- Boşanma kararını cilalı masamın üzerine koyduğumda gözyaşı dökmedim. Yedi yılımı mahveden adama öfke çığlıkları atmak yerine, masamda oturduğum yerden telefonumun bankacılık uygulamasını açtım. Sadece otuz saniye içinde dijital kilitler tek tek kapandı. Yıllardır eşimin ve ailesinin sınırsızca kullandığı üç özel prestij kredi kartı ve tüm ek kartlar aynı uyarıyla karardı: Yetkiler İptal Edildi. Hesaplar Donduruldu. Pencereden dışarı, Büyükdere Caddesi’nin üzerine çöken yağmurlu İstanbul sabahına baktım. Yedi yıllık evliliğim boyunca kendimi hep ikinci plana atmıştım. İnsanlar bir evlilikteki en tehlikeli şeyin parasızlık olduğunu sanır; oysa asıl zehir, yapılan fedakarlıkların karşı tarafça “zorunluluk” gibi görülmeye başlanmasıdır.
- Yıllar önce Kerem’le İzmir’deki bir teknoloji zirvesinde tanışmıştık. O zamanlar hayalleri olan ama cebinde beş parası bulunmayan genç bir girişimciydi. Ben ise büyük bir üretim holdinginde Finans Direktörü (CFO) olarak görev yapıyordum. Kerem’in batan ilk işinde arabamı satıp borçlarını kapattım. İkinci başarısızlığında birikimlerimi verdim. Üçüncüde ise şirketini iflastan kurtarmak için kendi dairemi ipotek ettirdim. “Her şey bizim geleceğimiz için Leyla, söz veriyorum başaracağım,” derdi. Ben de onun hırsına inanıp holdingdeki yüksek maaşımla evin tüm masraflarını, kayınvalidem Bedia Hanım’ın lüks harcamalarını ve Kerem’in şirket giderlerini sessizce karşıladım. Ancak benim bu mütevazı tavrımı, kayınvalidem Bedia yanlış yorumladı. Aile yemeklerinde oğlunun “büyük bir iş insanı” olduğunu anlatır, beni ise oğlunun sırtından geçinen, tek işi evde oturmak olan vasıfsız bir kadın gibi görürdü. Onların gururu kırılmasın diye gerçeği hiç yüzlerine vurmadım. Derken bir gün bankamın özel müşteri temsilcisi beni aradı. Eşime tahsis ettiğim ek karttan son birkaç ayda yüz binlerce liralık lüks harcamalar yapılmıştı: Isviçre saatleri, beş yıldızlı oteller, pahalı akşam yemekleri… Kısa bir araştırmayla gerçeği öğrendim. Kerem, şirketine yeni aldığı PR sorumlusu Meltem adındaki bir kadınla beni aldatıyordu. Benim kazandığım parayla başka bir kadına krallar gibi bir hayat sunuyordu. Hiç gürültü çıkarmadım. Tartışmadım. Sessizce avukatımla görüşüp boşanma davası açtım. Şirketinden ya da mal varlığından tek bir kuruş talep etmedim, çünkü zaten her şeyi finanse eden bendim. Adliye koridorunda boşanma kağıtları imzalanırken kayınvalidem Bedia yüzünde bir zafer tebessümüyle, “Oğlumun önü açıldı, zaten sana fazla geliyordu,” diyordu. Kerem ise gözlerime bile bakamıyordu. İmzalar atıldıktan hemen sonra Kerem, annesi Bedia ve sevgilisi Meltem’i yanına alarak İstanbul’un en prestijli konut projesinin satış ofisine gitti. Benim paramla Meltem’e 80 milyon liralık lüks bir villa satın alıp yeni hayatını taçlandıracaktı. Satış temsilcisi heyecanla evrakları hazırladı. Bedia Hanım salondaki herkese duyuracak bir ses tonuyla, “Oğlum vizyoner bir iş insanıdır, para bizim için teferruat!” diye böbürlendi. Kerem, özgüvenli bir gülümsemeyle cebindeki o siyah prestij kartını çıkardı ve ön ödemeyi yapmak üzere POS cihazına uzattı…POS cihazından sharp ve keskin bir hata sesi yükseldi. Ekranda kırmızı harflerle tek bir cümle belirdi: İşlem Onaylanmadı. Satış temsilcisi mahcup bir tavırla, “Kartta bir temassızlık oldu galiba beyefendi, şerit kısmını okutayım,” dedi. Ancak cihaz ikinci kez aynı acı uyarıyı verdi: Geçersiz Kart. Bedia Hanım araya girdi: “Sizin cihazınız bozuk! Kerem, diğer siyah kartını ver oğlum.” Kerem’in alnında soğuk terler birikmeye başlamıştı. Titreyen parmaklarıyla ikinci kartı uzattı. Cihaz bir kez daha öttü: Hesap Bloke Edildi. Salondaki diğer müşterilerin bakışları onların üzerine çevrilirken Kerem üçüncü kartı verdi: “Bu benim şirket kartım, bunda limit sorunu olmaz!” Temsilci kartı çekti ama bu kez ekranda bir güvenlik kodu belirdi. Durumun ciddiyetini anlayan görevli, bankanın özel müşteri hattını arayarak hoparlörü açtı. “Bosphorus Özel Bankacılık, ben Arthur. Nasıl yardımcı olabilirim?” Satış temsilcisi durumu özetledi. Banka görevlisi klavyesinde birkaç tuşa bastıktan sonra salonda yankılanan o net açıklamayı yaptı: “Söz konusu hesapların tamamı iptal edilmiştir. Sayın Kerem Bey, siz bu hesaplarda sadece ‘ek kart kullanıcısı’ olarak tanımlıydınız. Hesapların asıl sahibi olan Sayın Leyla Aksoy, üç gün önce tüm ek kart yetkilerinizi tamamen iptal etmiş ve hesapları dondurmuştur. Artık bu fonlara erişim yetkiniz bulunmamaktadır.” Salona buz gibi bir sessizlik çöktü. Bedia Hanım’ın elindeki lüks çantası yere düştü, yüzündeki tüm renk çekildi. Meltem ise Kerem’e dönerek tiksinti dolu bir fısıltıyla sordu: “Yani harcadığın tüm para karının mıydı? Sen bir hiç misin?” Meltem orayı anında terk etti. Aynı günün akşamı Kerem’in sahte krallığı iskambil kağıdı gibi yıkıldı. Lüks aracının kiralama şirketi ödeme yapılmadığı için araca el koydu, ofis kirası ödenmediği için icra takibi başlatıldı, mücevherat borçları kapıya dayandı. Evde eski evrakları karıştıran Bedia Hanım, Kerem’in yıllar önce bana yazdığı “Beni iflastan kurtardın, sana ömrüm boyunca borçluyum” mektuplarını ve benim yaptığım milyonluk banka transferlerini bulunca kendi cehaletine ve bana yaptıkları kötülüklere ağlamaya başladı. İki hafta sonra Kerem, holdingimizin lobisine geldi. Eski kibirinden eser kalmamıştı. Üzerindeki sıradan ceketle bitkin görünüyordu. Bana saatini ve arabasını satarak elde ettiği küçük bir çeki uzatarak özür dilemeye çalıştı. “Benimle paran için değil, vizyonum için kalmalıydın sanmıştım. Ama her şeyi ayakta tutanın sen olduğunu unutacak kadar körleşmişim. Çok üzgünüm Leyla,” dedi. Çeke dokunmadım bile. “Ben para yüzünden gitmedim Kerem,” dedim sakince. “Bir evlilikte biri inşa ederken diğeri sürekli yıkıyorsa orada evlilik kalmamıştır. O parayı annenin masrafları için kullan.” O arkamda bir enkaz olarak kalırken ben asansöre binip yukarı çıktım. Aylar sonra, holdingin yıl sonu resepsiyonunda Yılın Finans Yöneticisi ödülünü alırken salondaki alkış sesleri arasında gülümsüyordum. En büyük zaferim, bir başkasını ısıtmak için kendimi yakmayı bıraktığım gün kazanılmıştı.

