Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Bir can için beş milyon Lira, beni bu kadar ucuz mu sandın? » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 5.05.2026

Bir can için beş milyon Lira, beni bu kadar ucuz mu sandın?

2 / 2

Atölyemin kapısı o tanıdık, ağır ve otoriter vuruşla sarsıldığında, zaman bir anlığına durdu. İçerideki gümüş buhurdanlıktan yayılan öd ağacı kokusu, dışarıdan gelen deniz tuzuyla karışıyordu. Kapıyı açtığımda karşımda duran adam, üç yıl boyunca uğruna her şeyimi feda ettiğim Kerem’di. Ama o eski, devrilmez çınar gitmiş; yerine omuzları çökmüş, gözlerindeki o kibirli parıltı sönmüş bir enkaz gelmişti. “Lara Hanım?” dedi, sesi titriyordu. “Tasarımlarınız… bana birini hatırlattı.”

Gülümsedim. Ama bu bir kadının değil, một kẻ đi săn đang nhìn con mồi sập bẫy. “Buyurun Kerem Bey,” dedim, sesim pürüzsüz bir mermer kadar soğuktu. “Lâm Sơ Ảnh—yani Lara Işık olarak sizi ağırlamak bir şeref.” Onu içeri davet ettim. Masamın üzerinde duran o özel tasarım kolyeyi, “İhanetin Gözü” adını verdiğim parçayı eline aldı. O an, Selin’in üç yıl önce beni o merdivenlerden ittiği anın tüm kanıtları—gizli kayıtlar ve banka dekontları—zaten emniyet müdürlüğünün masasına ulaşmıştı bile.

“Bu kolyeyi müstakbel eşiniz Selin Hanım için mi bakmıştınız?” diye sordum, kelimeleri birer zehirli ok gibi fırlatarak. Kerem kolyeye bakarken rengi kireç gibi oldu. Kolyenin tam ortasındaki taşın içine, mikroskobik bir titizlikle o günkü kanlı merdivenin minyatür bir silüetini kazımıştım. “Sen…” diye fısıldadı, “Sen ölmedin mi?” Gözlerindeki şok, yerini tarif edilemez bir acıya bıraktı. Tam o sırada atölyenin televizyonunda son dakika haberi patladı: “Ünlü iş insanı Kerem Bey’in nişanlısı Selin, vergi kaçakçılığı ve cinayete teşebbüs suçlamasıyla gözaltına alındı.”

Kerem dizlerinin üzerine çöktü. O beş milyon Lira’lık kartı fırlattığım mermer basamakları hatırlar gibi, önümde eğildi. “Leyla… özür dilerim. O gece… bebeğimizi… bilmiyordum.” Ayakkabılarımın ucuyla ona bir adım yaklaştım. “Bebeğimizi öldüren sadece o merdiven değildi Kerem,” dedim, eğilip kulağına fısıldadım. “Onu senin o buz gibi bakışların, o ‘thế thân’ dediğin kelimelerin öldürdü. Şimdi git. Selin’in yanına, o çok sevdiğin ‘gerçek’ aşkının yanına git. Ama bil ki, ne paran ne de soyadın artık seni kurtaramaz.”

Fransız lüksünü andıran ama ruhu Anadolu’nun sert rüzgarlarıyla yoğrulmuş bu intikam, tam da istediğim gibi bitiyordu. Kerem atölyeden bir ölü gibi çıkarken, arkasından sadece sessizliğimi bıraktım. Birkaç saat sonra, Boğaz’a nazır o meşhur malikanesinin haciz memurları tarafından mühürlendiğini, Selin’in ise itirafçı olmak için birbirini suçlayan ifadeler verdiğini öğrendim. Her şey mahvolmuştu. Kerem’in yıllarca uğruna dürüstlüğünü sattığı o holding, bir gecede kağıttan bir kaplan gibi dağılmıştı.

Zeynep yanıma geldiğinde, elinde iki kadeh şampanya değil, iki ince belli bardakta tavşan kanı bir Türk çayı vardı. “Bitti mi?” diye sordu. “Bitti,” dedim. “Lâm Vãn đã chết ở Istanbul, và Lara Işık cũng sẽ biến mất từ đây.” Tôi nhìn xuống đôi bàn tay mình, những vết chai do nghề kim hoàn đã thay thế cho những vết sẹo của quá khứ. Công lý không phải là sự trả thù bằng máu, mà là để kẻ ác phải sống trong sự dằn vặt và nghèo khổ suốt phần đời còn lại.

Ertesi gün, üzerimde sade ama asil bir pardösüyle havalimanına gittim. Pasaportumda artık başka bir isim, kalbimde ise bambaşka bir huzur vardı. Kerem’in mahkeme salonundaki o perişan halini gazetelerden okurken, uçağım Paris’e doğru havalanıyordu. O topraklarda bıraktığım sadece bir avuç kan değil, prangalarımdan kurtulmuş ruhumdu. Artık kimsenin gölgesi değildim. Artık kimsenin “thế thân”ı değildim. Ben, kendi hikayesinin başrolü olan, küllerinden doğan o kadındım.

Güneş, uçağın penceresinden içeri sızarken gözlerimi kapattım. İçimde bir yerlerde o minik meleğin fısıltısını duyar gibi oldum: “Anne, şimdi özgürsün.” Evet, özgürdüm. Kırılan her bir kemiğim, dökülen her damla kanım için bedel ödetilmişti. İstanbul arkamda kalırken, içimdeki o fırtına yerini dingin bir denize bıraktı. Hayat, bize bazen en ağır dersleri en sevdiğimiz yerden verir; ama ayağa kalktığımızda, artık hiçbir rüzgar bizi yıkamaz.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |