Ana Sayfa 24.08.2026

Rezerve Koltuğumu Stajyerine Veren Nişanlıma 14 Milyon Liralık Unutulmaz Ders

2 / 2

“Ama Burak, burası Defne’nin yeri. Ya kızarsa?”

“O anlar.”

Burak ancak o an koridorda durduğumu fark etti. Yüzünde en ufak bir mahcubiyet yoktu; aksine son derece rahatsız görünüyordu. “Nerede kaldın?” dedi soğukça. “Melis iyi hissetmiyor. Sen arkalardaki boş yerlerden birine geç.”

Gösterdiği yere baktım. Ağlayan bir bebeğin yanında kilitlenmiş, sıkış tıkış bir koridor koltuğuydu.

“Burası benim rezerve biletli yerim, değil mi?” diye sordum.

Burak sertleşti. “Defne, olay çıkarma. Sen bu şirkette kıdemli direktörsün, aynı zamanda benim nişanlımsın. Biraz cömertlik gösteremez misin?”

Sekiz hafta sonra evlenmeyi planladığım adama baktım. Beş yıl boyunca onu maddi, manevi ve mesleki olarak desteklemiştim. Kendi kariyerimi ilmek ilmek işlerken onun basamakları tırmanmasına da yardım etmiştim. Karşılığı ise stajyerini teselli edebilmesi için trenin en kötü yerine sürülmekti.

Tartışmadım. Bağırmadım. Saatime baktım: Kalkışa bir dakika vardı. Valizimi çevirdim ve kapıya doğru yürüdüm.

“Defne, nereye gidiyorsun?” diye bağırdı Burak arkamdan. Sesinde ilk kez panik vardı.

Kapılar kapanmadan saniyeler önce perona adım attım. Tren hareket ederken ikisi de camın arkasında kayboldu. Telefonum çaldı. Burak mesaj atmıştı: Bu ne demek oluyor?

Ağlanacak halime güldüm ve yazdım: Bitti demek oluyor.

Mesajı gönderip hemen düğün organizatörünü aradım: “Tüm sözleşmeleri dondurun, düğün iptal.”

Ardından parmağımdaki nişan yüzüğünü çıkardım. Burak teklif ettiğinde yüzük göz alıcı görünüyordu; kimsenin bilmediği şey ise bütçesi yetmediğinde aradaki farkı sessizce benim ödediğim gerçeğiydi. Yüzüğü çantama atıp Ankara tren bilet gişesine yürüdüm.

Burak geziyi bıraktığımı sanıyordu. Yanılıyordu. Ankara’ya şirketimizin yıl boyunca yürüttüğü en büyük anlaşma için gidiyorduk: 14 milyon liralık bir şirket satın alımı. Ve Burak çok önemli bir detayı unutmuştu: O proje onun değil, benim projemdi.

Ertesi sabah saat tam yedide, şık siyah takımımla Ankara’daki dev Holdingin yönetim kurulu salonuna girdim. Burak çoktan gelmişti, masası sunum dosyalarıyla doluydu. Yanında Melis belgeleri düzenliyordu. Burak beni gördüğünde elindeki kahve fincanı havada kaldı.

“Defne? Senin ne işin var burada?”

En baştaki ana koltuğa doğru sakince yürüdüm. “Bu bir yönetim kurulu imza toplantısı.”

“Biliyorum.”

Masanın başına oturdum ve gözlerinin içine baktım: “İşte bu yüzden ben yönetiyorum.”Burak ne olduğunu anlayamadan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şahin salona girdi. Bana gülümseyerek yaklaştı ve elimi sıktı: “Defne Hanım! Dün gece süreci bizzat yöneteceğinizi bildirmek için aramanıza çok sevindim. Sizi yeniden görmek harika.”

Burak’ın yüzündeki bütün renk çekildi. Ahmet Bey bana ve Burak’a baktı. Burak, hayatının şokunu yaşıyordu. O hiçbir zaman bu masanın ana müzakerecisi olmamıştı; sadece benim hesabımı destekleyen yardımcı bir personelden ibaretti.

Burak kekeleyerek, “Ahmet Bey, bir karışıklık var sanırım… Defne şu an bu projenin operasyon başkanı değil,” dedi.

Ahmet Bey kaşlarını kaldırdı: “Öyle mi? Çünkü teklifi üç yıl önce hazırlayan, yetkiyi elinde tutan ve ana sözleşmede adı geçen kişi Defne Hanım. Aksini size kim söyledi?”

Ahmet Bey direkt Burak’ın gözlerine baktı. Burak mahcubiyetle yutkundu.

Sonraki iki saat boyunca, Burak’ın son bir ayda yapmaya çalıştığı tüm lüzumsuz değişiklikleri tek tek iptal ettim. Orijinal fiyatlandırma yapısını geri getirdim ve 14 milyon liralık dev sözleşmeyi kendi imzamla bitirdim. Burak sadece çaresizce izlemekle yetindi.

Ahmet Bey elini uzatıp, “Tebrikler Defne Hanım. Yönetim kurulunuza Kıdemli Genel Müdürlüğe terfi etmeniz için şahsi tavsiyemi ileteceğim,” dedi.

Ahmet Bey salondan çıktığı an Burak dosyaları masaya vurdu: “Bunu bilerek yaptın! Beni Ahmet Bey’in önünde rezil ettin!”

Çantamı toplarken sakince yüzüne baktım. “Ben hiçbir şeyi bozmadım Burak. Sadece yapmadığın işlerin kredisini almana artık izin vermedim.”

Yüzü kıpkırmızı oldu. “Tüm bunca yıllık beraberliğimizi, düğünümüzü bir tren koltuğu yüzünden mi yıkıyorsun?”

Gülümsedim. “Stajyerine verdiğin o koltuk, senin gerçek yüzünü görmemi sağladı. Zor bir durumla karşılaştığın ilk anda sana yardım eden insanı nasıl harcadığını gösterdi.”

El çantamdan çıkardığım nişan yüzüğünü cam masanın üzerine koydum. Yüzük kayarak tam önünde durdu. “Üç ay önce kartın limit yetersizliği verdiğinde bu yüzüğün kalan 12 bin lirasını ben ödemiştim. Sende kalsın. Bu öğleden sonra yönetim kurulu harcama raporlarını incelediğinde paraya ihtiyacın olabilir.”

Cuma gününe gelindiğinde Burak’ın hayatı tamamen çökmüştü.

Şirket yönetim kurulu, projeyi başarıyla kapattığım ve Ahmet Bey’in tavsiyesi geldiği için beni Kıdemli Genel Müdür pozisyonuna terfi ettirdi. Burak’ın ortaklık adaylığı ise derhal geri çekildi.

Üstelik yapılan iç denetimde Burak’ın şirket seyahat bütçelerini suistimal ettiği ortaya çıktı. Şirket parasıyla stajyer Melis’in konaklamalarını lüks sınıfa yükseltirken, kıdemli çalışanları ucuz koltuklara kaydırdığı tespit edildi. İnsan Kaynakları etik ihlali sebebiyle Burak’ın işine tazminatsız son verdi. Stajyer Melis ise olayın ardından istifa edip memleketine döndü.

Burak’ın annesi günlerce beni arayıp iptal edilen düğün masraflarını ödemem için baskı yapmaya çalıştı. Ancak avukatım aracılığıyla çekilen resmi ihtarname hepsinin sesini kesti.

Bir ay sonra, İstanbul’daki yeni dairemin balkonunda şehir ışıklarını izlerken telefonuma bilinmeyen bir numaradan fotoğraf geldi. Burak’ın arabası ucuz bir kiralık evin önünde park etmişti. Altında tek bir cümle yazıyordu: Kiranı ödemek için yüzüğü satmaya çalışıyor.

Eskiden olsa üzülür ya da suçlu hissederdim. Şimdi ise mesajı sildim ve numarayı engelledim.

O gün treni kaçırmak hiçbir şeyi bozmamıştı. O trenden inmek, beni kariyerimi, paramı ve sadakatimi kendi çıkarı için harcayabilecek bir adamla bir ömür kaybetmekten kurtarmıştı.

Gelecek, ilk kez tamamen benimdi.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |