DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
Yedi yaşındaki oğlum bana, “Annemin arkadaşı sen seyahate çıktığında bizim yatakta uyuyor,” dedi
Yedi yaşındaki oğlum bana, “Annemin arkadaşı sen seyahate çıktığında bizim yatakta uyuyor,” dedi. 💔🏠😶
Aynı gece, kimseye haber vermeden uçuşumu iptal ettim.
Mert bunu ağzının kenarlarına bulaşmış çikolatalarla söyledi. Sanki yeni bir oyuncak hakkında soru soruyormuş gibi.
Aşağı katta Elif televizyon karşısında gülümsüyordu. Hâlâ hiçbir şeyden şüphelenmediğimi sanıyordu.
Oğluma sarıldım ve o anda evimin artık aile gibi kokmadığını fark ettim.
Yalan gibi kokuyordu. 🥀
Benim adım Emre.
Kırk iki yaşındayım.
On bir yıllık evliyim ve iki çocuğum var. Bir zamanlar ne kadar yorgun olursam olayım beni yeniden yola çıkmaya ikna eden tek sebep onlardı.
Kurumsal satış alanında çalışıyorum.
İşim gereği sürekli seyahat ediyorum.
İzmir, Ankara, Antalya, Gaziantep…
Bazen iki gece, bazen üç gece evden uzakta kalıyorum.
Bir elimde valiz, diğer elimde buruşturulmuş bir ceketle havaalanlarına koştururken, çocuklarımın ödevlerini, akşam yemeklerini ve okul etkinliklerini kaçırmanın suçluluğunu da yanımda taşıyorum.
Elif bunu daha evlenmeden önce biliyordu.
“İşimin doğası bu,” derdim ona.
“Ama yaptığım her şeyi bizim için yapıyorum.”
Ve buna gerçekten inanıyordum.
Birlikte İstanbul’un Anadolu yakasında hayalini kurduğumuz evi inşa ettik.
Mutfaktaki büyük pencereleri Elif seçmişti.
Sabah güneşinin içeri dolmasını istediğini söylemişti.
Ben ise arka bahçeyi istemiştim.
Mert’le futbol oynayabileceğim, ileride huzurlu günler geldiğinde bir hamak kurabileceğim bir bahçe…
Huzurlu günler…
Ne büyük bir yanılgıymış. 🕳️
Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir aile gibi görünüyorduk.
İki çocuk.
Kendi evimiz.
Bir SUV.
Özel okul.
Doğum günü kutlamaları.
Yılbaşı fotoğrafları.
Sosyal medyada gülümseyen yüzler.
Ve içeriden bakıldığında…
Ben de mutlu olduğumuzu sanıyordum.
Ta ki o salı gününe kadar.
Zorlu bir iş seyahatinden yeni dönmüştüm.
İki uçuş.
Bir gecikmeli aktarma.
Kaybolan bagaj için uzun bekleyiş.
Ve havaalanından eve kadar pahalı bir taksi yolculuğu.
Eve gece dokuz civarında vardım.
Ter içindeydim.
Bitkindim.
Aklım hâlâ tamamlanmamış işle doluydu.
Elif yanağıma kısa bir öpücük kondurdu.
“Çocuklar yemeklerini yedi,” dedi.
“Sana da buzdolabında bir şeyler bıraktım.”
Seyahatimin nasıl geçtiğini bile sormadı.
Kanepeden kalkmadı bile.
Yıllar önce olsa bu beni kırardı.
Ama o gece…
Normal geldi.
En acı olan da buydu.
Mutfakta ayakta yemek yedim.
Duş aldım.
Eski bir tişört giyip yatağa uzandım.
Birkaç dakika sonra Mert içeri girdi.
Yedi yaşında.
Dinozor desenli pijamaları üzerinde.
Saçları dağınık.
Gözleri uykulu. 🦖💤
“Seyahatin nasıldı baba?”
“Uzundu oğlum.”
“Bana bir şey getirdin mi?”
“Elbette. Yarın veririm.”
Gülümsedi.
Ama odadan çıkmadı.
Yatağın kenarına oturup bacaklarını sallamaya başladı.
Bir tuhaflık vardı.
“Neyin var?”
Mert kapıya baktı.
Sonra sesini alçalttı.
“Baba… Annemin arkadaşı bu gece de burada mı kalacak? Yoksa sadece sen seyahatteyken mi geliyor?”
Donup kaldım.
Tek bir kasımı bile oynatamadım.
Sanki odadaki bütün hava bir anda çekilmişti.
“Hangi arkadaş?”
Omuz silkti.
Çocukların sahip olduğu o korkutucu masumiyetle…
Bir cümleyle hayatımı paramparça etti.
“Siyah arabayla gelen adam.”
Sessizce ona baktım.
“Buraya sık geliyor mu?”
“Evet.”
“Bazen bizimle akşam yemeği de yiyor.”
“Annem, Defne’ye ona amca diyebileceğini söyledi ama aslında amcamız olmadığını da söyledi.”
Boğazım düğümlendi.
“Peki nerede uyuyor?”
Mert parmağıyla yastığımı gösterdi.
Benim yastığımı. 🛏️⚠️
“Büyük yatak odasında.”
“Annem bunun sır olduğunu söyledi.”
“Sen çok seyahat ediyormuşsun ve çok meşgulmüşsün.”
“Seni rahatsız etmeye gerek yokmuş.”
Midem bulandı.
İhanet yüzünden değil.
Çocuklarım yüzünden.
O adam sadece evime girmemişti.
Onların sofrasına oturmuştu.
Günlük hayatlarının bir parçası olmuştu.
Çocukluklarının içine yerleşmişti.
Ve biri onlara taşımamaları gereken bir sır yüklemişti.
Mert’i kollarıma çektim.
Belki biraz fazla sıkı sarıldım.
Korktu.
“Yanlış bir şey mi yaptım baba?”
“Hayır oğlum.”
“Doğru olanı yaptın.”
“Bana her zaman gerçeği söyleyebilirsin.”
Onu yatağına götürdüm.
Alnından öptüm.
Dört yaşındaki kızım Defne pembe tavşanına sarılmış şekilde uyuyordu. 🐰💗
Yabancı bir adamın onu kaç kez bu evin içinde izlediğini düşünmeden edemedim.
Kapıyı kapattım.
Koridorda öylece kaldım.
Aşağıdan televizyon sesi geliyordu.
Elif hafifçe gülüyordu.
Sıradan bir kahkaha.
İşte bu beni daha çok korkuttu.
Çünkü benim dünyam yıkılırken…
O yalanın içinde son derece rahattı.
Aşağı inmedim.
Banyoya girdim.
Yüzüme soğuk su çarptım.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Annem, 75 yaşında bir kadın, karnının sanki ateşler içinde yanıyormuş gibi ağrıdığını söyledi
-
Kızım seyahate çıkarken, komadaki kayınvalidesine bakmam için bana yalvardı
-
Yedi yaşındaki oğlum bana, “Annemin arkadaşı sen seyahate çıktığında bizim yatakta uyuyor,” dedi
-
Gelin kızın şişmiş yanaklarını gören baba “Bunu kim yaptı?” diye sorduğu doğum günü sabahında, kocası gülerek “Ben vurdum” dedi
-
Ölmeden hemen önce annem bana şehirde yaşayan üç zengin ağabeyim olduğunu söyledi
-
Oğlum sekiz yaşında titreyerek eve geldi ve bana yalvardı
