüğüne kaç.”

Ona anlam veremeden baktım.

“Ne demek kaç?”

“Şehirden. Telefonlardan. İnsanların ne düşüneceğinden. Geçmişten.”

“Kerem…”

“Bodrum’da küçük bir arkadaş evimiz var. Ayrı odalarda kalırız. Sana dokunmamı istemezsen dokunmam. Ama üç gün boyunca kaç yaşında olduğunu düşünmeden yaşamanı istiyorum.”

Donup kaldım.

“Bunun sana ne faydası var?”

Bir adım yaklaştı.

“Belki seni daha yakından tanırım.”

O gece uyuyamadım.

Ertesi sabah ise hayatımda uzun zamandır yapmadığım bir şey yaptım.

Mantığıma değil, içimdeki sese kulak verdim.

Kerem’e mesaj attım.

“Üç gün.”

Cevabı bir dakika sonra geldi.

“Üç gün.”

Bodrum’a vardığımız ilk akşam denize karşı yemek yedik.

Kerem bana iltifat etmek için çaba göstermiyordu.

Bu yüzden söyledikleri daha çok etkiliyordu.

Bir ara gözlerini üzerimde birkaç saniye fazla tuttu.

“Ne var?” dedim.

“Hiç.”

“Bakıyorsun.”

“Bakıyorum.”

“Niye?”

Omuz silkti.

“Hoşuma gidiyorsun.”

Yıllardır kimse bana bunu böyle sade söylememişti.

Otele döndüğümüzde verandada oturduk.

Gece sıcaktı.

Üzerimde ince, lacivert bir elbise vardı. Rüzgâr saçlarımı yüzüme savuruyordu.

Kerem yanımda durdu.

Elini saçlarıma uzattı ama dokunmadan önce durdu.

“Olur mu?”

O sorunun içindeki saygı beni, dokunuşun kendisinden daha fazla etkiledi.

Başımı hafifçe salladım.

Saçımı kulağımın arkasına yerleştirdi.

Parmakları yanağıma değdi.

Tenimde sıcak bir iz bırakmış gibi hissettim.

Sonra yüzüme yaklaştı.

İstersem geri çekilebilirdim.

Çekilmedim.

Dudakları dudaklarıma değdiğinde yıllardır unuttuğum bir şeyin yeniden uyandığını hissettim.

Öpüşmemiz aceleci değildi.

Kerem elini belime koyduğunda içim ürperdi.

Ben de ellerimi omuzlarına koydum.

Bir an için elli beş yaşında değildim.

Otuz değildim.

Yirmi değildim.

Sadece bendim.

Sonra geri çekildim.

Kerem hemen durdu.

“İyi misin?”

“Evet.”

“Neden durdun?”

Gözlerimi yere indirdim.

“Çünkü korkuyorum.”

“Neden?”

“Bunun bir heves olmasından.”

Kerem cevap vermedi.

Ertesi sabah kahvaltıda konuyu yeniden açtı.

“Benden hayatını değiştirmemi istemeni beklemiyorum,” dedim.

“Ben de senden gençleşmeni istemiyorum.”

Başımı kaldırdım.

Kerem devam etti.

“Ben senden yalnızca kendin olmanı istiyorum. Gerisini zaman gösterir.”

Üç gün sonra eve döndüğümüzde ilişkimizin ne olacağını bilmiyorduk.

Ama bir şeyi biliyordum.

Kerem bana gençliğimi geri vermemişti.

Daha önemlisini yapmıştı.

Yaşımın, kadınlığımın bittiği anlamına gelmediğini hatırlatmıştı.

Aylar sonra hâlâ birlikteydik.

Bazen insanlar bize baktığında yaş farkımızı düşündüklerini anlayabiliyordum.

Eskiden utanırdım.

Artık umursamıyordum.

Çünkü elli beş yaşında öğrendiğim en büyük gerçek şuydu:

Bir hayatın yeniden başlaması için genç olmak gerekmiyordu.

Bazen yalnızca yıllardır kapalı tuttuğun bir kapıyı açacak kadar cesur olmak yetiyordu.

Ve Kerem bana o kapının anahtarını vermemişti.

Sadece anahtarın başından beri benim elimde olduğunu göstermişti.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |