DOLAR
Alış: 48.52
Satış: 48.71
EURO
Alış: 55.98
Satış: 56.20
GBP
Alış: 65.28
Satış: 65.76
YILLARCA ÇOCUK SAHİBİ OLAMADIKTAN SONRA YENİ DOĞAN ÜÇÜZLERİMLE EVE DÖNDÜM
- “Dosyanın üzerindeki hastane mührünü gördüm. Ve altında yazan tarihi okuyunca nefesim kesildi.” Tarih, benim hamile kaldığımı öğrendiğim günden tam iki yıl öncesine aitti. Dosyayı tutan ellerim titremeye başladı. Bir kez tarihe baktım. Sonra kadına. Sonra Tayfun’a. “Bu ne?” dedim. Sesim kendime bile yabancı geliyordu. Kapının önündeki kadın içeri girmek için izin istemedi. Bir adım attı ve dosyayı işaret etti. “Benim adım Sevcan,” dedi. “Ve sanırım artık her şeyi öğrenmen gerekiyor.” Tayfun hemen araya girdi. “Serap, onu dinleme.” O an içimde bir şey koptu. On bir yıldır çocuk sahibi olabilmek için aynı adamla hastane koridorlarında ağlamıştım. Onun elini tutmuştum. Her başarısız tedaviden sonra birbirimize sarılmıştık. Beşinci tüp bebek denememizin de sonuç vermediği gün Tayfun başını omzuma koyup, “Bir gün olacak,” demişti. Şimdi ise karşımda duruyor ve hayatımın en büyük mutluluğunun ortasında bana evimi terk etmemi söylüyordu. Dosyayı açtım. İlk sayfada özel bir tüp bebek merkezinin adı vardı. Altında Tayfun’un adı yazıyordu. Bir sonraki satırda ise başka bir kadın adı. Sevcan Arı. Gözlerimi kaldırdım. “Sen misin?” Kadın başını eğdi. “Evet.” Boğazım düğümlendi. “Ne işiniz vardı aynı tüp bebek merkezinde?” Tayfun bana doğru yürüdü. “Serap, sana açıklayacağım.” “Olduğun yerde kal.” İlk kez sesimi bu kadar sert çıkardığımı hatırlıyorum. Üç bebeğimiz salonda usulca kıpırdanıyordu. Rüzgâr minicik bir ses çıkardı. Birkaç saat önce o ses bana dünyanın en güzel sesi gibi gelmişti. Şimdi ise evin içindeki sessizliği daha da ağırlaştırıyordu. Sevcan derin bir nefes aldı. “İki yıl önce Tayfun benimle buraya geldi.” “Niye?” “Çünkü bir çocuğumuz olsun istiyordu.” Sanki biri göğsüme yumruk attı. Tayfun’un yüzüne baktım. “Bir çocuğumuz mu?” “Serap…” “Bir çocuğumuz mu dedin?” Sevcan gözlerini benden kaçırmadı. “Biz birkaç yıl ilişki yaşadık.” O anda ayakta nasıl kaldığımı hâlâ bilmiyorum. Tayfun bir şeyler söylemeye çalışıyordu ama artık sesini duymuyordum. Kulaklarım uğulduyordu. Dosyanın sayfalarını çevirmeye devam ettim. Tedavi tarihleri. İmzalar. Embriyo kayıtları. Doktor notları. Sonra bir sayfada kendi soyadımı gördüm. Serap Demir. Nefesim kesildi. “Benim adım neden burada?” Sevcan sustu. Tayfun gözlerini kapattı. İşte o an anladım. Asıl korkunç olan şey, kocamın beni aldatmış olması değildi. Daha büyük bir şey vardı. “Konuşun!” Sevcan çantasından başka bir belge çıkardı. “Senin yıllar önceki tedavilerinden kalan embriyoların vardı.” Başımı salladım. “Vardı. Ama doktor son denemeden sonra ikisinin gelişmediğini, kalanların da kullanılamaz durumda olduğunu söylemişti.” Sevcan’ın gözleri doldu. “Öyle değildi.” Dizlerimin titrediğini hissettim. “Ne demek öyle değildi?” “Tayfun, senin imzanı taklit ederek bazı izin belgelerini değiştirdi.” Bir an nefes alamadım. “Ne yaptı?” “Embriyolardan üçünü saklattı.” Tayfun sonunda konuştu. “Ben sadece bir şans daha olsun istedim.” Ona baktım. “Benim haberim olmadan mı?” “Sen artık denemek istemiyordun.” “Çünkü doktorlar bedenimin çok yıprandığını söylüyordu!” Sesim bütün evi doldurdu. Bebeklerden biri ağlamaya başladı
- İçgüdüyle ona doğru döndüm ama Tayfun yine önümdeydi. “Serap, lütfen.” “Çekil önümden.” Bu kez çekildi. Alin’i kucağıma aldım. Minicik yüzü göğsüme yaslandı. Onu kokladım. Sonra Sevcan’a baktım. “Devam et.” Sevcan’ın sesi alçaldı. “Tayfun benimle çocuk yapmak istedi. Ama ben birkaç başarısız denemeden sonra tedaviye devam etmek istemedim. Sonra bana, kullanılmayan embriyolar olduğunu söyledi.” “Benim embriyolarımı mı?” “Bana onların yasal olarak bağışlandığını söyledi.” Gözlerim Tayfun’a döndü. “Sen benim çocuklarımı başka bir kadına vermeye mi çalıştın?” “Ben o zaman kafam çok karışıktı.” “Kafanın karışık olması suçunu değiştirmiyor.” Sevcan devam etti. “Embriyolar bana transfer edilmedi. Son anda klinikte çalışan bir hemşire evraklardaki tutarsızlığı fark etti ve işlem durduruldu.” “Peki sonra?” “Sonra Tayfun dosyayı kapattığını söyledi.” Dosyadaki tarihi yeniden düşündüm. İki yıl önce. Peki benim son hamileliğim? “Bu üçüzlerin bununla ne ilgisi var?” Sevcan’ın yüzü değişti. “Tayfun sana son tedavinizde kullanılan embriyoların yeni oluşturulduğunu söyledi, değil mi?” Başımı yavaşça salladım. “Evet.” “Değildi.” Kalbimin atışı hızlandı. Sevcan neredeyse fısıldadı. “Bunlar o saklanan embriyolar.” Dünyam o anda yeniden yer değiştirdi. Kucağımdaki Alin’e baktım. Sonra diğer iki bebeğime. Onlar benim çocuklarımdı. Benim ve Tayfun’un. Ama onların dünyaya gelme hikâyesi, yıllarca gizlenmiş bir ihanete dayanıyordu. “Bana neden evden gitmemi söyledin?” diye sordum. Tayfun gözlerini yere indirdi. Uzun süre cevap vermedi. Sonunda konuştu. “Sevcan bugün geleceğini söylemişti.” “Ne olmuş yani?” “Belgeleri avukata götürdü.” Sevcan araya girdi. “Çünkü o eski sahte izinler hâlâ dosyada duruyor.” Bir anda her şey yerine oturdu. Tayfun benim üzülmemden korkmamıştı. Beni korumaya çalışmıyordu. Kendini koruyordu. “Sen çocukları alıp beni evden gönderecektin.” “Hayır.” “Yalan söyleme.” Tayfun sustu. Sevcan, “Planı buydu,” dedi. “Senin doğumdan sonra psikolojik olarak iyi olmadığını söyleyecek, geçici velayet almaya çalışacaktı. Sonra da senin belgeleri incelemeni engelleyecekti.” Bebeğimi daha sıkı tuttum. O anda içimdeki bütün kırgınlık yerini garip bir sakinliğe bıraktı. Telefonumu çıkardım. Tayfun bana baktı. “Kimi arıyorsun?” “Polisi.” Yüzü gerildi. “Serap, bunu yapma.” “On bir yıldır bana bir aile kurmaya çalıştığını söyledin.” Numarayı çevirdim. “Meğer sen sadece kendi istediğin aileyi kurmaya çalışıyormuşsun.” O gece Tayfun gözaltına alınmadı ama hakkında soruşturma başlatıldı. Sahte imza, özel tıbbi belgelerin izinsiz kullanımı ve kliniğe verilen yanlış beyanlar tek tek incelendi. Bir hafta sonra avukatım boşanma işlemlerini başlattı. Sevcan da bütün bildiklerini resmi olarak anlattı. Aylar süren dava boyunca Tayfun defalarca özür diledi. Bazen çocukları görmek istediğini söyledi. Bazen her şeyi beni kaybetme korkusuyla yaptığını iddia etti. Ama sonunda şunu anladım: Bir insan sizi kaybetmekten korkuyorsa sizi kandırmaz. Seçim hakkınızı elinizden almaz. Bedeniniz ve çocuklarınız hakkında sizin yerinize karar vermez. Bir yıl sonra üçüzlerimin ilk doğum gününü kutladık. Pastanın önünde Rüzgâr kahkahalar atıyordu. Kuzey mumlara uzanmaya çalışıyordu. Alin ise kucağımda saçımı çekiyordu. O gün evimiz kalabalıktı. Annem, kardeşim, birkaç yakın arkadaşım… Ve şaşırtıcı şekilde Sevcan da oradaydı. Onu hayatımdan çıkarmadım. Çünkü o da Tayfun’un yalanlarının içinde kullanılmıştı. Pastanın mumlarını üflerken bir an gözlerim doldu. On bir yıl boyunca anne olabilmek için mucize beklemiştim. Mucizenin üç bebek olarak geleceğini düşünmüştüm. Ama hayat bana başka bir şey daha öğretmişti. Anne olmak sadece bir bebeği dünyaya getirmek değildi. Onu koruyabilmekti. Kendi korkularına rağmen doğru olanı seçebilmekti. Ve en önemlisi, çocuklarına sevginin asla sahip olmak anlamına gelmediğini gösterebilmekti. O gece üçüzleri uyuttuktan sonra çocuk odasının kapısında durdum. Üç beşik. Üç küçük battaniye. Bir yıl önce aynı manzaraya bakıp hayatımın sonunda tamamlandığını düşünmüştüm. Şimdi ise başka türlü biliyordum. Beni tamamlayan şey Tayfun değildi. Yıllarca kurduğum hayalin kusursuz gerçekleşmesi de değildi. Beni tamamlayan şey, gerçeği öğrendiğim gün korkmama rağmen çocuklarıma doğru yürümemdi. Alin uykusunda hafifçe kıpırdandı. Yanına eğilip yanağından öptüm. Sonra fısıldadım: “Kimse sizi benden bir sır gibi saklayamayacak.” O anda ilk kez geçmişte yaşadığım onca acıya öfke duymadım. Çünkü bazı mucizeler insanın hayatına her şeyi düzeltmek için gelmez. Bazen sadece ona neyi asla kaybetmemesi gerektiğini öğretmek için gelir. Benim mucizem üç çocuğumdu. Ama asıl kazandığım şey, sonunda kendi hayatımın kararlarını yeniden elime almaktı.
Benzer Galeriler
-
GENÇ YAŞIMDA KÖYÜN AĞASIYLA EVLENDİM
-
BENDEN 30 YAŞ BÜYÜK ZENGİN ADAMLA EVLENDİM. İLK GECEDE YATAK ODASININ KAPISINI KİLİTLEYİP BANA, “BU EVDE HER ŞEY SENİN OLABİLİR… AMA BENDEN ASLA ŞUNU İSTEME,” DEDİ. O AN PARASI İÇİN EVLENDİĞİMİ SANDIĞINI DÜŞÜNDÜM. FAKAT SABAH OLDUĞUNDA YASTIĞIMIN ALTINDA BULDUĞUM ANAHTAR, BU EVLİLİĞİN GERÇEK SEBEBİNİ ORTAYA ÇIKARDI.
-
18 YAŞINDAKİ KIZIM DOĞUM YAPARKEN HAYATINI KAYBETTİ. BEBEĞİN BABASININ KİM OLDUĞUNU KİMSE BİLMEDİĞİ İÇİN TORUNUMU TEK BAŞIMA BÜYÜTTÜM
-
OLDUKÇA FAZLA KİLOLU GENÇ BİR KIZDIM. KÖYÜN EN ZENGİN AĞASI BENİMLE EVLENMEK İSTEDİĞİNDE HERKES ONUN BENİMLE DALGA GEÇTİĞİNİ SANDI. AMA DÜĞÜN GECESİ KAPININ ARKASINDA SÖYLEDİĞİ O CÜMLE, NEDEN BENİ SEÇTİĞİNİ ANLAMAMA YETTİ…
-
Babamın borçları yüzünden köyün ağasına verdiler beni
-
Zorlu bir doğumun ardından hala bitkin haldeydim


