- Gece yarısına yaklaşıyordu. Oğlum Arda’nın Bursa’daki lüks villası, derin bir ölüm sessizliğine gömülmüştü. Salondaki tabutun etrafı beyaz zambaklar ve mumlarla donatılmıştı. Herkes altı yaşındaki torunum Zeynep’in ani bir solunum yolu hastalığından öldüğüne inanıyordu. Oğlum ve gelinim Pınar, cenaze öncesi dinlenmek istediklerini söyleyerek yukarı çıkmışlardı. Benim de eve dönmemi istediler ama gidemedim. Torunuma son bir kez veda etmek, o soğuk yüzüne bakmak zorundaydım. Gözyaşları içinde tabutun kapağını yavaşça kaldırdım. Tam o anda zambak kokularının arasında bir mucize gerçekleşti: Zeynep’in göz kapakları hafifçe kıpırdadı. Dudağına dokundum, göğsünün yükselip indiğini hissettim. Ilık bir nefes avucuma çarptı. O yaşıyordu! Yüzü ateşler içinde yanıyordu. Küçük dudakları titredi ve kulağıma doğru fısıldadı: “Babaanne… Çok uslu durdum, hiç ses çıkarmadım.” Dehşet içinde fark ettim ki Zeynep tabutun içine hareket edemeyeceği şekilde sabitlenmişti. Bu bir hastane hatası olamazdı; birileri onun canlı olduğunu bile bile buraya koymuştu! Parmaklarımla kumaş döşemenin altını aradım ve gizlenmiş küçük bir metal anahtar buldum.
- Kilidi açıp Zeynep’i kucağıma aldım. Zayıf kollarıyla boynuma sarıldı. Aylar boyunca Pınar’ın söylediği yalanlar zihnimde yankılandı: “Zeynep uyuyor”, “Doktor kimseyle görüşmesini istemiyor…” Meğer her şey korkunç bir tuzakmış. Torunumu siyah yün şalıma sarıp çamaşır odasına koştum. Kapıyı kilitledim ve hemen acil servisi aradım. Telefona çıkan görevliye torunumun canlı olduğunu, bir tabutun içinden çıkardığımı söyledim. Daha konuşmam bitmeden merdivenlerden sert ayak sesleri yankılandı. Oğlum Arda aşağı koşuyordu. Çamaşır odasının kapı kolunu hışımla zorlamaya başladı. “Kapıyı aç anne! Ne yaptığını bilmiyorsun!” diye bağırdı. Arkasından Pınar’ın panik dolu çığlığı duyuldu: “Kızı buldu mu? O daha uyanmamalıydı!” O an kafamdaki son şüphe kırıntısı da eridi. Dışarıda polis sirenleri yaklaşırken Arda kapıyı kırmatçasına vuruyordu. Torunumu göğsüme daha sıkı bastırdım, kapı gürültüyle sarsılırken gözlerimi kapatıp polislerin yetişmesi için dua ettim…Siren sesleri sokağı kapladığında polisler ve sağlık görevlileri içeri girdi. Sağlık görevlisi Zeynep’i kucağımdan alıp ilk müdahaleyi yaptığı an korkunç gerçek yüzümüze çarptı: “Çocuk yaşıyor! Yüksek ateş ve zehirlenme belirtileri var, hemen yoğun bakıma götürmeliyiz!” Pınar çığlık atarak görevlilerin üzerine yürüdü ama polisler onu engelledi. Hastanede yapılan detaylı testlerde, Arda ve Pınar’ın Zeynep’i sekiz aydır ağır veteriner sakinleştiricileriyle zehirlediği ortaya çıktı. Amaçları, sahte sağlık raporlarıyla çocuğu hasta gibi gösterip, kızlarının adına yaptırdıkları 30 milyon liralık hayat sigortasını almak ve internet üzerinden topladıkları bağışlara el koymaktı. Zeynep’i henüz nefes alırken diri diri toprağa gömmeyi planlamışlardı. Adalet hızlı işledi. Mahkemede tüm kanıtlar sunulduğunda Arda suçunu itiraf etti. Pınar kasten adam öldürmeye teşebbüs ve çocuk istismarından 45 yıl hapis cezası alırken, Arda 35 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Torunumun tüm velayeti mahkeme kararıyla bana verildi. Aradan İki Yıl Geçti… Şimdi Bolu’nun temiz dağ havasında, bahçeli müstakil evimizde yeni bir hayata kucak açtık. Sıcacık bir ekim öğleden sonrasında, sekiz yaşına basan Zeynep, köpeğimiz Paşa ile yemyeşil çimlerde neşeyle koşuşturuyor. Yanakları pembeleşmiş, o kimyasal zehirlerin etkisindeki solgun çocuktan eser kalmamış. Davayı ilk günden beri takip eden Komiser Seda ziyaretimize geldiğinde, tüm temyiz başvurularının reddedildiğini ve davanın tamamen kapandığını müjdeledi. Artık ne Arda ne de Pınar hayatımıza bir daha gölge düşürebilirdi. Seda gittikten sonra fırından yeni çıkardığım elmalı turtanın kokusu mutfağı sardı. Zeynep yanıma gelip sımsıkı sarıldı: “İyi ki o gece gitmedin babaanne,” diye fısıldadı. Onu kucağıma çekip alnından öptüm. Hayat bana sevginin sadece duygulardan ibaret olmadığını; korumak, mücadele etmek ve karanlığa karşı durmak olduğunu öğretmişti. O karanlık gece geride kalmıştı; Bolu’nun gökyüzü altında, kapılarımız ardına kadar açık ve geleceğimiz tamamen bize aitti.

