DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
31.05.2026
Oğlum sekiz yaşında titreyerek eve geldi ve bana yalvardı
- Oğlum sekiz yaşında titreyerek eve geldi ve bana yalvardı: — Baba… ne olur beni oturtma. Bunu, annesinin evinden döndüğü gün söyledi. Sırt çantası tek omzundan sarkıyordu. Dudaklarını o kadar sıkmıştı ki çatlamıştı. Gözleri boşluğa bakıyordu; sanki ruhunun bir parçasını annesiyle yaşadığı Ankara’daki o apartman dairesinde bırakmış gibiydi. Annesi Elif arabadan bile inmedi. Sadece iki kez korna çaldı ve camdan bağırdı: — Oyununa gelme, Emre. İlgi çekmek için abartıyor. Sonra da arkasına bile bakmadan gitti. Sanki kapının önüne kendi oğlunu değil de eski bir eşya bırakmıştı. Ben kapıda donup kaldım. Emir normalde her pazar bana koşardı. Boynuma sarılır, okulda ne yaptığını anlatırdı. Simit yiyip yemediğini, anneannesinin ona baklava alıp almadığını heyecanla söylerdi. Ama o gün koşmadı. Yavaş yürüyordu. Bacakları sertleşmiş gibiydi. Attığı her adım canını yakıyordu. — Ne oldu oğlum? Başını eğdi. — Bir şey yok. O an içime buz gibi bir korku çöktü. Çünkü gözleri dolu bir çocuk “bir şey yok” diyorsa, bir yaramazlığı saklamıyordur. Birini koruyordur. Elif’le boşanalı yaklaşık üç yıl olmuştu. Hafta içi velayet ondadaydı, ben ise Emir’i iki haftada bir hafta sonu görebiliyordum. Başta onun sessizliğinin boşanmadan kaynaklandığını düşündüm. Sonra arabada şarkı söylemeyi bıraktı. Daha sonra tırnaklarını kanayana kadar yemeye başladı. Pazartesi sabahları bana yalvarıyordu: — Baba, hâkime hasta olduğumu söyle. Nedenini sorduğumda sadece şunu diyordu: — Annem konuşursam çok kızar. Okula gittim. Rehber öğretmenle görüştüm. Eski morlukların fotoğraflarını gösterdim. Emir’in eve dönmek istemediğini yazdığı mesajları sundum. Ama Elif’in her şeye hazır bir açıklaması vardı. — Futbol oynarken düştü. — Emre beni ona karşı dolduruyor. — Babası gittikten sonra oğlum çok hassaslaştı. Herkes ona inanıyordu. Çünkü Elif insanları etkilemeyi biliyordu. Sosyal medyada “fedakâr anne” paylaşımları yapıyor, okul toplantılarına börek getiriyor, biri onu suçladığında gözyaşı döküyordu. Ama o akşam Emir koltuğa oturmaya çalışırken acıyla inlediğinde artık zamanın kalmadığını anladım. Telefonumu çıkardım. — Baba, hayır… — diye fısıldadı. — Polisi ararsan annem seni hapse atarlar dedi. İçimde bir şey parçalandı. Sadece ona zarar vermemişlerdi. Yardım istemekten korkmayı da öğretmişlerdi. 112’yi aradım. — Oğlum annesinin evinden yeni geldi. Oturamıyor, çok acı çekiyor ve korkmuş durumda. Ambulans ve polis göndermeniz gerekiyor. Emir sessizce ağlamaya başladı. Önünde diz çöktüm. — Dinle beni oğlum. Sen hiçbir yanlış yapmadın. Önce ambulans geldi. Ardından polis arabası. Mahalledekiler her zamanki gibi perdelerin arkasından bakıyordu. Sessiz bir sokağa siren sesi girince insanlar hep aynı şeyi yapar. Paramedik Emir’i birkaç saniye muayene etti ve yüzü değişti. — Bu çocuğu bu halde kim bıraktı? — Annesi. Yaklaşık on beş dakika önce. — Sonra gitti mi? — Evet. Kadın başka hiçbir şey söylemedi. Sadece sert bir sesle: — Hemen hastaneye. Emir sedyeye alınırken gömleğime sıkıca tutundu. — Beni bırakma baba. — Asla bırakmam. Ankara Şehir Hastanesi’nin acil servisinde sosyal hizmet uzmanı beni dışarıda beklemem gerektiğini söyledi. Kendimi çaresiz hissediyordum. Öfkeliydim. Suçluluk duyuyordum. Aylar boyunca işaretleri görmüştüm ama yine de mahkemelere, raporlara ve verilen sözlere güvenmiştim. Yaklaşık yirmi dakika sonra Elif öfkeden delirmiş halde hastaneye geldi. — Ne yaptın sen Emre? Küçücük mesele için ambulans mı çağırdın? İçeri girmeye çalıştı ama bir hemşire önünü kesti. — Giremezsiniz. — Ben annesiyim! — Tam da bu yüzden hanımefendi. Elif’in yüzü bir anda bembeyaz oldu.
- Bir polis memuru yaklaştı. — Oğlunuzun neden bu halde olduğunu açıklamanız gerekiyor. Elif yutkundu. — Banyoda düştü. — O halde neden siz hastaneye götürmediniz? Elif ağzını açtı ama tek kelime çıkmadı. Tam o sırada içeriden oğlumun ağlama sesi geldi. Ve ardından hayatımı durduran o cümle: — Roberto’nun tekrar gelmesini istemiyorum… O anda ortaya çıkacak gerçeğe hazır olmadığımı anladım. Bölüm 2 O an koridor buz kesildi. Elif’in gözleri büyüdü. Ben nefes almayı unuttum. Polis memuru hemen dönüp bana baktı. — Roberto kim? Elif bir adım geri çekildi. — Emir korku filmi izledi… saçmalıyor… Ama sesi titriyordu. Tam o sırada muayene odasının kapısı açıldı. İçeriden çıkan doktorun yüzü sertti. Hayatım boyunca insanların yüzlerinde öfke, üzüntü, acı gördüm. Ama o doktordaki ifade başka bir şeydi. Tiksinti. Doktor doğrudan polislere döndü. — Çocuk Koruma Birimi hemen devreye girsin. Çocuğun vücudunda ciddi darp izleri var. Ayrıca… Bir an durdu. Elif’in yüzüne baktı. — Bu çocuk uzun süredir sistematik şiddete maruz kalmış. Elif bağırdı: — Yalan! Diego beni suçlamaya çalışıyor! Doktor gözünü bile kırpmadı. — Hanımefendi, burada gördüğümüz şey bir kazaya benzemiyor. Polis memuru Elif’i kenara çekti. — Roberto’nun kim olduğunu anlatacaksınız. Ben duvara yaslandım. Dizlerim boşalmıştı. Çünkü o isim bana yabancı değildi. Yaklaşık altı ay önce Emir telefonda yanlışlıkla şöyle demişti: — Roberto yine annemin odasında kalacak mı? Sorduğumda Elif gülüp geçmişti. — Erkek arkadaşım. Çocuk dramatik davranıyor. Sonra Emir birkaç hafta boyunca bana sarılırken ürkekleşmeye başlamıştı. Bir keresinde duş aldırırken sırtındaki morluğu görmüştüm. “Kapıya çarptım” demişti. Ben inanmak istememiştim. İnsan bazen gerçeği görür. Ama onu kabul etmek hayatını parçalayacağı için kendini kör eder. O gece saatler ilerledikçe her şey ortaya çıkmaya başladı. Sosyal hizmet uzmanı beni küçük bir odaya aldı. — Baban burada, korkmana gerek yok, dedi Emir’e. Oğlum battaniyeye sarılmıştı. Gözleri şişmişti. Yanına oturduğum anda parmakları hemen elime tutundu. Sonra fısıldadı: — Annem bana anlatırsam seni bir daha göremeyeceğimi söyledi. Boğazım düğümlendi. — Artık kimse seni korkutamayacak. Dakikalarca sustu. Sonra kırık kırık anlatmaya başladı. Roberto yaklaşık bir yıldır Elif’le birlikteydi. Başta iyi davranmıştı. Oyuncak getiriyor, hamburger alıyordu. Ama sonra Elif gece vardiyalarına gitmeye başladığında Roberto evde yalnız kalıyordu. Ve Emir artık odasının kapısını kilitlemeye başlamıştı. Bir gece Roberto sarhoş gelip kapıyı kırmıştı. Sonrasını Emir anlatırken elleri titriyordu. Ben ağlamamaya çalışıyordum. Ama içimde bir canavar büyüyordu. Çünkü oğlum haftalardır, belki aylardır cehennemde yaşıyordu. Ve ben onu her pazar geri teslim etmiştim. Sabaha karşı polisler Roberto’yu İstanbul yolundaki bir otelde yakaladı. Kaçmaya çalışmıştı. Telefonunda çocuklara ait görüntüler bulundu. Sadece benim oğlum değilmiş. O an hastane koridorunda kusacak gibi oldum. Elif ise hâlâ kendini kurtarmaya çalışıyordu. — Ben bilmiyordum! Yemin ederim bilmiyordum! Ama polislerden biri önüne bir dosya koydu. Komşuların şikâyetleri. Okuldan gelen uyarılar. Hastane kayıtları. Eski morluk raporları. Ve en kötüsü… Emir’in öğretmeninin aylar önce yazdığı not: “Çocuk eve dönmekten korkuyor olabilir.” Elif sandalyeye çöktü. Çünkü gerçek şuydu: Bilmiyordu değil. Görmezden gelmişti. Mahkeme süreci aylar sürdü. Roberto ağırlaştırılmış suçlamalarla yargılandı. Elif ise ihmâl ve çocuğu koruyamama suçundan velayeti tamamen kaybetti. İlk zamanlar Emir geceleri uyuyamıyordu. Odasının kapısını üç kez kontrol ediyordu. Banyoya yalnız gitmiyordu. Birisi sesini yükseltince titriyordu. Ben işten çıktım. Bir süre sadece onun yanında oldum. Bir gece koltukta uyuyakalmışım. Üzerime küçük bir battaniye örtüldüğünü hissedip gözlerimi açtım. Emir karşımda duruyordu. Sessizce: — Artık korkmuyorum baba, dedi. İşte o anda aylar sonra ilk kez ağladım. Ama bu kez çaresizlikten değil. Oğlum hâlâ kırılmıştı. İçindeki yaralar hemen kapanmayacaktı. Fakat artık yalnız değildi. Aradan iki yıl geçti. Bir bahar sabahı Emir okul gösterisinde sahneye çıktı. Elinde küçük bir mikrofon vardı. Eskiden insanların önünde konuşamazdı. Şimdi yüzlerce kişinin karşısında duruyordu. Öğretmeni gülümsedi. — Şimdi sırada Emir’in konuşması var. Oğlum derin bir nefes aldı. Sonra kalabalığın içinde beni buldu. Ve şunu söyledi: — Kahramanlar bazen pelerin takmaz. Bazen sadece “Seni bırakmam” diyen babalar olur. O an salondaki herkes alkışladı. Ama ben hiçbir şeyi duymuyordum. Çünkü yıllar sonra ilk kez oğlumun gözlerinde korku değil… Huzur vardı.
Benzer Galeriler
-
Annem, 75 yaşında bir kadın, karnının sanki ateşler içinde yanıyormuş gibi ağrıdığını söyledi
-
Kızım seyahate çıkarken, komadaki kayınvalidesine bakmam için bana yalvardı
-
Yedi yaşındaki oğlum bana, “Annemin arkadaşı sen seyahate çıktığında bizim yatakta uyuyor,” dedi
-
Ölmeden hemen önce annem bana şehirde yaşayan üç zengin ağabeyim olduğunu söyledi
-
Oğlum sekiz yaşında titreyerek eve geldi ve bana yalvardı
-
Kimsenin aklına gelmeyeni sadece bir çocuk biliyordu: Annesi hâlâ yaşıyordu.


