DOLAR
Alış: 45.79
Satış: 45.97
EURO
Alış: 53.36
Satış: 53.58
GBP
Alış: 61.55
Satış: 62.01
Anne babama sonunda huzur bulmaları için deniz kenarında bir ev aldım
Anne babama sonunda huzur bulmaları için deniz kenarında bir ev aldım. Ama kız kardeşim kocasıyla, çocuklarıyla ve kolilerle çıkagelip artık evin onlara ait olduğunu söyledi. ❗
Kapıdan içeri girdiğimde eniştem salonda ayağını uzatmış, elinde bira şişesiyle oturuyordu.
Annem yemek masasının yanında titriyordu.
Babam gözlerimin içine bakamıyordu.
Ve öz kardeşim Lale, sanki bir savaşı kazanmış gibi gülümsüyordu.
— Bu ev artık sizin değil Mert, dedi Faruk, yalınayak, ayağında kum izleriyle. — Artık benim ailemin.
İzmir’den direksiyon başında geliyordum. Cerrahi önlüğüm hâlâ montumun altındaydı. Kolumun bir yanında kurumuş kan lekesi vardı. İki ameliyat üst üste girmiştim. Ve babamın telefondaki sesi hâlâ göğsüme saplanmıştı.
“ oğlum… Lale geldi. Burada kalacağını söylüyor. Gelebilir misin?”
Benim adım Mert Yalçın.
Otuz sekiz yaşındayım.
Beyin cerrahıyım.
Ve çocukluğumdan beri bizim ailede bir şey kırıldığında herkes dönüp bana bakardı.
Annem ödenmemiş faturaları masa örtüsünün altına saklardı.
Babam sabaha karşı tamirhaneye giderdi; elleri çatlak, kahvesi soğumuş halde.
Lale ağlardı.
Lale yapamazdı.
Lale’nin biraz zamana ihtiyacı vardı.
Ve ben öderdim.
Kiraları.
Market masraflarını.
Okul taksitlerini.
Hastane faturalarını.
Faruk’un borçlarını.
Hiç var olmamış iş fikirlerini.
Sonu hep benim kredi kartımla biten vaatleri.
“Sen başarırsın Mert,” derlerdi.
Başarırdım.
Ama yorulurdum da.
Annemle babam evliliklerinin ellinci yılını doldurduğunda, yıllardır içimde sessizce büyüttüğüm şeyi yaptım. Çeşme yakınlarında, Ege’ye bakan küçük bir yazlık aldım.
Villa değildi.
Ama beyaz terası vardı.
Açık mavi duvarları vardı.
İki ince palmiye ağacı vardı.
Ve pencerelerinden içeri deniz kokusu giriyordu.
Annem anahtarı verdiğimde titredi.
— Burada huzur kokuyor… diye fısıldadı.
Babam hiçbir şey söylemedi.
Sadece denize karşı oturdu ve şapkasını çıkardı.
Sanki hayatında ilk kez kimse ondan bir şey istemiyordu.
Her şeyi ben ödedim.
Elektrik.
Su.
Vergiler.
Tadilatlar.
Hatta bir kenara para bile bıraktım; kimseye muhtaç olmasınlar diye.
Üç takım anahtar yaptırdım.
Biri anneme.
Biri babama.
Biri bana.
Lale’ye hiçbir şey söylemedim.
Zalimlikten değil.
Hatırladıklarımdan dolayı.
Çünkü kız kardeşimin kötü bir huyu vardı:
Yapılan her iyiliği zamanla hakkı sanırdı.
Ve kocası Faruk’un ağzı planlarla doluydu ama cepleri hep boştu.
Bir hafta boyunca evden haberleri olmadı.
Sonra babam aradı.
Evin önüne geldiğimde Faruk’un minibüsünü benim park yerimde gördüm.
Kapının önünde oyuncaklar vardı.
Koridorda siyah çöp torbaları dizilmişti.
Kapının yanında açık bir buzluk duruyordu.
Koliler üst üste yığılmıştı.
Misafirliğe gelmemişlerdi.
Yerleşmişlerdi.
Annem mutfaktan çıktı. Gözleri şişmişti.
— Mert… beklemelerini söyledim.
Babam masanın yanında oturuyordu. Hayatı boyunca motor taşımış o adam, azar işitmiş bir çocuk gibi görünüyordu.
Sonra Faruk çıktı ortaya.
Üzerinde tişört bile yoktu.
Elinde bira vardı.
Sırıtıyordu.
— İyi ki geldin doktor bey. Açık açık konuşalım artık.
Lale koltukta oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. Sanki olan her şey normalmiş gibi.
— O suratını yapma Mert, dedi. — Benim çocuklarımın da tatil yapmaya hakkı var. Sonuçta aile evi.
Kolilere baktım.
— Annemle babamın odasında neden sizin kıyafetleriniz var?
Faruk güldü.
— Onlar yaşlandı artık. Merdiven inip çıkmaları zor oluyor. Alt kattaki küçük oda onlara yeter.
Alt kattaki oda.
Rutubet kokan küçük oda.
Eskiden depo olan oda.
Annem başını eğdi.
İşte o an içimde bir şey koptu.
Tatile gelmemişlerdi.
Anne babamı kendi evlerinden çıkarmaya gelmişlerdi.
— Lale, dedim yavaşça. — Bu evi onlara huzur içinde yaşasınlar diye aldım.
Lale gözlerini devirdi.
— Abartma Mert. Senin paran var. Onlar yalnız. Biz çocuklu bir aileyiz. Hem annem de sorun etmediğini söyledi.
Annem konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmadı.
Faruk bana doğru bir adım attı.
— Bak doktor, işleri zorlaştırmayalım. Anne baban isterlerse aşağı katta kalır. Biz evi kullanırız. Sen de ödemeye devam edersin. Herkes mutlu olur.
Ona baktım.
— Ne dedin sen?
— Yapma şimdi. İstersen bir tane daha alırsın. Senin için bu para bir şey değil.
Babam parmaklarını masaya vurdu.
— Faruk, böyle konuşma.
Faruk dönüp bile bakmadı.
— Kemal amca, saygım sonsuz ama siz hayatınızı yaşadınız. Şimdi çocukları düşünme zamanı.
Annem sessizce ağlamaya başladı.
Lale iç çekti.
Kendisine yıllarca bakan kadının gözyaşları bile onu rahatsız ediyordu.
— Anne drama yapma. Kimse seni kovmuyor.
Tam o sırada masanın üzerindeki şeyi gördüm.
Anahtarımı.
Anneme verdiğim anahtar oradaydı.
Yanında da elle yazılmış bir kağıt vardı:
“Oda dağılımı.”
İlk satırda şunlar yazıyordu:
“Ebeveyn odası: Lale ve Faruk.”
Altında ise:
“Servis odası: büyükanne ve büyükbaba.”
Dünya bir anda sessizleşti.
Faruk bir yudum bira içip terasa doğru işaret etti.
— Şu palmiyeleri de sökeceğiz. Oraya şişme havuz koyacağız.
Palmiyeler.
Babamın her akşam suladığı iki ağaç.
Annem sonunda gözlerime baktı.
Öfkeli değildi.
Utanç doluydu.
Oğlunun onu, huzur bulması gereken evde aşağılanırken görmesinin utancı.
İşte o anda her şeyi sessizce düzelten oğul olmaktan çıktım.
Çantamın içine uzandım.
Lale doğruldu.
— Ne çıkarıyorsun?
Cevap vermedim.
Kalın siyah bir dosya çıkardım.
Noter mühürleri vardı.
Onaylı evraklar vardı.
Ve satış günü özellikle sakladığım katlanmış bir belge.
Faruk güldü ama bu kez sesi eskisi kadar rahat çıkmadı.
— O da ne şimdi doktor bey?
Masaya yürüdüm.
Onların anne babamı hizmetçi odasına gönderen kağıdının üstüne dosyayı bıraktım.
Ve dedim ki:
— Bu, tek bir valizi bile içeri taşımadan önce sormanız gereken şeydi.
Bölüm 2
Faruk dosyaya baktı, sonra bana.
— Ne yani? Tapu mu getirdin?
— Evet, dedim sakin bir sesle. — Ama sadece tapu değil.
Dosyayı açtım.
İlk belgeyi çıkarıp masaya koydum.
— Bu evin sahibi annemle babam değil.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
8 yaşındaki oğlum okulda öldü. Bir hafta sonra, Anneler Günü’nde, kapımda bir kız belirdi
-
Öz kızım beni huzurevinin kapısından içeri itti ve kâğıtları imzalarken bir kere bile arkasına bakmadı
-
Gelinim, akşam 6’da başlayan akşam yemeği için beni 8:30’da çağırdı
-
Oğlum beni emekliliğimin tadını çıkarmam için Fransa’ya götürdüğünü söylüyordu
-
Kocama 120 milyon lira kazandığımı söylemedim Bunun yerine eve gidip işten çıkarıldığımı söyledim
-
Anne babama sonunda huzur bulmaları için deniz kenarında bir ev aldım
