Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Milyarder, yeni kabin memurunu gördüğünde donakaldı » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 17.05.2026

Milyarder, yeni kabin memurunu gördüğünde donakaldı

1 / 2

Milyarder, yeni kabin memurunu gördüğünde donakaldı… O, çocukluk aşkıydı; hafızasından sonsuza dek silmeye yemin ettiği kadındı…

BÖLÜM 1: UÇUŞUN ORTASINDA BUZ KESİLEN MİLYARDER

“Sayın Aras, lütfen emniyet kemerinizi bağlayın… Ve bana sanki bir hayalet görmüşsünüz gibi bakmayın.”

Ali Aras cevap veremedi.

İstanbul’da yirmi milyar liralık bir anlaşmayı yeni bağlamış olan, dergi kapaklarında “teknolojinin Türk köpekbalığı” olarak boy gösteren adam, Madrid uçağının birinci sınıf koridorunda kıpırtısız kalmıştı.

Çünkü karşısında, lacivert üniforması, kusursuzca bağlanmış fuları ve onu tanır tanımaz sönen profesyonel gülümsemesiyle duran kişi Bahar Yılmaz’dı.

On iki yaşındayken Ankara’da bir gecekondunun damında birlikte oturup, bir gün fakirlikten kurtulacaklarına dair yeminler ederek taze simit ve çay paylaştığı o küçük kız.

Elini asla bırakmayacağına dair söz veren o genç kız.

And on beş yıl önce, veda bile etmeden ortadan kaybolan o aynı kadın.

Ali, elindeki şampanya kadehine doğru bakışlarını yavaşça indirdi. Eli titriyordu.

“Bahar…” diye mırıldandı.

Genç kadın yutkunsa da hemen soğukkanlılığını geri kazandı.

“Beyefendi, koltuğunuz 1A. Kalkış birkaç dakika içinde gerçekleşecek.”

Beyefendi.

Bu kelime Ali’ye her türlü hakaretten daha fazla acı verdi.

Yıllar boyunca Ali, Bahar’ın onu utanç duyduğu için terk ettiğine inanmıştı. O zamanlar hiçbir şeyi yoktu: Annesi mahalle başında gözleme satıyordu, babası borç içinde ölmüştü ve kendisi de okuldan sonra bir markette kasa taşıyarak çalışıyordu.

Bahar, hayatındaki tek güzel şeydi.

Ta ki bir sabaha karşı ortadan kaybolana dek.

Kapının altına buruşturulmuş tek bir not bırakmıştı:

“Beni arama. Beni unut.”

Ali haftalarca onu aradı. Evine gitti, komşulara sordu, öğretmenlerle konuştu; onun belireceğini umarak yağmur altında sokak sokak yürüdü. Ama herkes aynı şeyi tekrarlıyordu:

“O kız gitti. Artık seni bilmek istemiyor.”

O gün, Ali’nin içinde bir şeyler koptu.

Yıllar sonra bu acı öfkeye dönüştü. Öfke disipline; disiplin ise onu otuz beşinden önce milyarder yapan bir teknoloji şirketine dönüştü.

Ama şimdi, birinci sınıfta otururken; lüks saati, İtalyan takımı ve bir ömürde harcanması imkansız servetiyle Ali, Bahar’ın geride bıraktığı o fakir çocuk gibi hissetti.

Uçuş boyunca Bahar ondan kaçtı. Diğer yolcularla ilgilendi, içecek servisi yaptı, valizleri düzeltti; yıllardır yorgunluğunu gizleyenlerin o ezberlenmiş nezaketiyle gülümsedi. Fakat Ali, başkasının fark edemeyeceği detayları yakalıyordu: Ali’nin sırasına yaklaşırken parmaklarının titremesi, kızarmış gözleri, ona akşam yemeği servisi yapmamak için bölüm değiştirmesi…

Sekiz saat sonra, herkes uyurken ve kabin loş ışıklarla aydınlanmışken Ali, mutfak bölümünün yanında onu durdurdu.

“Yani her şey bu kadar mıydı?” diye sordu alçak sesle. “Beni sildin ve hayatına devam mı ettin?”

Bahar buz kesti.

“Bunu burada yapma.”

“On beş yıl, Bahar. Seni özlememek için senden nefret ederek geçen on beş yıl.”

Bahar dudaklarını ısırdı. İlk kez gözleri yaşlarla doldu.

“Gerçekten isteyerek gittiğimi mi sanıyorsun?”

Ali acı bir kahkaha attı.

“Bana iki satırlık bir not bıraktın.”

“Çünkü yazmama izin verdikleri tek şey buydu.”

Ali nefes almayı bıraktı.

Bahar uyuyan yolculara baktı ve sesini daha da alçalttı.

“Üvey babamın borcu vardı. Çok borcu. Tehlikeli adamlara… Seninle olduğumu anladıklarında, eğer o gece ortadan kaybolmazsak annene zarar vereceklerini söylediler.”

Ali, uçağın tabanının ayaklarının altından kaydığını hissetti.

“Ne?”

“Bizi Ankara’dan çıkardılar. Annemle bir süre sahte isimlerle yaşadık. Şehir değiştirdik, okul değiştirdik, her şeyi değiştirdik.” Sesi titredi. “Eğer uzaklaşırsam, seni kurtarırım diye düşündüm.”

Ali hareket edemiyordu.

Tüm yetişkin hayatı, tüm soğukluğu, nefretle inşa ettiği tüm o servet… Belki de bir yalan üzerine kurulmuştu.

Ali bir şey diyemeden, başka bir kabin memuru koridordan Bahar’a seslendi.

“Gitmem lazım,” diye fısıldadı Bahar.

Ve gitti.

Uçak Madrid’e indiğinde Ali, kalbi paramparça bir halde çıkışa doğru yürüdü. Bahar kapıda kusursuz bir gülümsemeyle yolcuları uğurluyordu.

Yanından geçerken Ali durmadı.

Sadece önlüğünün cebine bir kartvizit iliştirdi.

Arkasına el yazısıyla şunlar yazılmıştı:

“Seni bir kez daha kaybetmeyeceğim. Aşağıda beni bekle.”

Bir saat sonra, havalimanındaki bir kafede Ali, Bahar’ın küçük bir valizle ve gözlerinde korku dolu bir ifadeyle belirdiğini gördü.

Ve o an korkunç bir şeyi anladı.

En acı verici olan, on beş yıl önce yaşananlar değildi.

Başına ne geleceğine inanamıyordu…

BÖLÜM 2: ON BEŞ YILLIK NEFRETİ YIKAN GERÇEK
Bahar, masanın yanında dikildi, oturmaya cesaret edemedi.

Üniforma fuları olmadan ve saçları açıkken başka birine benziyordu. Daha yorgun. Daha gerçek. Ali’nin, dünyaya güvenmemeyi öğrenmeden önce sevdiği o kız çocuğuna daha çok benziyordu.

“Gelmemeliydim,” dedi Bahar. “Ekip otele gidiyor.”

“Gitsinler.”

“Ali, sen artık o mahalledeki çocuk değilsin. İstanbul’un yarısının sahibisin. Ben ise sadece hayatından kaybolan bir kabin memuruyum.”

Ali ona dikkatle baktı.

“Benim için hâlâ Bahar’sın.”

Genç kadın, bu sözler canını acıtıyormuş gibi gözlerini kaçırdı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |