- “Ben ise ekranda ne olduğunu gördüğüm anda ağzımı elimle kapattım.” Çünkü sahnenin arkasındaki dev ekranda, yıllardır görmediğim bir video oynuyordu. Ve videoda annem vardı. Salondaki herkes susmuştu. Sibel ise sahnenin ortasında, annemin diktiği elbisenin birebir kopyasıyla öylece kalakalmıştı. Görüntü biraz eskiydi. Annem yatak odamızdaki küçük çalışma masasının önünde oturuyordu. Başında renkli bir eşarp vardı. Hastalığı yüzünden oldukça zayıflamıştı ama gülümsüyordu. Kucağında ise benim mezuniyet elbisem duruyordu. Bir an nefes almayı unuttum. Bu videoyu daha önce hiç görmemiştim. Annem kameraya bakarak konuşmaya başladı. “Eğer bu videoyu izliyorsan, muhtemelen elbiseyi tamamlamayı başarmışımdır.” Sesini duyduğum anda gözlerimden yaşlar süzüldü. Arkamdaki öğrencilerden birkaçının burnunu çektiğini duydum. Annem devam etti. “Bu elbiseyi kızım için dikiyorum. Belki onu mezuniyet gecesinde göremeyeceğim. Ama o gece kendisini yalnız hissetmesini istemiyorum.” Başımı çevirdiğimde Doruk’un sahnenin yan tarafında durduğunu gördüm. Elinde bir dizüstü bilgisayar vardı. Bütün bunları nasıl bulduğunu anlamıyordum. Sibel ise artık kızgın görünmüyordu. Korkuyordu. Çünkü video devam ettikçe onun yüzündeki renk biraz daha soluyordu. Annem kamerada elbisenin korsajını gösterdi. “Bu elbisenin içinde küçük bir sır var,” dedi. Kalbim hızlandı. Annem elbisenin iç astarındaki küçük bir dikişi gösterdi. “Buraya kızım için bir not diktim. Mezuniyet gecesinde bulmasını umuyorum.” İstemsizce kendi elbiseme baktım. Onca yıl boyunca o küçük dikişi hiç fark etmemiştim. Tam o anda Sibel bir adım öne çıktı. “Bu saçmalık yeter!” Sesi bütün salonu doldurdu. Doruk videoyu durdurmadı. Sibel ona doğru yürümeye başlayınca okul müdürü ve iki öğretmen sahnenin kenarına yaklaştı. “Lütfen yerinizde kalın,” dedi müdür. Sibel öfkeyle arkasını döndü. “Bu çocuk benim iznim olmadan özel görüntülerimizi yayınlıyor!” İşte o zaman Doruk ilk kez ciddi bir sesle konuştu. “Video sizin değil.” Sibel dondu. Doruk bana baktı. “Bu sabah bana senin teyzen ulaştı.” Şaşkınlıkla ona baktım. Annemin kız kardeşi Sevil teyzem yıllardır başka bir şehirde yaşıyordu. Babamla araları annemin ölümünden sonra bozulmuştu ve çok az görüşüyorduk. Doruk
- “Geçen hafta baloya hangi elbiseyle geleceğini anlattığında annenin hikâyesini anlatmıştın. Ben de sana sürpriz yapmak için Sevil Hanım’a ulaştım. Annenin eski videoları onda kalmış.” Sonra yüzünü Sibel’e çevirdi. “Ama videoları izlerken başka bir şey fark ettik.” Sibel’in gözleri büyüdü. Doruk videoyu birkaç saniye ileri sardı. Bu kez görüntüde annem yoktu. Kamera hâlâ açıktı ve masa görünüyordu. Arka taraftan iki kişinin sesi geliyordu. Biri babamdı. Diğeri Sibel. Salondaki uğultu bir anda kesildi. Sibel’in yıllar önceki sesi duyuldu. “Hakan, bunu ona söylemek zorundasın.” Babamın sesi geldi. “Şimdi zamanı değil.” “Ne zaman olacak? O öldükten sonra mı?” Kalbim deli gibi atmaya başladı. Sibel sahneden inmeye çalıştı ama müdür önüne geçti. Videodaki konuşma devam etti. Babam, “Bunun yanlış olduğunu biliyorum,” dedi. Sibel cevap verdi. “Ama artık geri dönemeyiz.” Ardından birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra Sibel’in sesi yeniden duyuldu. “Zaten onun ne kadar zamanı kaldı ki?” Salonun içinden şaşkınlık sesleri yükseldi. Babama baktım. Arka tarafta durmuştu. Yüzü kıpkırmızıydı. Başını kaldırmaya bile cesaret edemiyordu. O anda gerçeği anladım. Sibel annemin ölümünden sonra babamla yakınlaşmamıştı. Çok daha önce başlamıştı. Annem hâlâ hayattayken. Dizlerimin bağı çözüldü. Doruk hemen yanıma geldi. “İyi misin?” Cevap veremedim. Sibel ise kontrolünü tamamen kaybetti. “Bunu böyle anlatamazsınız!” diye bağırdı. “O evlilik zaten bitmişti!” Babam nihayet konuştu. “Sibel, sus.” Ama artık çok geçti. Sibel öfkeyle babama döndü. “Şimdi mi sus diyorsun? Yıllarca her şeyi benim üzerime bıraktın!” Salondaki herkes ikisine bakıyordu. Ben ise artık insanların ne düşündüğünü umursamıyordum. Tek düşündüğüm annemin son günleriydi. Annem hastayken neden bazı geceler tek başına ağladığını hatırladım. Babam eve geç geldiğinde neden hiçbir şey sormadığını… Sibel ziyaretimize geldiğinde neden annemin gülümsemesinin bir anda kaybolduğunu… Belki annem her şeyi biliyordu. Belki sadece bana söylemek istememişti. Doruk videoyu yeniden oynattı. Annem tekrar ekrandaydı. “Hayatta bazen insanlar seni incitir,” diyordu. “Bazen bunu yabancılar değil, en çok güvendiğin insanlar yapar.” Salonda çıt çıkmıyordu. “Böyle zamanlarda onların yaptığı kötülüğün seni de kötü birine dönüştürmesine izin verme.” Artık ağlamamı durduramıyordum. Annem kameraya gülümsedi. “Bu elbiseyi giydiğin gece senden tek istediğim şey şu: Kendini seç. Kimsenin seni değersiz hissettirmesine izin verme.” Video sona erdi. Uzun süre kimse konuşmadı. Sonra Doruk bana yaklaşıp elbisemin iç kısmındaki küçük dikişi gösterdi. “Sanırım not hâlâ orada.” Titreyen ellerimle astarı açtım. İçeriden küçücük, katlanmış bir kâğıt çıktı. Üzerinde annemin el yazısı vardı. “Güzel kızım, hayatında seni gölgede bırakmaya çalışan insanlar olacak. Ama ışık başkasını karartınca değil, kendi içinden gelince güzeldir. Seni seviyorum. Anne.” O satırları okuduğum anda içimde aylardır taşıdığım bütün öfke dağıldı. Sibel’e baktım. Artık ona bağırmak istemiyordum. Onu küçük düşürmek de istemiyordum. Çünkü annemin son sözlerini anlayabiliyordum. Sibel beni annemin elbisesini kopyalayarak gölgede bırakabileceğini sanmıştı. Ama elbisenin değerini kumaşı belirlemiyordu. Onu kimin diktiği belirliyordu. Yanına doğru yürüdüm. Sibel savunmaya geçer gibi kollarını göğsünde birleştirdi. “Ne söyleyeceksen söyle.” Başımı salladım. “Hiçbir şey söylemeyeceğim.” Şaşırdı. Sadece şunu ekledim: “Çünkü bu elbisenin aynısını yaptırabilirsin. Ama bana neden dikildiğini asla kopyalayamazsın.” Sibel cevap veremedi. O gece babamla birlikte balodan erken ayrıldılar. Ben ise kalmaya karar verdim. Doruk elimi tuttu ve beni dans pistine götürdü. İlk şarkı başladığında annemin notu hâlâ avucumdaydı. Başımı kaldırıp etrafımdaki ışıklara baktım. Aylar sonra ilk kez annemi kaybettiğimi değil, onun bana ne bıraktığını düşündüm. Sadece bir elbise değildi. Sadece bir not da değildi. Bana, başkalarının yaptığı kötülüklerin kim olduğumu belirlemesine izin vermemeyi öğretmişti. Yıllar sonra o elbiseyi hâlâ saklıyorum. Ama onu artık annemin ölümünü hatırlatan bir eşya olarak görmüyorum. Kızım olduğunda ona vermeyi düşünüyorum. Elbiseyle birlikte annemin yazdığı küçük notu da vereceğim. Ve ona o gece yaklaşık iki yüz kişinin önünde öğrendiğim şeyi anlatacağım: Bazı insanlar senin ışığını söndürmek için senin gibi giyinebilir, senin yerini almaya çalışabilir, hatta geçmişini bile çalmaya kalkabilir. Ama gerçekten sana ait olan sevgiyi asla kopyalayamazlar.

