DOLAR
Alış: 49.21
Satış: 49.40
EURO
Alış: 55.06
Satış: 55.28
GBP
Alış: 65.04
Satış: 65.52
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
12.10.2026
Uçakta Alanımı İşgal Eden Adam Tuvalete Gidince Bir Karar Verdim
- “Siz kullanmıyorsanız ne zararı var?” Yanımdaki adamın saatlerdir tekrarladığı bu cümle, sonunda bana hayatımın en cesur kararlarından birini verdirmişti. Tuvaletten döndüğünde koltuğuna bakıp yüzü kıpkırmızı kesildi. “Sen ne yaptın böyle?!” diye bağırdı. Başımı kaldırıp sakince gülümsedim. “Biraz yer değiştirdim,” dedim. “Ne zararı var?” Çünkü artık cam kenarında ben oturmuyordum. Benim yerimde, koridor tarafında saatlerdir sessizce seyahat eden iri yarı adam vardı. Ben de onun eski koltuğuna geçmiştim. Yolculuğun başından beri tek kelime konuşmayan bu yolcu, neredeyse iki metre boyundaydı. Geniş omuzları yüzünden kendi koltuğuna güçlükle sığıyordu. Ama bütün uçuş boyunca dizlerini toparlamış, kimseyi rahatsız etmemişti. Adam tuvalete kalktığında ona dönüp fısıldamıştım: “Beyefendi, yer değiştirmemizin bir sakıncası olur mu?” Önce şaşırmış, ardından yüzümdeki acıyı fark etmişti. “Yanınızdaki adam yüzünden mi?” diye sormuştu. Başımı sallamıştım. “İsterseniz hemen değiştirelim,” demişti. “Zaten olanları gördüm.” Kabin görevlisine de haber vermiştik. Boşalan iki koltukta yer değiştirmemizin uygun olduğunu söyleyince çantamı alıp koridor tarafına geçmiştim. Hepsi bir dakikadan kısa sürmüştü. Şimdi o adam, karşısında kendisinden çok daha uzun bir yolcu görünce ne yapacağını şaşırmıştı. “Bu benim koltuğum!” dedi öfkeyle. İri yarı yolcu başını kaldırdı. “Ortadaki koltuk sizin. Ben cam kenarındayım.” “Az önce burada kadın oturuyordu!” “Artık oturmuyor.” Adam bana döndü. “Sen kimsin de böyle karar veriyorsun?” “Biletini almış bir yolcuyum,” dedim. “Tıpkı sizin gibi.” Adam homurdanarak yerine oturdu. Her zamanki gibi dizlerini iki yana açmaya kalkınca bu kez başka birinin bacağına çarptı. Cam kenarındaki yolcu sakince konuştu: “Pardon, dizinizi kendi tarafınızda tutar mısınız?” Adamın dudakları gerildi. “Ben bir doksan boyundayım!” “Ben de bir doksan sekizim,” dedi yolcu. “Ama ikimiz de aynı ölçüde koltuk satın aldık.” Arka sıradan boğuk bir kahkaha duyuldu. Adam çevresine öfkeyle baktı. “Çok komik, değil mi?” Kimse cevap vermedi. Ben çantamdan su şişemi çıkarıp bir yudum aldım. Saatler sonra ilk kez kalçamı ağrıtmadan oturabiliyordum.
- Fakat mesele orada bitmedi. Adam ceketini yeniden iki koltuğun arasına sıkıştırmaya çalıştı. Cam kenarındaki yolcu ceketi nazikçe kaldırıp sahibine uzattı. “Bu sizin sanırım.” “Orada duruyordu!” “Şimdi kendi tarafınızda durabilir.” Adam ceketi çekip aldı. Ardından öne eğilerek bana seslendi: “Beni küçük düşürmek için mi yaptın bunu?” Bu soru karşısında düşündüm. Gerçekten onu utandırmak için mi yer değiştirmiştim? Hayır. Ben yalnızca huzur istiyordum. Ama karşısındaki insanın da kendisi kadar yer kaplaması, ona hakaret gibi geliyordu. “Ben sizinle uğraşmak istemiyorum,” dedim. “Sadece yolculuğumu rahat geçirmek istiyorum.” “Şikâyet edeceğim seni!” Tam o sırada kabin görevlisi yanımıza geldi. Adı yakasındaki kartta Başak yazıyordu. “Bir sorun mu var?” diye sordu. Adam hemen doğruldu. “Var! Bu kadın kafasına göre yer değiştirip beni rahatsız ediyor.” Başak önce bana, sonra cam kenarındaki yolcuya baktı. “Yer değişikliğini benim onayımla yaptılar, beyefendi.” Adamın sesi yükseldi. “Öyleyse siz de suçlusunuz!” Başak sakinliğini korudu. “Lütfen sesinizi alçaltın. Diğer yolcuları rahatsız ediyorsunuz.” Adam elindeki plastik kahve bardağını sertçe kol dayanağına bıraktı. Bardak devrildi; kalan kahve kendi pantolonuna ve ayakkabısına döküldü. Bir an herkes dondu. Adam ayağa fırlamaya çalışırken emniyet kemerine takıldı. “Gördünüz mü? İşte bunlar yüzünden!” diye bağırdı. “Bardağı siz devirdiniz,” dedi cam kenarındaki yolcu. Adam bu kez elini bana doğru uzattı. “Sen karışmasaydın bunların hiçbiri olmayacaktı!” İşte o an kalbim hızlandı. Yüzündeki öfke, rahmetli eşimin ölümünden sonra tek başıma karşılaştığım bütün zor anları hatırlattı. Yine de gözlerimi kaçırmadım. Başak aramıza geçti. “Beyefendi, yerinize oturun. Bu davranışınız kayda geçirilecek.” Adam öfkeyle gülümsedi. “Benim kim olduğumu biliyor musunuz?” Başak cevap vermeden önce kısa bir sessizlik oldu. “Şu anda bildiğim tek şey, uçuş güvenliğini ve yolcu huzurunu sağlamakla görevli olduğum.” Arka sıralardan biri alkışlayınca Başak elini kaldırıp herkesten sakin olmasını istedi. Ardından adamın üzerine temiz peçeteler bıraktı ve kabin amirini çağırdı. Gelen amir önce bizi ayrı ayrı dinledi. Ben sabah uçağa binerken başlayanları birer birer anlattım. Dizini koltuğuma uzatmasını, masamı açmama izin vermemesini, defalarca rica etmeme rağmen alay etmesini… “Niye daha önce haber vermediniz?” diye sordu amir. Bu sorunun cevabı boğazımda düğümlendi. “Çünkü kimseye zahmet vermek istemedim,” dedim. “Biraz dayanırsam bitecek sandım.” Cam kenarındaki yolcu söze girdi. “Hanımefendinin söylediklerinin hepsini duydum. Defalarca kibarca uyardı. Adam dinlemedi.” Arkamızdaki genç kadın da öne eğildi. “Ben de şahidim. Hatta hanımefendinin sürekli cama doğru sıkıştığını gördüm.” İlk kez biri açıkça benim yanımda duruyordu. Gözlerim doldu. Bir an, yıllar önce otobüste ayakta giderken yaşlı bir kadına yer verdiğim günü hatırladım. O kadın elimi tutup, “Bir gün sen yorulduğunda da biri seni görsün,” demişti. O zaman bu sözün üzerinde durmamıştım. Şimdi aynı dileğin, gökyüzünün ortasında tanımadığım iki insan sayesinde gerçekleştiğini hissediyordum. İnsanların birbirini görmesi, bazen en büyük yardımdı. Kutay bana sessizce bir mendil uzattı. “Hakkınızı istemek ayıp değil,” dedi. O küçücük cümle içimde bir kapıyı açtı. Yıllardır kırılmasınlar diye başkalarının önüne koyduğum ihtiyaçlarımı ilk defa utanmadan düşündüm. Oysa sadece bir koltuktan söz ediyorduk. Fakat insan bazen küçücük bir haksızlığı anlatırken yıllarca içine attığı bütün kırgınlıkları da hissediyordu. Amir, adamı daha sakin davranması konusunda kesin bir dille uyardı. Olayın raporlanacağını ve inişte gerekli değerlendirmenin yapılacağını söyledi. Adam artık bağırmıyordu. Ama gözlerini benden ayırmıyordu. Bir süre sonra uçakta ışıklar kısıldı. Ben telefonumdan kızımın gönderdiği fotoğrafı açtım. Minicik torunum hastane battaniyesine sarılmış, yumruklarını yanaklarına dayamış uyuyordu. Adı İdil’di. Kızım, fotoğrafın altına “Anne, sana benziyor, değil mi?” yazmıştı. O yüzü görünce bütün gerginliğim dağıldı. Ona kavuşmak için çektiğim bu yolculuğun bir yabancının kabalığıyla hatırlanmasını istemiyordum. Derken yanımdan kısık bir ses geldi. “Torununuz mu?” Cam kenarındaki yolcuya baktım. “Evet. İlk torunum. Bugün ilk kez kucağıma alacağım.” Adam gülümsedi. “Benim annem de ilk torununu görmek için tek başına uçmuştu. O zaman onun ne kadar heyecanlandığını anlamamıştım.” “Şimdi anlıyor musunuz?” “Evet,” dedi. “Geçen yıl baba oldum.” Adının Kutay olduğunu öğrendim. Antalya’da yaşıyor, bir hastanede fizyoterapist olarak çalışıyordu. Kalçamı tutarak oturduğumu görünce uzun süre sıkışık kalmanın ağrıyı artırabileceğini söyledi. Ayağa kalkmanın güvenli olduğu zamanlarda biraz hareket etmemi önerdi. Konuşmamız sırasında ortadaki adam sessizce önüne bakıyordu. İnişe yaklaşık kırk dakika kala beklenmedik bir şey oldu. Adam kulaklığını çıkarıp bana döndü. “Bir şey söyleyeceğim.” İçim gerildi. “Dinliyorum.” “Ben bugün işimle ilgili kötü bir haber aldım. Sinirlerim bozuktu.” Cevap vermedim. “Belki biraz abartmış olabilirim.” Kutay kitabını kapattı ama araya girmedi. Adam bir süre bekledikten sonra ekledi: “Tamam, kaba davrandım. Özür dilerim.” Sesindeki mahcubiyetin ne kadarının gerçek olduğunu bilmiyordum. Fakat söylediği şeyi duymak yine de önemliydi. “Özrünüzü kabul ediyorum,” dedim. “Ama bir şeyi anlamanızı istiyorum. Ben küçük olduğum için hakkım da küçük değil.” Adam gözlerini indirdi. İlk kez söyleyecek alaycı bir söz bulamamıştı. İniş anonsu yapıldığında pencereden Antalya’nın ışıkları görünüyordu. Kalbim bu kez heyecandan çarpmaya başladı. Uçak indikten sonra herkes çantalarını almaya yöneldi. Kabin amiri adamdan kısa süre yerinde kalmasını rica etti. Olayla ilgili raporun tamamlanması için kendisiyle görüşeceklerini söyledi. Adam başını salladı; artık itiraz etmedi. Ben çıkışa doğru yürürken Başak yanıma yaklaştı. “Hanımefendi, yolculuğunuzun böyle geçmesine üzüldüm.” “Ben de üzüldüm,” dedim. “Ama bugün bir şey öğrendim.” “Nedir?” “İnsanın sesini yükseltmeden de kendini savunabileceğini.” Başak gülümsedi. “Bazen en etkili cevap budur.” Terminale çıktığımda kızımı uzaktan gördüm. Kucağında pembe battaniyeye sarılmış bebeği tutuyordu. Bana el sallayınca adımlarım hızlandı. “Anne!” diye seslendi. Sarılırken kendimi tutamadım, ağladım. “Kötü bir şey mi oldu?” diye telaşlandı. “Yok kızım,” dedim. “Uzun bir yolculuktu sadece.” Sonra İdil’i kucağıma verdi. Minicik yüzüne bakarken uçağın bütün gürültüsü, adamın bağırışları ve saatler süren ağrı uzak bir anıya dönüştü. İdil gözlerini açıp parmağımı tuttu. O kadar küçüktü ki avucunun içinde neredeyse kayboluyordu. Ama parmağımı öyle kararlı kavramıştı ki gülümsedim. Kızım merakla yüzüme baktı. “Ne oldu anne, niye gülümsüyorsun?” “Bugün bir adam bana küçük olduğum için daha az yere ihtiyacım olduğunu söyledi,” dedim. “Ben de ömrümde ilk kez, bulunduğum yerin bana ait olduğunu hatırladım.” Kızım önce şaşırdı, sonra bana sımsıkı sarıldı. O gece İdil’i beşiğine yatırırken rahmetli eşimin sandalyeden bile özür dilememle ilgili şakasını hatırladım. Yıllarca nezaketle suskunluğu aynı şey sanmıştım. Oysa birine saygılı davranmak, kendi hakkından vazgeçmek demek değildi. Torunumun minicik elini son kez öptüm ve fısıldadım: “İnşallah büyüdüğünde herkese nazik davranırsın, güzel kızım. Ama biri sana yerinin olmadığını söylerse sakın inanma.” Çünkü o gün gökyüzünde öğrendiğim şey yalnızca koltuğumu nasıl koruyacağım değildi. İnsan ister bir metre elli sekiz, ister iki metre olsun; hak ettiği saygının ölçüsü boyuyla değil, insan oluşuyla belirlenirdi.


