DOLAR
Alış: 48.54
Satış: 48.73
EURO
Alış: 56.02
Satış: 56.24
GBP
Alış: 65.27
Satış: 65.75
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
16.09.2026
55 yaşında kocamdan ayrıldım genç bir adam bana bunu teklif etti
- Elli beş yaşımda, yirmi dokuz yıllık evliliğimi bitirdiğim gün herkes benim için üzülüyordu. Ben ise ilk kez nefes aldığımı hissediyordum. Kocam Cengiz’le yıllar boyunca aynı evde yaşayan iki yabancıya dönüşmüştük. Kavga etmiyorduk, bağırmıyorduk, birbirimizi aldatmamıştık. Belki de en kötüsü buydu. Aramızda öfke bile kalmamıştı. Bir sabah kahvaltıda karşılıklı otururken ona baktım ve içimde hiçbir şey kıpırdamadığını fark ettim. “Ben ayrılmak istiyorum,” dedim. Cengiz uzun süre yüzüme baktı. Sonra yalnızca başını salladı. Üç ay sonra boşanmıştık. Kızım başka şehirde yaşıyordu. Oğlum evliydi. Ben ise yıllardır ilk kez tek başıma, denize yakın küçük bir apartman dairesine taşınmıştım. İlk haftalar garip geçti. Akşamları televizyonun sesini özellikle yüksek açıyordum. Banyodan çıktığımda evin sessizliği yüzüme çarpıyordu. Sabah kahvesini iki kişilik hazırlamaya alışmış ellerim bazen farkında olmadan ikinci fincanı da çıkarıyordu. Ama sonra yalnızlığın başka bir yüzünü keşfettim. İstediğim saatte uyuyordum. İstediğim yemeği yapıyordum. Kimse neden kırmızı elbise giydiğimi sormuyordu. İşte Kerem’le de o kırmızı elbiseyi giydiğim gün tanıştım. Apartmanın girişindeki ağır kapıyla uğraşıyordum. Elimde market poşetleri vardı. Arkamdan bir erkek sesi geldi. “İsterseniz yardım edeyim.” Döndüğümde otuzlarının ortalarında olduğunu tahmin ettiğim uzun boylu, koyu saçlı bir adam gördüm. “Gerek yok,” dedim. Gülümsedi. “Bunu söyleyen herkesin iki elinde de poşet oluyor nedense.” İstemeden güldüm. Poşetlerden ikisini aldı. Aynı apartmanda, iki kat üstümde oturduğunu o gün öğrendim. Kerem otuz altı yaşındaydı. Mimardı. Bekârdı. Ve rahatsız edici derecede rahat bir adamdı. Birkaç gün sonra asansörde karşılaştık. “Yeni hayata alışabildiniz mi?” diye sordu. Şaşırdım. “Yeni hayat olduğunu nereden çıkardın?” Elindeki kahveyi kaldırdı. “Yeni taşınan insanların iki türü vardır. Ya çok heyecanlıdırlar ya da sürekli düşünceli görünürler. Siz ikincisisiniz.” Bu defa gülmedim. Ama sözleri aklımda kaldı. Sonraki haftalarda sık sık karşılaşmaya başladık. Bazen asansörde. Bazen markette. Bazen apartmanın önünde. Kerem hiçbir zaman haddini aşmıyordu ama bana kadın olduğumu hatırlatan bir bakışı vardı. Bu, yıllardır unutmuş olduğum bir histi. Bir akşam kapım çaldı. Açtığımda Kerem elinde şarap değil, bir tabak makarna tutuyordu. “Fazla yaptım,” dedi. “Bu çok eski bir bahane.” “Doğru. Aslında özellikle yaptım.” Kaşımı kaldırdım. “Neden?” “Çünkü seni yemeğe davet edersem gelmeyeceğini düşündüm.” İlk kez bana “siz” dememişti. Kapının eşiğinde birkaç saniye birbirimize baktık. Kalbimin hızlandığını fark edince kendime kızdım. “Aramızda neredeyse yirmi yaş var,” dedim
- Kerem’in yüzündeki ifade değişmedi. “Ben senden yaşını sormadım.” “Ben söylüyorum.” “Ben de duyuyorum.” O akşam içeri girmesine izin vermedim. Ama tabağı aldım. Ertesi gün tabağı geri götürdüğümde kapıyı açtı. Üzerinde beyaz bir tişört vardı, saçları dağınıktı. “Elin boş gelmiş,” dedi. “Tabak senin.” “Ben tatlı bekliyordum.” “Çok beklersin.” Tam dönecekken bileğimden değil, parmak uçlarımla tuttuğum tabağın diğer tarafından yakaladı. Ellerimiz birbirine değdi. Sadece birkaç saniye. Ama o küçücük temas, yıllardır kapalı tuttuğum bir kapının aralanmasına yetti. Elimi hemen çektim. Kerem bunu fark etti. “Rahatsız olduysan özür dilerim.” “Olmadım.” Cümle ağzımdan düşünmeden çıkmıştı. İkimiz de sustuk. O geceden sonra ondan kaçmaya başladım. Sorun Kerem değildi. Sorun bendim. Aynaya baktığımda yüzümdeki ince çizgileri, boynumdaki yaş izlerini, gençliğimdeki kadar sıkı olmayan bedenimi görüyordum. Kerem neden benimle ilgilensin diye düşünüyordum. Bir hafta sonra sahilde yürürken arkamdan yetişti. “Benden kaçıyorsun.” “Kaçmıyorum.” “Üç kez merdiven kullandın.” Gülmemek için kendimi zor tuttum. Sonra durdum. “Kerem, ne istiyorsun?” Bu kez yüzündeki şakacı ifade kayboldu. “Sana bir şey teklif etmek istiyorum.” Kalbim yeniden hızlandı. “Ne?” “Benimle üç günlüğüne kaç.” Ona anlam veremeden baktım. “Ne demek kaç?” “Şehirden. Telefonlardan. İnsanların ne düşüneceğinden. Geçmişten.” “Kerem…” “Bodrum’da küçük bir arkadaş evimiz var. Ayrı odalarda kalırız. Sana dokunmamı istemezsen dokunmam. Ama üç gün boyunca kaç yaşında olduğunu düşünmeden yaşamanı istiyorum.” Donup kaldım. “Bunun sana ne faydası var?” Bir adım yaklaştı. “Belki seni daha yakından tanırım.” O gece uyuyamadım. Ertesi sabah ise hayatımda uzun zamandır yapmadığım bir şey yaptım. Mantığıma değil, içimdeki sese kulak verdim. Kerem’e mesaj attım. “Üç gün.” Cevabı bir dakika sonra geldi. “Üç gün.” Bodrum’a vardığımız ilk akşam denize karşı yemek yedik. Kerem bana iltifat etmek için çaba göstermiyordu. Bu yüzden söyledikleri daha çok etkiliyordu. Bir ara gözlerini üzerimde birkaç saniye fazla tuttu. “Ne var?” dedim. “Hiç.” “Bakıyorsun.” “Bakıyorum.” “Niye?” Omuz silkti. “Hoşuma gidiyorsun.” Yıllardır kimse bana bunu böyle sade söylememişti. Otele döndüğümüzde verandada oturduk. Gece sıcaktı. Üzerimde ince, lacivert bir elbise vardı. Rüzgâr saçlarımı yüzüme savuruyordu. Kerem yanımda durdu. Elini saçlarıma uzattı ama dokunmadan önce durdu. “Olur mu?” O sorunun içindeki saygı beni, dokunuşun kendisinden daha fazla etkiledi. Başımı hafifçe salladım. Saçımı kulağımın arkasına yerleştirdi. Parmakları yanağıma değdi. Tenimde sıcak bir iz bırakmış gibi hissettim. Sonra yüzüme yaklaştı. İstersem geri çekilebilirdim. Çekilmedim. Dudakları dudaklarıma değdiğinde yıllardır unuttuğum bir şeyin yeniden uyandığını hissettim. Öpüşmemiz aceleci değildi. Kerem elini belime koyduğunda içim ürperdi. Ben de ellerimi omuzlarına koydum. Bir an için elli beş yaşında değildim. Otuz değildim. Yirmi değildim. Sadece bendim. Sonra geri çekildim. Kerem hemen durdu. “İyi misin?” “Evet.” “Neden durdun?” Gözlerimi yere indirdim. “Çünkü korkuyorum.” “Neden?” “Bunun bir heves olmasından.” Kerem cevap vermedi. Ertesi sabah kahvaltıda konuyu yeniden açtı. “Benden hayatını değiştirmemi istemeni beklemiyorum,” dedim. “Ben de senden gençleşmeni istemiyorum.” Başımı kaldırdım. Kerem devam etti. “Ben senden yalnızca kendin olmanı istiyorum. Gerisini zaman gösterir.” Üç gün sonra eve döndüğümüzde ilişkimizin ne olacağını bilmiyorduk. Ama bir şeyi biliyordum. Kerem bana gençliğimi geri vermemişti. Daha önemlisini yapmıştı. Yaşımın, kadınlığımın bittiği anlamına gelmediğini hatırlatmıştı. Aylar sonra hâlâ birlikteydik. Bazen insanlar bize baktığında yaş farkımızı düşündüklerini anlayabiliyordum. Eskiden utanırdım. Artık umursamıyordum. Çünkü elli beş yaşında öğrendiğim en büyük gerçek şuydu: Bir hayatın yeniden başlaması için genç olmak gerekmiyordu. Bazen yalnızca yıllardır kapalı tuttuğun bir kapıyı açacak kadar cesur olmak yetiyordu. Ve Kerem bana o kapının anahtarını vermemişti. Sadece anahtarın başından beri benim elimde olduğunu göstermişti.
Benzer Galeriler
-
71 YAŞIMDA, ANNESİZ BABASIZ KALAN DÖRT TORUNUMUN VASİLİĞİNİ ALDIM
-
43 yaşında duldum köyün ağasıyla evlendim ilk geceden..
-
KIZIM EVE SİMSİYAH GİYİNMİŞ, DÖVMELİ VE GÖZLERİNE SİYAH KALEM ÇEKMİŞ SOLGUN BİR GENÇ GETİRDİ
-
55 yaşında kocamdan ayrıldım genç bir adam bana bunu teklif etti
-
KOCAM GENÇ METRESİ YÜZÜNDEN BENİ TERK ETTİ
-
20 YAŞINDA GENÇ KIZ KÖYÜN AĞASIYLA EVLENDİ — İLK GÜNDEN BUNU YAPTILAR…


