DOLAR
Alış: 48.39
Satış: 48.59
EURO
Alış: 56.13
Satış: 56.36
GBP
Alış: 65.27
Satış: 65.76
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
12.09.2026
Okul aile birliği başkanı, kızımın başındaki örtünün “mezuniyet fotoğraflarını bozacağını” söyleyerek törene katılmamasının daha iyi olacağını söyledi
- “Çünkü birkaç saniye sonra İlayda’nın bütün sınıf arkadaşları aynı anda ayağa kalktı ve öyle bir şey yaptı ki Sevda Hanım’ın yüzündeki ifade bir anda değişti…” Önce ne olduğunu anlayamadım. Salondaki yüzlerce insanın arasında sandalyelerin art arda gıcırdadığını duydum. İlayda’nın sınıfındaki öğrenciler, sanki önceden anlaşmış gibi aynı anda ayağa kalkmıştı. Sonra ilk sıradaki kızlardan biri çantasından gümüş renkli bir eşarp çıkardı. Ardından yanındaki. Sonra bir başkası. Birkaç saniye içinde sınıftaki kız öğrencilerin çoğu aynı renkte eşarpları omuzlarına ya da başlarına bağlamaya başladı. Erkek öğrenciler ise ceketlerinin ceplerinden gümüş renkli kurdeleler çıkarıp yakalarına taktılar. Salonda önce derin bir sessizlik oldu. Sonra fısıltılar yükseldi. Ben şaşkınlıkla İlayda’ya baktım. Kızım da en az benim kadar şaşkındı. Ellerini ağzına götürmüş, gözleri dolmuştu. Sınıf başkanı olan Doruk, bulunduğu sıradan çıktı ve sahneye doğru yürümeye başladı. Elinde küçük bir karton vardı. Görevlilerden biri önünü kesmeye çalıştı. — Program devam ediyor, yerine geçmen gerekiyor. Doruk durmadı. — Bir dakika sürecek. Sonra sahneye çıktı, benim birkaç dakika önce konuştuğum mikrofonun önünde durdu. Sevda Hanım’ın yüzü iyice gerilmişti. Okul müdürü Mithat Bey ise ne yapacağını anlamaya çalışıyordu. Doruk mikrofona yaklaştı. — Bu sabah buraya gelirken hepimiz mezuniyet fotoğraflarımızın güzel çıkmasını istiyorduk, dedi. Salondan hafif bir gülüşme yükseldi. Doruk devam etti: — Sonra dün İlayda’nın törene gelmemesinin istendiğini öğrendik. Sevda Hanım yerinden doğruldu. — Bu doğru
- değil! Müdür ona eliyle oturmasını işaret etti. Doruk gözünü bile kırpmadı. — Sebebinin başındaki eşarp olduğu söylendi. Sonra elindeki kartonu kaldırdı. Üzerinde büyük harflerle şu yazıyordu: “BİZİM MEZUNİYET FOTOĞRAFIMIZDA İLAYDA DA VAR.” O anda salon alkıştan adeta yıkıldı. İlayda ağlamaya başladı. Ben de artık kendimi tutamıyordum. Aylar boyunca kızımı hastane odalarında görmüştüm. Saçları avuç avuç dökülürken sessizce ağladığını biliyordum. Bazen geceleri, herkes uyuduğunu sanırken aynanın karşısında başını kontrol ettiğini görüyordum. “Anne, tekrar eskisi gibi olacak mıyım?” diye sorduğu geceleri unutamıyordum. Ben ona her seferinde, “Sen zaten sensin,” demiştim. Ama insan bazen kendi çocuğunu ne kadar sevse de dünyanın ona nasıl davranacağını kontrol edemiyordu. İşte o gün ilk kez şunu gördüm: İlayda’nın yanında yalnızca ben yoktum. Arkadaşları da vardı. Doruk mikrofondan çekildiğinde sınıftaki öğrenciler hep birlikte İlayda’ya döndü. — İlayda, buraya gelir misin? İlayda bir an bana baktı. Başımı salladım. Yavaşça ayağa kalktı. Gümüş eşarbı sahne ışıklarının altında parlıyordu. Sahneye çıktığında alkış daha da arttı. Doruk ona kartonu verdi. İlayda yazıyı okuyunca ağlayarak gülümsedi. Tam o sırada Sevda Hanım hızla okul müdürünün yanına gitti. Fısıltıyla konuşuyor olsa da yakın olduğum için bazı kelimeleri duyabiliyordum. — Bu tören kontrolden çıkıyor. Mithat Bey sertçe cevap verdi: — Hayır. İlk kez olması gerektiği yere geliyor. Sevda Hanım’ın yüzü kıpkırmızı oldu. — Ben yalnızca okulun imajını düşünüyordum. Müdür ona baktı. — Bir öğrencinin hastalığını gizlemek okulun imajını korumak değildir. Bu cümle üzerine Sevda Hanım sustu. Ama mesele henüz bitmemişti. Çünkü öğrencilerden biri telefonunu projektöre bağlamıştı. Sahnenin arkasındaki büyük ekranda bir fotoğraf belirdi. İlayda’nın tedavi öncesinde çekilmiş bir fotoğrafıydı. Uzun saçları vardı. Ardından hastanedeki bir görüntüsü geldi. Başında bere, yüzünde solgun ama güçlü bir gülümseme… Sonra sınıf arkadaşlarının ona gönderdiği geçmiş olsun videolarından kareler. Bir fotoğrafta sınıf arkadaşları onun boş sırasının üzerine “Seni bekliyoruz” yazılı bir kâğıt bırakmıştı. İlayda bunların çoğunu ilk kez görüyordu. Yanıma gelip elimi tuttu. — Anne, bunları bana hiç söylemediler. — Belki bugün göstermek istemişlerdir, dedim. Ekranda son olarak mezuniyet provasında çekilmiş bir fotoğraf çıktı. İlayda gümüş eşarbıyla sınıf arkadaşlarının ortasında duruyordu. Altında tek bir cümle vardı: “Eksik olan fotoğraf, içinde İlayda’nın olmadığı fotoğraftır.” Bu kez yalnızca öğrenciler değil, veliler ve öğretmenler de ayağa kalktı. Mithat Bey sahneye çıktı. Mikrofonu eline aldı. — Programımıza birkaç dakika ara vereceğiz, dedi. Ama önce bir şey söylemek istiyorum. Salondaki herkes sustu. — Bazen kurumlar hata yapabilir. Daha kötüsü, bazen insanlar kendi düşüncelerini kurum adına konuşuyormuş gibi sunabilir. Bugün burada bir öğrencimizin kendisini dışlanmış hissetmesine neden olan bir olay yaşandığını öğrendik. Sevda Hanım başını öne eğdi. Müdür devam etti: — Bunun için İlayda’dan ve ailesinden okul adına özür diliyorum. İlayda’nın eli elimdeydi. Parmaklarının titrediğini hissediyordum. Sonra müdür beklemediğim bir şey yaptı. — Ayrıca bu yılki mezuniyet albümünün kapağında tüm mezunların birlikte çekileceği sınıf fotoğrafının bulunmasına karar verdik. Alkış başladı. — Ve o fotoğraf, öğrencilerimiz nasıl görünüyorsa öyle çekilecek. Bu cümlenin kimi kastettiğini herkes anlamıştı. Sevda Hanım artık oturduğu yerden kalkmıyordu. Tören kısa bir aradan sonra devam etti. İlayda’nın adı okunduğunda ayağa kalktım. — İlayda Ergin! Kızım sahneye doğru yürüdü. Adımlarını ağır ağır atıyordu ama başı dimdikti. Diplomasını aldığında Mithat Bey onun elini sıkıp birkaç saniye konuştu. Ne söylediğini o an duyamadım. Daha sonra İlayda bana anlattı. “Bu sahneye çıkmayı herkesten fazla hak ettin,” demişti. Tören bittikten sonra herkes bahçeye çıktı. Fotoğrafçı sınıfı merdivenlerin önünde topladı. Sevda Hanım da uzaktan onları izliyordu. Fotoğrafçı öğrencileri yerleştirirken İlayda en arkaya geçmeye çalıştı. Doruk hemen onu kolundan tuttu. — Sen nereye? — Uzunum, arkada durayım dedim. Doruk güldü. — Yok. Bugün ortadasın. Arkadaşları İlayda’yı en ön sıranın tam ortasına yerleştirdiler. Kızlar gümüş eşarplarını düzeltti. Erkekler yakalarındaki kurdeleleri gösterdi. Fotoğrafçı kamerayı kaldırdı. Tam çekmek üzereyken Sevda Hanım yanımıza geldi. Bir an ortam yeniden gerildi. Kadın doğrudan İlayda’ya baktı. Gözlerinde sabahki sertlik yoktu. — İlayda… Kızım sessizce bekledi. — Sana söylediğim şey için özür dilemek istiyorum. İlayda hemen cevap vermedi. Sevda Hanım devam etti: — Ben… fotoğrafların ne kadar önemli olduğunu düşünüyordum. İlayda başını hafifçe yana eğdi. — Benim için de önemliydi. Sevda Hanım şaşırdı. İlayda gümüş eşarbına dokundu. — Çünkü yıllar sonra bu fotoğrafa baktığımda, hastalığı yenip mezun olduğum günü hatırlamak istiyorum. Kadının gözleri doldu. İlayda devam etti: — Siz benden bu anı saklamamı istediniz. Sevda Hanım’ın söyleyecek sözü kalmamıştı. — Haklısın, dedi sonunda. İlayda ise bağırmadı. Onu küçük düşürmeye çalışmadı. Sadece, — Umarım bundan sonra başka bir öğrenciye böyle hissettirmezsiniz, dedi. Sonra arkasını dönüp arkadaşlarının yanına geçti. İşte o an kızımla hayatımda hiç olmadığım kadar gurur duydum. Çünkü gerçek güç bazen bağırmak değildi. Bazen karşındaki insanın yaptığının yanlış olduğunu sakin bir şekilde söyleyip yoluna devam edebilmekti. Fotoğrafçı tekrar hazırlandı. — Herkes kameraya baksın! İlayda bana doğru dönüp gülümsedi. Ben de ona el salladım. Flaş patladı. O fotoğraf birkaç hafta sonra mezuniyet albümünün kapağı oldu. İlayda tam ortadaydı. Başında gümüş eşarbı vardı. Çevresinde arkadaşları duruyordu. Yıllar sonra bile o albümü açtığımızda ilk baktığım şey kızımın eşarbı olmadı. Gözlerine baktım. Çünkü orada hastalığından utanmayan, görüntüsünü saklamayan ve yaşadığı her şeye rağmen hayatın içinde kendisine yer açan genç bir kadın vardı. İlayda o gün bana da bir şey öğretmişti. Çocuklarımızı her kötülükten koruyamayabilirdik. Onların karşısına düşüncesiz insanlar çıkmasını engelleyemezdik. Ama onlara, başkalarının rahatlığı uğruna kendilerini küçültmek zorunda olmadıklarını öğretebilirdik. O mezuniyet fotoğrafı da bunun kanıtı olarak kaldı. Çünkü yıllar sonra hiç kimse o fotoğrafa bakıp, “İlayda’nın eşarbı fotoğrafı bozmuş,” demedi. Tam tersine, herkes aynı şeyi söyledi: O fotoğrafı unutulmaz yapan şey, İlayda’nın orada olmasıydı.
Benzer Galeriler
-
Kendimden yaşça küçük biriyle tanıştım
-
KOCAM, 14. ÇOCUĞUMUZA HAMİLE OLDUĞUMU ÖĞRENDİĞİNDE VALİZİNİ TOPLAYIP BAŞKA BİR KADIN İÇİN BENİ VE ÇOCUKLARIMIZI TERK ETTİ… YILLAR SONRA DİZLERİNİN ÜZERİNDE GERİ DÖNÜP ONU AFFETMEM İÇİN YALVARDI — AMA ONA YILLARDIR SAKLADIĞIM ŞEYDEN HABERİ YOKTU.
-
KOCAM, KEMOTERAPİ GÖREN 70 YAŞINDAKİ ANNEMİ BİZDE KALDIĞI SIRADA BODRUMDAKİ ŞİŞME YATAĞA YATIRMIŞTI.
-
KIZIM ESKİ KOCAMLA EVLENDİ
-
Kocam her gece benden bunları istiyor ne yapmam lazım?
-
AKP YASTA MAALESEF! MİLLETVEKİLİ VE EŞİ TRAFİK KAZASI GEÇİRDİ, VEFAT HABERİ GELDİ


