DOLAR
Alış: 46.05
Satış: 46.23
EURO
Alış: 53.30
Satış: 53.51
GBP
Alış: 61.65
Satış: 62.10
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
13.06.2026
Kapının önünde duran genç en fazla 20 yaşındaydı
- “Dövmeli genç sadece 300 peso istedi, ama yaşlı kadın bütün mahallenin görmezden geldiği gerçeği ortaya çıkardı.” — Carmen Hanım, sadece 300 lira eksik kaldı. Karşı bahçedeki çimleri biçerim, arka avluyu temizlerim, kenarları da pırıl pırıl yaparım. Yemin ederim, yarı yolda bırakmam. Carmen Yılmaz daha elini kapıya koymuştu, kapıyı kapatmak üzereydi. Kapının önünde duran genç en fazla 20 yaşındaydı. Kolları dövmelerle kaplıydı, üstünde bol gri bir tişört, çamura bulanmış botlar ve çalışırken bile zorlandığı belli olan eski bir çim biçme makinesi vardı. Ankara’nın Sincan ilçesindeki kenar mahallelerden birinde yaşıyordu Carmen. Tek katlı evinde yalnızdı. Komşuların her şeyi herkesten önce bildiği, küçük ama acımasız bir sokakta… Kalçası kırıldığından beri bahçesi kontrolden çıkmıştı. Çimler adeta ormana dönmüştü. Begonviller demir kapıyı sarmış, evi gizlemeye çalışıyordu. Kuru yapraklar girişe yığılmış, taş patika bile görünmez olmuştu. Komşusu Refika Hanım belediyeye şikâyet etmişti. “Kötülüğümden değil,” diyordu Carmen kendi kendine. Ama belediyeden gelen kâğıt canını yakmıştı: “Çevreye rahatsızlık.” Artık yaşlılığa bile böyle diyordular. Bu yüzden kapıda dövmeli genci görünce ilk refleksi güvensizlik oldu. — 300 lira mı? — diye sordu, kapıyı tam açmadan. Genç hızlıca başını salladı. — Evet abla… Bugün lazım. Bedava istemiyorum. Çalışacağım. “Bugün” kelimesi Carmen’in içine saplandı. “Sonra” dememişti. “Bir ara” dememişti. Bugün demişti. Sanki yetişmesi gereken bir şey vardı. — Adın ne senin? — Emir. — Nereden biliyorsun benim adımı? Genç paslı posta kutusunu gösterdi. — Üzerinde yazıyor: Carmen Yılmaz. Ama isterseniz sadece abla derim. Carmen istemsizce gülümsedi. — Servis kapısından gir. Açık. Emir derin bir nefes aldı. — Sağ olun abla… gerçekten. Carmen içeri girdi ama tamamen uzaklaşmadı. Perdeden izliyordu. İşi yarım bırakacak, biraz yapıp parasını isteyip gidecek sanıyordu. Ama Emir öyle çalışmadı. Önce ön bahçe… sonra yan taraf… sonra arka bahçe… Makine takıldığında tekme atmadı, sövmedi. Eğilip temizledi, motoru kontrol etti, tekrar başladı. Telefonuna bakmadı. Pencerelere dönüp bakmadı. Sadece çalıştı. Bir süre sonra Carmen kendinden utandı. Sanki bir hırsızı izler gibi bakıyordu. Mutfakta soğuk hibiskus şerbeti hazırladı, iki poğaça ısıttı. — Emir, gel bir şeyler iç. Makineyi aniden kapattı. — Bir şey mi yanlış yaptım? — Hayır. Çok iyi yapıyorsun. Ama taş değilsin sen. Genç bardağı iki eliyle tuttu, neredeyse tek nefeste içti. Yakından bakınca korkutucu değildi. Yorgundu. Gözlerinin altı çökmüştü, dudakları çatlamıştı. Carmen’in gördüğü dövmeler artık tehdit değil, ağır bir hayatın iziydi. — Çok çalışıyorsun — dedi Carmen. — Mecburum. — Okuyor musun? Genç gözlerini kaçırdı. — Artık hayır. Carmen eski bir öğretmen refleksiyle, söylenmeyeni anladı. Israr etmedi. — Biraz dinlen. — Dinlenemem abla. Eczaneye gitmem lazım. Yine aynı aciliyet. İş bitince bahçe bambaşka olmuştu. Çimler dümdüz, kenarlar tertemiz, giriş süpürülmüş, poşetler dolmuştu. Emir makineyi getirdi. — Bitti abla. 300 lira. Carmen cüzdanını çıkardı. Ama 300 vermedi. 2000 lira verdi. Emir dondu kaldı. — Yok abla, olmaz. — Olur. — Bozuğum yok. — Gerek yok. — Ben 300 demiştim. — Ben de emeğini gördüm. Eli titremeye başladı. Bir an gözleri doldu ama çevirdi yüzünü. Carmen fark etti. — Emir… ne oldu? Genç koluyla yüzünü sildi. — Oğlum… Gael… 5 aylık. Carmen’in nefesi kesildi. — Özel mama lazım. Nebülizatör aparatı var. Gece nefessiz kalıyor bazen. 300 liraydı… tam 300. Parayı sıkı sıkı tuttu. — Altı ev gezdim. Biri kovdu, biri “dövmen var hırsızsın” dedi. Ben dilenmeye gelmedim abla… eve gidip oğluma “başardım” demek istedim. Carmen’in içinde ağır bir utanç çöktü. O da az kalsın kapıyı kapatacaktı. O da dövmeleri görmüştü önce. — O zaman git oğluna — dedi titreyen sesle — Ama şunu unutma: Bir iş 300 lira değilse, kimseye kendini küçültme. Emir zorla gülümsedi. — Sağ ol abla… Hızlıca ayrıldı. Carmen kapıda uzun süre kaldı. Ama ertesi sabah kapıyı açtığında demir parmaklıklara sıkıştırılmış bir zarf buldu. İçinde 1700 lira vardı. Ve titrek bir yazı: “Abla Carmen, 300’ü bırakıyorum. Onu hak ettim. Diğerini alamam. Gael için teşekkür ederim. — Emir” Carmen mektubu göğsüne bastırdı. Ama henüz bilmiyordu… O zarf, bütün mahallede saklanan çok daha büyük bir gerçeği ortaya çıkaracaktı. Bölüm 2 Carmen Yılmaz, o sabah zarfı elinde uzun süre öylece kaldı. 1700 lira… Ama onun için para değildi artık bu. O, Emir’in gururuydu. O, bir babanın “ben dilenci değilim” diye hayata direnişiydi. Mektubu tekrar tekrar okudu. Her satırda aynı şey vardı: kırılmış ama eğilmemiş bir genç adam. Tam zarfı masaya bırakacakken, dışarıdan bir ses duydu. Kapının önünde iki kadın konuşuyordu. — “O dövmeli çocuk yine gelmiş galiba…” — “Ben demiştim zaten, o tiplerden hayır gelmez.” Carmen’in eli sıkıldı. Dün onu şikâyet eden sesler, bugün yine kapısının önündeydi. Ve o an Carmen bir şey fark etti. Bu sadece Emir’in hikâyesi değildi. Bu, bütün mahallenin hikâyesiydi. O gün Carmen dışarı çıktı. Uzun zamandır ilk kez sadece “yaşlı bir kadın” gibi değil… bir öğretmen gibi yürüyordu. Refika Hanım kapının önündeydi. — “Carmen, o çocuk yine mi geldi sana? Dikkat et, millete bulaşıyor böyleleri…” Carmen’in sesi sakin ama keskindi.
- — “Bulaşan o değil Refika Hanım.” Kadın şaşırdı. — “Ne demek o?” Carmen parmaklarıyla sokaktaki evleri işaret etti. — “Bu sokakta kimse kimseyi gerçekten görmüyor.” Sessizlik oldu. Carmen devam etti. — “Dün o çocuğu hırsız sandım. Bugün onun oğlunun nefes alamadığını öğrendim. Yarın senin oğlun olsaydı, kim kapıyı kapatacaktı?” Refika Hanım bir şey diyemedi. Ama mahalledeki ilk çatlak o anda başladı. Öğleden sonra Carmen belediyeye gitti. Dosya açtırmak istedi. Emir’in adıyla değil… ama onun yaşadığı adaletsizlikle. — “Bu çocuk hakkında şikâyet mi var?” dedi memur. — “Hayır,” dedi Carmen. “Şikâyet sizde.” Memur kaşlarını kaldırdı. Carmen dosyayı masaya bıraktı. — “Sokakta ‘çevreye rahatsızlık’ diye yaşlıları uyarıyorsunuz. Ama asıl rahatsızlık, insanların birbirini insan olarak görmemesi.” O gün kimse onu ciddiye almadı. Ama hikâye artık başlamıştı. Üç gün sonra… Emir geri geldi. Ama bu sefer elinde çim makinesi yoktu. Yüzü daha solgundu. Kapıyı çaldığında Carmen hemen açtı. — “Emir…” Genç zorla gülümsedi. — “Abla… rahatsız etmeyeyim dedim ama…” Durdu. Nefes aldı. — “Oğlum hastaneye yattı.” Carmen’in dünyası bir an durdu. — “Ne oldu?” — “Ciğerleri… enfeksiyon… cihaz yetmiyor.” Carmen hiç düşünmeden içeri aldı onu. Ama Emir bu sefer farklıydı. Gururu daha ağırdı. — “Ben senden para istemeye gelmedim abla.” Carmen başını salladı. — “Biliyorum.” Masaya bir kâğıt koydu. Bir liste. Eczane, hastane, cihazlar, ilaçlar… Toplam rakam: çok büyüktü. Emir fısıldadı: — “Ben bunu ödeyemem.” Carmen gözlerini kısarak listeye baktı. Sonra tek bir şey söyledi: — “Sen tek başına ödemeyeceksin.” O gece Carmen telefonunu aldı. Eski öğrencilerini aradı. Bazıları artık doktordu, bazıları öğretmen, bazıları mühendis. Sabaha kadar konuştu. Sabaha kadar anlattı. Bir çocuk için değil… bir insan için. Ertesi gün mahallede bir şey oldu. Refika Hanım ilk kez kapıyı çaldı. Elinde bir poşet vardı. — “Ben… bebek bezi getirdim.” Sonra başka biri geldi. Sonra bir başkası. Mahalle, ilk defa dedikodu için değil… yardım için hareket ediyordu. Bir hafta sonra hastanede Gael’in odasında küçük bir cihaz çalışıyordu. Emir sandalyede oturuyordu, gözleri doluydu. — “Abla… ben bunu nasıl öderim?” Carmen elini onun omzuna koydu. — “Ödemen gerekmiyor.” — “Neden?” Carmen hafifçe gülümsedi. — “Çünkü bu sokakta ilk kez biri sadece ‘dövmelerini’ görmedi.” Emir başını eğdi. — “Ben sadece çalışmak istedim…” — “Biliyorum,” dedi Carmen. “Ve bu yüzden kazandın.” Aylar geçti. Gael iyileşti. Mahalle değişti. Ama en çok değişen Carmen’di. Bir gün kapısına küçük bir tabela asıldı: “Komşu Dayanışma Atölyesi” Altında bir isim vardı: Emir & Carmen Emir artık sadece “dövmeli çocuk” değildi. Mahallenin ustasıydı. Carmen ise artık sadece yaşlı bir kadın değil… bir başlangıcın tanığıydı. Ve bir akşam, Carmen kapısının önünde otururken Emir yanına geldi. — “Abla…” — “Hı?” Emir gülümsedi. — “İyi ki 300 lira istemişim.” Carmen hafifçe güldü. — “Hayır Emir…” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra ekledi: — “İyi ki ben 300 lira vermemişim.” İkisi de güldü. Sokak sessizdi. Ama artık o sokakta kimse kimseyi sadece gördüğüyle yargılamıyordu. Ve hikâye orada kapandı. Ama mahallenin hikâyesi… yeni başlamıştı.
Benzer Galeriler
-
Kapının önünde duran genç en fazla 20 yaşındaydı
-
Köylü kız dediler… ve onu hastaneden kovmak istediler
-
Zengin Adam Neden Sürekli Bakıcı Değiştiriyordu? 6 Kızının Sırrı Ortaya Çıkınca Her Şey Değişti
-
Kimse Tahmin Bile Etmiyordu! 15 Yaşından Büyük Aracı Olanları İlgilendiren Gelişmeler
-
Her pazar günü yalnız yaşayan görme engelli bir gaziye ziyarete gidip torunuymuş gibi davranmak için para alıyordum
-
Babayla Nişanlısının Evliliği


