- İş seyahatim için iş dünyasının önemli isimlerinin katıldığı uzun bir uçuşa hazırlanıyordum. Business sınıfından biletimi aylar öncesinden almış, uçakta rahatça çalışıp dinlenmeyi planlamıştım. Yolcular yerlerine yerleşirken her şey normal görünüyordu, ta ki yan koltuğumun sahibi olan şık takım elbiseli, kibirli adam gelene kadar. Beni görür görmez yüzünü ekşitti ve çevredekilerin duyacağı bir sesle, “Bu ne rezalet! Business parası ödedim ama metrodaki gibi sıkış tıkış yolculuk yapacağım,” diye söylendi. Adam kilom yüzünden beni açıkça hedef alıyor, söylenmeye devam ediyordu: “Bunun gibilere neden buralarda yer satarlar ki? Önemli bir konferansa gidiyorum, çalışmam lazım ama düzgünce oturamadım bile.” Ağır adımlarla yanıma otururken dirseğiyle beni sertçe itti. Sadece canım yanmamış, gururum da feci şekilde kırılmıştı. Gözyaşlarımı tutmaya çalışarak yüzümü pencereye çevirdim; dışarıdan saygın görünen bir insanın bu kadar acımasız ve ilkel olabileceğine inanamıyordum. Uçuş boyunca adam durmaksızın homurdandı, kaba hareketlerle beni rahatsız etmeye çalıştı. Hakaretlerine ve kötü niyetli tavırlarına sabırla katlandım; önyargılı bakışlara alışıktım ama bu derece açık bir nefretle ilk kez karşılaşıyordum. İçimdeki kırgınlığı işime odaklanarak bastırmaya çalıştım. Yolculuğun sonuna yaklaştığımızda, uçağın tekerlekleri piste değdiğinde adamın sergilediği bu kaba davranışın cezasını hayatın ona çok ironik bir şekilde keseceğinden henüz ikisinin de haberi yoktu. Uçak indiğinde, ekonomi sınıfında seyahat eden asistanım yanıma geldi.
- Saygıyla eğilerek, “Bayan Smith, otel girişinden sonra doğrudan konferans alanına geçelim mi? Sunum için her şeyi hazırladım,” dedi. Yanımdaki adam bu sözleri duyunca adeta donakaldı. Asistanım uzaklaşırken adam az önceki küstah tavrını tamamen bir kenara bırakıp titreyen bir ses tonuyla, “Affedersiniz… Siz de mi konferansa gidiyorsunuz? Orada bilişsel teknolojiler üzerine konuşacak çok saygın bir bilim kadını vardı, onun da soyadı Smith’ti,” diye sordu. Çantamı alıp ayağa kalktım, gözlerinin içine sakin bir güçle bakarak, “Evet, o bahsettiğiniz kişi benim,” dedim. Adamın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu, kekelemeye başlayarak aslında çalışmalarıma ne kadar hayran olduğundan bahsetmeye çalıştı. Ona sadece hafifçe gülümseyip önünden geçerek uçaktan ilk çıkan ben oldum; o ise koltuğunda adeta havası sönmüş bir balon gibi kalakaldı. Bu unutulmaz dersin ardından, insanları sadece dış görünüşlerine göre yargılamayı bırakmış olduğunu umuyorum.

