DOLAR
Alış: 48.52
Satış: 48.71
EURO
Alış: 55.98
Satış: 56.20
GBP
Alış: 65.28
Satış: 65.76
OLDUKÇA FAZLA KİLOLU GENÇ BİR KIZDIM. KÖYÜN EN ZENGİN AĞASI BENİMLE EVLENMEK İSTEDİĞİNDE HERKES ONUN BENİMLE DALGA GEÇTİĞİNİ SANDI. AMA DÜĞÜN GECESİ KAPININ ARKASINDA SÖYLEDİĞİ O CÜMLE, NEDEN BENİ SEÇTİĞİNİ ANLAMAMA YETTİ…
- Genç bir kızdım. Köyümüzde beni ismimden çok kilomla tanırlardı. Arkamdan konuşulduğunu bilirdim. Pazara gittiğimde bazı kadınların fısıldaşmalarını, düğünlerde genç kızların kendi aralarında gülüşmelerini görürdüm. Ben Şirin’dim. Ama onlar için çoğu zaman sadece “kilolu kız”dım. Çocukluğumdan beri iriydim. Annem beni teselli etmek için, “Senin yüzün güzel kızım, kalbin daha da güzel,” derdi. Fakat genç bir kız için dünyanın kalbinize değil, aynadaki görüntünüze baktığını düşünmek çok kolaydı. Bu yüzden evlilik lafı açıldığında hep konuyu değiştirirdim. Zaten köyün delikanlılarının beni istemek için kapımızı çalacağını da düşünmüyordum. Ta ki o siyah araba bir akşam evimizin önünde durana kadar. Arabadan inen adamı görünce annemin elindeki tabak yere düştü. Demir Ağa. Çevredeki üç köyde arazileri, büyükbaş hayvanları, zeytinlikleri ve şehirde işletmeleri vardı. Taş konağı köyün tepesinden her yerden görünürdü. Uzun boylu, geniş omuzlu, az konuşan bir adamdı. Onu gören kadınların dönüp bir kez daha baktığını ben bile fark ederdim. Fakat Demir Ağa kimseye yüz vermezdi. Yıllardır evlenmediği için hakkında türlü söylentiler çıkmıştı. O akşam babam onu misafir odasına aldı. Ben mutfakta çay hazırlarken ellerim titriyordu. Neden geldiğini bilmiyordum. Tepsiyi içeri götürdüğümde Demir Ağa başını kaldırıp doğrudan bana baktı. Bakışları birkaç saniye yüzümde kaldı. Ben hemen gözlerimi indirdim. Çayları bıraktıktan sonra çıkacakken babam, “Şirin, sen de otur kızım,” dedi. Şaşkınlıkla döndüm. Babamın yüzü kıpkırmızıydı. Demir Ağa ise son derece sakindi. Sonra hayatım boyunca unutamadığım cümleyi söyledi. “Ben Şirin’i istemeye geldim.” O an odada nefes alan tek kişinin ben olmadığıma emindim. Annem ağzını kapattı. Babam ne diyeceğini bilemedi. Bense Demir Ağa’ya baktım. Şaka yapmıyordu. Ertesi sabah bütün köy haberi öğrenmişti. Ve tahmin ettiğim gibi kimse bunun gerçek bir evlilik teklifi olduğuna inanmadı. “Kesin başka bir sebebi var.” “Demir gibi adam Şirin’i neden alsın?” “Belki ailesinin toprağını istiyordur.” En ağır sözleri ise çeşme başında duydum. İki kadın arkamda konuşuyordu. “Demir Ağa onunla aynı yatağa nasıl girecek acaba?” Diğeri kahkahayı bastı. Eve gidene kadar gözyaşlarımı tuttum. O gece anneme, “Ben evlenmeyeceğim,” dedim. “İnsanların eğlencesi olmak istemiyorum.” Fakat iki gün sonra Demir Ağa yeniden geldi. Bu defa yalnızdı. Bahçede konuşmak istedi. Karşısında dururken ellerimi önüme kenetledim. “Benimle niye evlenmek istiyorsun?” diye sordum. Kaşını kaldırdı. “Bunu merak etmen normal.” “Benden çok daha güzel kızlar var.” Yüzündeki ifade bir anda sertleşti. “Bunu sana kim söyledi?” “Kimsenin söylemesine gerek yok.” Demir birkaç adım yaklaştı. Aramızda yalnızca bir kol mesafesi kalmıştı. “Ben evleneceğim kadını köyün terazisine göre seçmiyorum.” Ne diyeceğimi bilemedim. “Peki neye göre seçiyorsun?” Gözlerimin içine baktı. “Yanında sustuğumda bile huzur bulduğum kadına göre.” Kalbim o anda ilk kez onun yanında farklı atmaya başladı
- Yine de kabul etmekten korkuyordum. “Beni tanımıyorsun.” “Sandığından daha uzun zamandır tanıyorum.” Bu söz aklıma takıldı. Ama açıklamadı. Bir hafta sonra teklifi kabul ettim. Düğün günü köy meydanı insanlarla doldu. Bazıları gerçekten mutluydu. Bazılarıysa yalnızca Demir Ağa’nın neden benimle evlendiğini görmek için gelmiş gibiydi. Gelinliğin içinde kendimi ilk kez güzel hissetmek istiyordum. Fakat aynaya her baktığımda insanların söyledikleri aklıma geliyordu. Belim ince değildi. Kollarım zarif değildi. Gelinliğin kumaşı bedenimi saklamıyordu. Tam odadan çıkacağım sırada annem beni durdurdu. “Başını kaldır.” Başımı kaldırdım. “Bugün utanacak hiçbir şeyin yok.” Düğün boyunca Demir yanımdan ayrılmadı. Bir ara eski okul arkadaşlarımdan birinin bana bakıp yanındaki kadına bir şey fısıldadığını gördüm. İçim daraldı. Demir de fark etmiş olmalıydı. Elimi tuttu. Öyle sıkı değil. Ama bırakmayacağını hissettirecek kadar. Gece konağa geldiğimizde bütün cesaretim kayboldu. Artık kalabalık yoktu. Müzik yoktu. Sadece ikimiz vardık. Yatak odasının kapısının önünde durdum. Demir içerideydi. Ben kapının dışında dakikalarca bekledim. Gelinliğin eteğini parmaklarımın arasında sıkıyordum. Sonunda kapı açıldı. Demir karşıma çıktı. “Niye içeri gelmiyorsun?” Başımı eğdim. “Demir…” “Efendim?” “Bana acıdığın için mi evlendin?” Yüzündeki ifade değişti. “Ne?” “Belki babam sana bir iyilik yaptı. Belki ailemi korumak istedin. Belki…” Sözümü bitirmeme izin vermedi. “Bana bak.” Bakmadım. Bir adım yaklaştı. “Şirin, bana bak.” Başımı kaldırdım. İşte o zaman kapının önünde bana o cümleyi söyledi. “Ben seni ilk kez bugün görmedim. Ben sana yıllardır bakıyorum.” Şaşkınlıktan hiçbir şey söyleyemedim. Demir derin bir nefes aldı. “Yıllar önce annem hastayken bizim eve yemek getirmiştin.” Hatırladım. Demir’in annesi uzun süre yatağa bağlı kalmıştı. Köyde herkes sırayla yemek götürürdü. Ben de birkaç kez gitmiştim. “Bir gün annemin odasına girdiğimde sen saçlarını tarıyordun,” dedi. “Sana sürekli aynı şeyi soruyordu. Sen de her seferinde ilk kez soruyormuş gibi cevap veriyordun.” Gözlerim doldu. Demir devam etti. “Annem son zamanlarında birçok kişiyi unutmuştu. Ama seni hatırlıyordu.” Boğazım düğümlendi. “Bunun evlilikle ne ilgisi var?” “Her şeyi var.” Elini uzatıp yanağıma dokundu. Teması o kadar nazikti ki gözlerimi istemsizce kapattım. “Ben hayatım boyunca güzelliği çok gördüm Şirin. Bana güzel görünmeye çalışan kadın da çok gördüm. Ama kimse seni annemle görürken bana hissettirdiğini hissettirmedi.” İlk kez bir erkek bana böyle bakıyordu. Bedenimin içinden geçip doğrudan kalbimi görüyormuş gibi. “Peki neden bu kadar bekledin?” Gülümsedi. “Çünkü senin bunu kendi isteğinle seçmeni istedim. Sana baskı yapmak istemedim.” Gözümden bir damla yaş süzüldü. Demir başparmağıyla sildi. “Bu gece senden hiçbir şey beklemiyorum,” dedi. “İstersen bu kapının iki yanında sabaha kadar otururuz. Ama şu düşünceyi kafandan çıkar. Ben seni kimseye iyilik olsun diye almadım.” Sonra hafifçe gülümsedi. “Seni istedim.” Bu iki kelimeyi söylediğinde yüzümün ısındığını hissettim. İlk kez “istenmek” kelimesinden korkmadım. O gece saatlerce konuştuk. Çocukluğunu anlattı. Annesini kaybettikten sonra konağın ne kadar sessizleştiğini söyledi. Ben ona yıllardır kilom yüzünden duyduğum sözleri anlattım. Bir ara gülerek, “Köyde yarın yine konuşacaklar,” dedim. “Konuşsunlar.” “Senin umurunda değil mi?” “Benim evimde kimin yaşayacağına köy karar vermiyor.” Evliliğimizin ilk aylarında insanların merakı bitmedi. Bazıları Demir’in birkaç ay sonra benden sıkılacağını söyledi. Bazıları hakkımda daha da ağır sözler çıkardı. Fakat asıl değişen ben oldum. Demir hiçbir zaman kilom hakkında ne övgü ne eleştiri yaptı. Beni değiştirmeye çalışmadı. Ama sağlığım için yürüyüşe çıkmak istediğimde benimle yürüdü. Yeni kıyafetler denediğimde fikrini sorduğum zaman dürüstçe cevap verdi. Konağın işlerine karışmak istediğimde önümü açtı. Bir süre sonra çiftlikte çalışan kadınların sigorta ve ücret işleriyle ilgilenmeye başladım. Köydeki kız çocukları için de kullanılmayan eski bir depoyu küçük bir çalışma salonuna çevirdik. Bir yıl sonra orada on yedi kız ders çalışıyordu. Bir akşam avluda otururken Demir, “Biliyor musun, sana âşık olmak hayatımda verdiğim en kolay karardı,” dedi. Güldüm. “Benim seninle evlenmeye karar vermem o kadar kolay olmadı.” “Neden?” Konağın kapısından dışarı baktım. Bir zamanlar insanların önümden geçerken fısıldaştığı yolu gördüm. “Çünkü önce senin beni sevdiğine inanmak zorundaydım.” Biraz durdum. “Sonra daha zor olanı yaptım.” “Ne yaptın?” Başımı onun omzuna koydum. “Kendimin de sevilmeye layık olduğuna inandım.” Demir elimi tuttu. Yıllar önce insanların bana bakıp gördüğü şeyin sadece bedenim olduğunu sanıyordum. Sonradan öğrendim ki insanın hayatını değiştiren kişi, herkesin baktığı yere bakmayan kişidir. Demir beni bir masal kahramanına dönüştürmedi. Ben de onun sayesinde başka bir kadın olmadım. Sadece yıllardır insanların sözleri altında sakladığım Şirin’i yeniden buldum. Ve anladım ki gerçek sevgi, birinin sizi kusursuz bulması değildir. Gerçek sevgi, yanında kendinizi saklamak zorunda olmadığınız birini bulmaktır.
Benzer Galeriler
-
GENÇ YAŞIMDA KÖYÜN AĞASIYLA EVLENDİM
-
BENDEN 30 YAŞ BÜYÜK ZENGİN ADAMLA EVLENDİM. İLK GECEDE YATAK ODASININ KAPISINI KİLİTLEYİP BANA, “BU EVDE HER ŞEY SENİN OLABİLİR… AMA BENDEN ASLA ŞUNU İSTEME,” DEDİ. O AN PARASI İÇİN EVLENDİĞİMİ SANDIĞINI DÜŞÜNDÜM. FAKAT SABAH OLDUĞUNDA YASTIĞIMIN ALTINDA BULDUĞUM ANAHTAR, BU EVLİLİĞİN GERÇEK SEBEBİNİ ORTAYA ÇIKARDI.
-
18 YAŞINDAKİ KIZIM DOĞUM YAPARKEN HAYATINI KAYBETTİ. BEBEĞİN BABASININ KİM OLDUĞUNU KİMSE BİLMEDİĞİ İÇİN TORUNUMU TEK BAŞIMA BÜYÜTTÜM
-
OLDUKÇA FAZLA KİLOLU GENÇ BİR KIZDIM. KÖYÜN EN ZENGİN AĞASI BENİMLE EVLENMEK İSTEDİĞİNDE HERKES ONUN BENİMLE DALGA GEÇTİĞİNİ SANDI. AMA DÜĞÜN GECESİ KAPININ ARKASINDA SÖYLEDİĞİ O CÜMLE, NEDEN BENİ SEÇTİĞİNİ ANLAMAMA YETTİ…
-
Babamın borçları yüzünden köyün ağasına verdiler beni
-
Zorlu bir doğumun ardından hala bitkin haldeydim


