- İlişkimizin ilk zamanlarında her şey oldukça sıradandı. Birlikte vakit geçiriyor, uzun uzun konuşuyor, gelecek planları kuruyorduk. Ancak zamanla sevgilimin benden istediği bir şey dikkatimi çekmeye başladı. Her gece, istisnasız şekilde bana aynı mesajı gönderiyordu: “Bugünkü fotoğrafını atar mısın?” İlk başta bunu tatlı bir alışkanlık olarak gördüm. Sonuçta birbirimizi seviyorduk ve gün içinde her an birlikte olamıyorduk. Ben de bazen işten çıkarken, bazen evde otururken çektiğim sıradan fotoğrafları gönderiyordum. Fakat haftalar geçtikçe ilginç bir durum fark ettim. Sevgilim özel pozlar ya da kusursuz fotoğraflar istemiyordu. Tam tersine… “Bugün güldüğün bir an olsun.” “Kitap okurken çekilmiş bir kare gönder.” “Kahveni içerken çek.” “Pencereden dışarı bakarken bir fotoğraf at.” Bu istekler bana biraz garip gelmeye başlamıştı. Bir akşam dayanamadım. “Neden sürekli fotoğraf istiyorsun?” diye sordum. Mesajıma kısa bir cevap verdi: “Hoşuma gidiyor.” Ama bunun gerçek neden olmadığını hissediyordum. Aradan birkaç hafta daha geçti. Bir gün yoğunluktan dolayı fotoğraf göndermeyi unuttum. Gece telefonuma gelen mesaj dikkatimi çekti. “Bugün hiç fotoğraf gelmedi.” Mesajın sonunda üzgün bir emoji vardı. O an merakım daha da arttı. Ertesi hafta buluştuğumuzda konuyu yeniden açtım. “Gerçekten neden bu kadar önemsiyorsun?” Bu kez gülümsemedi. Bir süre sessiz kaldı. Sonra çantasından küçük bir klasör çıkardı. Masaya bıraktığında ne olduğunu anlayamadım. Klasörü açınca şaşkınlıkla ona baktım.
- İçinde yüzlerce fotoğraf vardı. Benim fotoğraflarım… Aylardır gönderdiğim bütün kareler… Bazıları son derece sıradandı. Birinde otobüs bekliyordum. Birinde kahve içiyordum. Birinde yağmurlu havada yürüyordum. Bazılarının çekildiğini bile hatırlamıyordum. “Neden bunları saklıyorsun?” diye sordum. Derin bir nefes aldı. Sonra sessizce konuşmaya başladı. “Çünkü insanlar değişiyor.” Bu cevabı beklemiyordum. Fotoğraflardan birini gösterdi. İlişkimizin ilk aylarında gönderdiğim bir kareydi. Yüzüm farklı görünüyordu. Bakışlarım farklıydı. Gülüşüm bile değişmiş gibiydi. Sonra birkaç ay sonraki başka bir fotoğrafı açtı. Aradaki farkı ilk kez o kadar net gördüm. “Zamanın geçtiğini çoğu zaman fark etmiyoruz,” dedi. “Her gün aynaya baktığımız için değişimi göremiyoruz.” Sessizce dinliyordum. Sonra gözlerini fotoğraflardan ayırmadan konuşmaya devam etti. “Ben küçükken dedemi çok severdim. Onu kaybettikten sonra elimde neredeyse hiç fotoğrafı olmadığını fark ettim. Yıllar geçtikçe yüzünü hatırlamakta zorlandım.” Sesi biraz titredi. “İşte o zaman anladım ki insanlar bir gün sadece anılarımızda kalıyor.” Masanın üzerindeki fotoğraflara baktım. Bir anda hepsinin anlamı değişmişti. Onlar sadece görüntü değildi. Yaşanmış günlerin kayıtlarıydı. Mutlu anların… Sıradan günlerin… Fark edilmeden geçen zamanın… Bir sonraki akşam telefonuma yine mesaj geldi. “Bugünkü fotoğraf?” Bu kez gülümsedim. Pencereden dışarı baktım. Gün batımı gökyüzünü turuncuya boyamıştı. Telefonumu kaldırıp sıradan bir kare çektim. Ne özel bir hazırlık vardı ne de kusursuz bir görüntü. Sadece o anın kendisi… Fotoğrafı gönderdim. Birkaç saniye sonra cevap geldi. “Harika.” “Çünkü bu an gerçekten yaşandı.” O gece uzun süre düşündüm. Hayatın en değerli anıları çoğu zaman büyük olaylardan oluşmuyor. Kimse yıllar sonra hangi telefonu kullandığını ya da hangi markayı tercih ettiğini hatırlamıyor. Ama bir gülümsemeyi… Yağmurlu bir günde yürüyüşü… Bir fincan kahve eşliğinde edilen sohbeti… Sevdiğin birinin sana gönderdiği sıradan bir fotoğrafı… Hatırlayabiliyor. Şimdi hâlâ bazen sevgilim benden fotoğraf ister. Ben de gönderirim. Çünkü artık biliyorum ki onun istediği şey kusursuz görüntüler değil. Geçip giden zamanı biraz olsun durdurabilmek… Birlikte yaşadığımız günleri unutmamak… Ve yıllar sonra dönüp baktığımızda, sevginin aslında büyük jestlerde değil; sıradan görünen küçük anlarda saklı olduğunu hatırlayabilmek.

