DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
Adım Zeynep
Benim ismim Zeynep… On altı yaşımda köyden şehre götürdüler beni. “Fabrikada çalışacaksın, ailene para göndereceksin.” dediler. Çocuktum, safça inandım. Oysa fabrika falan yokmuş… Demir kapılar ardında satıldığımı anlismim. O günden sonra hayatımda hiçbir şey aynı olmadı. Bana kimse ismimla seslenmedi; yalnızca bir numara verdiler. Aynanın karşısına geçmeye utanır oldum. Her gece biraz daha öldüm, her sabah gözlerimin altındaki morluklarla uyandım. İçimde tek teselli, çocukken yazdığım ve gizlice sakladığım eski bir defterdi. Son sayfasında şu şekilde diyordu: “Bir gün buradan kurtulacağım.” Aradan seneler geçti… Bir gece patron kapıyı çarparak açtı. Kaşları çatık, sesi sertti: “Hazırlan! Son müşterin geliyor.” Titreyen ellerimle saçımı düzelttim, gözyaşlarımı sildim. İçimde tuhaf bir sorun vardı, sanki bu gece diğerlarından değişik olacaktı. Kapı ağır ağır açıldı. İçeri giren adamı görür görmez nefesim kesildi, donup kaldım. Çünkü gelen sıradan biri değildi… Gelen, senelerdır görmediğim ağabeyimdi. O an tüm kanım çekildi. Dizlerim titredi, ağzımdan tek sözcük çıkmadı. Ağabeyim evvelce bana baktı, sonra etrafına, sonra gene bana… Gözlerindeki şaşkınlık konumunu hiddetye bıraktı. Dudaklarından titrek bir fısıltı döküldü: “Zeynep… bu ne hal?!” Ben gözyaşlarıma engel olamismim. Sözler boğazıma düğümlendi, içimden yalnızca hıçkırıklar döküldü. Daha söyleyecek bir şey bulamadan patron kapının eşiğinde belirdi. Gözleri şüpheyle kısıldı, yüzünde sert bir gülümseme vardı. “Ne bu bakışmalar? Hadi işinize bakın!” dedi, tehditkâr bir sesle. Ağabeyim, gözlerini ondan ayırmadı. Yavaş ama kararlı bir sesle: “Bu kız benim kardeşim. Onu alıp götürüyorum.” dedi. Patron kahkaha attı, odada yankılandı. “Buraya giren öyle basit çıkamaz! Hele senin gibi delikanlı hiç çıkaramaz. Burası öyle ucuz bir yer değil.” Ağabeyim cebinden bir tomar para çıkardı, masanın üzerine fırlattı. “Ne kadar istiyorsan söyle, ama bu gece Zeynep buradan çıkacak!” diye haykırdı. Patron paraya şu şekilde bir baktı, sonra bana, sonra gene ağabeyime… Yüzünde hiddet ve çıkar çatışmasının karıştığı bir ifade vardı. Birkaç saniye sessizlik çöktü, sanki vakit donmuştu. Ben kalbimin sesini kulaklarımda uğultu gibi duyuyordum. Sonunda patron homurdandı, dişlerini sıktı ve eliyle kapıyı işaret etti. “Al git… ama bir daha buralara uğrarsan ne seni, ne kardeşini sağ bırakırım.” Ağabeyim kolumdan tuttu. Çıkarken dizlerim hâlâ titriyordu. Demir kapının ardında, senelerdır görmediğim o sema karşımdaydı. Nefesim açıldı, ciğerlerim yanarcasına havayı içime çektim. Yıldızlar parlıyordu, özgürlüğün kokusu vardı dışarıda. Senelerdir içimde taşıdığım defterin son cümlesi geldi aklıma: “Bir gün buradan kurtulacağım.” Ve işte o gece… yazdığım o cümle nihayet gerçeğe dönüştü. Ağabeyimin beraberinde yürürken gözyaşlarım süzülüyordu. Ama bu defa acıdan değil, gene doğuşumdan. Ben bundan sonra geçmişin karanlığında bir numara değil, ismimla yaşam sürdüren bir insandım: Zeynep.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Henüz sadece üç günlük evliydik ki kayınvalidem kendi evime girip bacaklarıma bir tencere kaynar yemek döktü
-
O iğrenç bez bebeğe sarılan kızım hıçkırarak, ‘O babamın hediyesi, ne olur atma!’ diye ağladı.
-
Altı yaşındaki oğlum, yaşlı komşumuzun elektriğini yeniden açtırabilmesi için kumbarasını tamamen boşalttı
-
Hâkim, 9 yaşındaki çocuğa kiminle yaşamak istediğini sordu
-
GÖREVLİĞE VERDİĞİ DEĞER ÜZDÜ
-
Komşu her gün hiçbir şeyin yetişmediği aynı toprak parçasını suluyordu
