Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ölü eşeğinin başında çölün ortasında hıçkıra hıçkıra ağlıyordu… » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 10.06.2026

Ölü eşeğinin başında çölün ortasında hıçkıra hıçkıra ağlıyordu…

1 / 2

Ölü eşeğinin başında çölün ortasında hıçkıra hıçkıra ağlıyordu… Ama hayvanın karnının altında saklı olan şeyi görünce dizlerinin üzerine çöktü ve titremeye başladı…

Konya Ovası’nın kavurucu güneşi kimseye acımazdı; hele yoksullara hiç. O sabah gökyüzü, kızgın bir demir levha gibi parlıyor, insanın içine korku salan bir sıcaklığın habercisi oluyordu. Otuz beş yaşındaki Zeynep, nasır tutmuş elleri ve yılların yükünü taşıyan yorgun yüzüyle, ezan okunmadan önce uyandı.

Kerpiçten yapılmış küçük ev sessizdi. Çok sessiz.

Bu, iki yıl önce trafik kazasında kaybettiği eşi Mehmet’in ardından kalan sessizlikti. Çocukları da yoktu. Evin her köşesi yalnızlığını ona tekrar tekrar hatırlatıyordu.

Mehmet’in ölümünden sonra geriye sadece borçlar kalmıştı. En büyük borç ise bölgenin en zengin ve en acımasız adamlarından biri olan Hacı Bekir Ağa’ya aitti. Hacı Bekir ne yas tanırdı ne de merhamet. Onun için dünyada sadece para vardı.

Borcu ödemesi için verilen son süreye üç gün kalmıştı.

Eğer ödeme yapamazsa, dedesinden kalan küçük tarlasını kaybedecekti.

— Haydi Karabaş, bugün her şeyi değiştireceğiz, dedi Zeynep, eşeğinin gri burnunu okşayarak.

Karabaş yaşlı bir eşekti. Kemikleri belirgindi, yürüyüşü yavaştı ama gözlerinde insanı duygulandıran bir sadakat vardı. Zeynep’in hayattaki son dostuydu.

Birlikte iki büyük sepeti yüklediler. Sepetler, günlerdir topladığı kavunlar, kurutulmuş otlar ve köy pazarında satmayı umduğu ürünlerle doluydu.

Yirmi kilometre uzaklıktaki ilçeye gitmeleri gerekiyordu.

Otobüse verecek para yoktu.

Bu yüzden çorak arazileri ve bozkırın sonsuz yollarını yürüyerek geçmek zorundaydılar.

Evden çıkmadan önce Zeynep, duvarda asılı duran küçük bir Kur’an’ın yanına oturdu. Eski bir tespihi eline aldı.

— Allah’ım… diye fısıldadı titreyen sesiyle. Gücüm kalmadı. Evde satılacak ne varsa sattım. Mehmet’in bana bıraktığı yüzüğü bile sattım. Bu son şansım. Ne olur yardım et. Evimi kaybetmeme izin verme.

Gözyaşlarını sildi ve dışarı çıktı.

Sabahın ilk saatlerinde hava katlanılabilir durumdaydı.

Ama güneş yükseldikçe bozkır cehenneme dönüştü.

Topraktan yükselen sıcaklık ayaklarını yakıyor, nefes almak bile zorlaşıyordu.

Karabaş ağır ağır ilerliyordu.

Saatler geçti.

Suları neredeyse tükenmişti.

Zeynep’in başı dönüyordu ama duramazdı.

— Biraz daha dayan dostum… Az kaldı, diye mırıldandı.

Aslında daha yolun yarısını bile bitirmemişlerdi.

Tam o sırada Karabaş tökezledi.

Sonra bir kez daha.

Hayvanın çıkardığı ses normal bir anırmaya benzemiyordu.

Sanki acı çekiyordu.

— Hayır! Karabaş! Durma! diye bağırdı Zeynep.

Ama artık çok geçti.

Eşeğin ön ayakları çözüldü.

Önce dizlerinin üzerine düştü.

Sonra büyük bir gürültüyle yere yığıldı.

Sepetler devrildi.

Ürünler kuru toprağa saçıldı.

Zeynep kendini hayvanın yanına attı.

Başını kucağına aldı.

— Ne olur beni bırakma… diye ağladı. Sen benim ailemsin. Bu dünyada bana kalan tek canlı sensin.

Karabaş son kez derin bir nefes verdi.

Sonra hareketsiz kaldı.

Her şey bitmişti.

Zeynep’in içinden yükselen çığlık, bozkırın sessizliğini parçaladı.

Saatlerce ağladı.

Eşini kaybettiğinde hissettiği acının aynısını yeniden yaşıyordu.

Borç vardı.

Umut yoktu.

Pazar hayali bitmişti.

Ve şimdi tek dostu da ölmüştü.

— Neden? diye gökyüzüne haykırdı. Eşimi aldın… Paramı aldın… Şimdi de onu mu aldın? Beni de burada bırakıp gitmemi mi istiyorsun?

Rüzgâr kuru otları savurdu.

Ama cevap vermedi.

Bir süre sonra Zeynep kendini toparlamaya çalıştı.

Karabaş’ı akbabalara bırakmayacaktı.

Yakındaki sivri bir taşı aldı ve toprağı kazmaya başladı.

Toprak sertti.

Ellerinden kan aktı.

Tırnakları kırıldı.

Ama vazgeçmedi.

Sonunda küçük bir çukur açabildi.

Hayvanın ağır bedenini güçlükle sürüklemeye başladı.

— Affet beni dostum… diye fısıldadı.

Tam Karabaş’ın bedenini çevirmeyi başardığı sırada beklenmedik bir şey oldu.

Eşeğin karnının altında, yıllardır güneş görmemiş toprağın içinde yarı gömülü bir nesne duruyordu.

Bu bir taş değildi.

Parlak metal bir köşesi güneş ışığında aniden göz kamaştırıcı bir şekilde parladı…

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |