DOLAR
Alış: 45.85
Satış: 46.03
EURO
Alış: 53.28
Satış: 53.50
GBP
Alış: 61.50
Satış: 61.96
Kocasının, felçli annesi sedyedeyken karısını evden kovdu
BÖLÜM 1
—“Bu evden 1 saat içinde gidiyorsun… madem annemi bu kadar çok seviyorsun, onu da alıp götür.”
Elif, elinde ılık su dolu kova ile koridorda öylece donup kaldı. Üzerinde sabun lekeleri olan önlüğü vardı. Az önce kayınvalidesi Ayşe Hanım’ın çarşaflarını değiştirmişti. Ayşe Hanım, İstanbul Kadıköy’deki evde bir yıldır yatağa bağımlıydı; geçirdiği beyin kanamasından sonra felç kalmıştı.
Konuşamıyordu. Sadece sol elini hafifçe oynatabiliyordu. Bedeninin yarısı sanki sonsuz bir uykuya dalmış gibiydi, ama gözleri hâlâ canlıydı; kimsenin görmek istemediği bir gerçeği saklar gibiydi.
Elif, bir mahalle devlet hastanesinde (SGK sistemiyle) vardiya saatlerini azaltmış, günlerini ona bakarak geçiriyordu. Onu yıkıyor, ilaçlarını veriyor, insülinini yapıyor, üç saatte bir çeviriyor ve eski romanlar okuyordu; Ayşe Hanım sevdiği cümlelerde göz kırpıyordu.
Eşi Murat ise neredeyse hiç odaya girmezdi.
—“Onu böyle görmek istemiyorum Elif,” derdi kapıdan. “İçim daralıyor. Hastane gibi kokuyor… yaşlılık, hastalık, ölüm kokuyor.”
Elif dayanıyordu. Acının insanı zayıflattığını düşünüyordu. On bir yıllık evliliğin bir anda silinip atılamayacağını sanıyordu.
Ama o gece Murat, yanında Derya ile geldi.
Derya daha gençti. Şık bir kaban giymişti, kırmızı ojeleri vardı ve kolunda pahalı bir çanta taşıyordu. Kadıköy’deki apartman dairesine girer girmez yüzünü buruşturdu.
—“Aşkım, burada gerçekten dayanılmaz bir koku var. O kadınla aynı evde nasıl yaşayacağız?”
Elif, Murat’a baktı. Utanç aradı. Ama bulamadı.
—“Derya benim sevdiğim kadın,” dedi Murat soğuk bir sesle. “Artık yoruldum Elif. Bu ev hastane odası gibi. Artık ne huzur var ne de eşlik… hiçbir şey yok.”
—“Peki ben neydim?” diye sordu Elif.
—“İyiydin. Ama artık eşim değilsin. Sen bir bakıcısın. Ben de bez, ilaç ve hastalıkla yaşayamam.”
Derya Murat’ın omzuna yaslandı.
—“Bugün bunu çözecem demiştin Murat. Ben o kadının olduğu evde kalmam.”
Elif’in içinde bir şey kırıldı.
—“Annenizden bahsediyorsunuz.”
Murat acı bir kahkaha attı.
—“Annem artık hiçbir şeyin farkında değil. Bir bitki gibi. Nerede olduğu fark etmez.”
Oda kapısı aralıktı.
Ayşe Hanım tavana bakıyordu, kaskatıydı, sessizdi. Ama gözünden yavaşça bir yaş süzüldü.
—“Bu evi annemin üstüne,” dedi Murat, “ama yöneten benim. Senin hiçbir hakkın yok. Sana taksi parası veririm, gidersin.”
—“Peki ona kim bakacak? İnsülini kim yapacak? Gece kim çevirecek?”
—“Yarın bakıcı tutarım.”
—“Bugün bakıma ihtiyacı var.”
Murat kapıyı işaret etti, sanki bir eşyadan bahseder gibi:
—“O zaman onu da al götür. Zaten bağlanmışsın, değil mi?”
Elif ona tiksintiyle baktı.
—“Felçli annenizi çöp gibi mi atıyorsunuz?”
—“Abartma. İlaç parasını yollarım. Derya ile yeni bir hayat kuracağız.”
Elif odaya girdi. Ayşe Hanım’ın yanına oturdu, gözündeki yaşı sildi.
—“Affedin Ayşe Hanım… bizi gönderiyorlar.”
Tam o anda bir şey oldu.
Ayşe Hanım’ın sol eli Elif’in parmaklarını beklenmedik bir güçle sıkıca kavradı. Bu bir refleks değildi. Bir kasılma da değildi.
Bir yalvarıştı.
Gözleri, artık konuşamayan ağzının yerine bağırıyordu:
“Beni onunla bırakma.”
Elif derin bir nefes aldı.
—“Sizi bırakmayacağım. Bir odada bile olsa, sizinle geliyorum.”
İki saat sonra özel bir ambulans Ayşe Hanım’ı apartmandan indiriyordu. Murat kapıya çıkmadı. Mutfaktan bardak sesleri, müzik ve Derya’nın kahkahası geliyordu.
Elif kapıyı arkasına bakmadan kapattı.
Murat’ın bilmediği şey şuydu: Annesi sandığı kadar “bitkin” değildi. Bedeni kırılmıştı ama zihni yerindeydi. Her şeyi duymuştu.
Ve küçük ama yıkıcı bir gerçek vardı: aileye ait oto tamirhanesi, araçlar, daire ve banka hesaplarının çoğu Ayşe Hanım’ın üzerindeydi. Murat sadece vekâletle yönetiyordu—ve o vekâlet şafak sökmeden sona erecekti.
Kimse, o sessiz kadının sabaha karşı hayatları nasıl altüst edeceğini tahmin edemezdi.
BÖLÜM 2
Elif’in yeni hayatı, İstanbul’un Üsküdar arka sokaklarında, bir çamaşırhanenin arkasındaki rutubetli tek odada başladı. İçeride sadece ödünç bir yatak ve ucuz yumuşatıcı kokan ince bir battaniye vardı.
Arkadaşı Marisol, fazla soru sormadan onları kabul etmişti. Sadece Ayşe Hanım’ı yerleştirmeye yardım etti, küçük ocakta bir tencere yulaf lapası koydu ve Elif’e şöyle dedi:
—“Ne oldu bilmiyorum ama o adam çok pişman olacak.”
Ayşe Hanım sabah gözlerini açık buldu.
Bakışı değişmişti. Daha netti. Daha sertti. Sanki gece boyunca, oğlunun ezdiği bütün onur parçalarını tekrar toplamış gibiydi.
Elif yanına bir kaşıkla yaklaştı.
—“Günaydın Ayşe Hanım. Hemen temizleyip ilacınızı vereceğim.”
Yaşlı kadın sol eliyle yatağa üç kez vurdu.
—“Bir yeriniz mi ağrıyor?”
Ayşe Hanım şiddetle başını salladı. Sonra Elif’in getirdiği evrak çantasını işaret etti: reçeteler, tıbbi raporlar, kimlik fotokopileri, eski belgeler ve katlanmış kâğıtlar.
Elif çantayı yaklaştırdı.
Ayşe Hanım titreyen elleriyle sararmış bir kâğıt buldu. Murat’ın annesinin hesaplarını ve şirketlerini yönetmesini sağlayan vekâletnameydi.
Parmağıyla tarihi gösterdi.
Elif fısıldadı:
—“18 Mart’a kadar geçerli…”
Telefonuna baktı.
Bugün 18 Mart’tı.
Ayşe Hanım bir kalem istedi. Eğri büğrü ama net harflerle yazdı:
“Bugün iptal.”
Elif’in içi ürperdi.
—“Murat’ın yetkisini mi kaldırmak istiyorsunuz?”
Yaşlı kadın başını salladı.
Elif devam etti:
—“Bunu yaparsak banka hesapları, aile şirketi, ev… her şey gider.”
Ayşe Hanım tekrar yazdı:
“O gitsin.”
Bu bir intikam değildi. Bu, “bitki gibi” denilen bir kadının aslında her şeyi duyduğunu ve kendi oğlunun onu yok saydığını anlamasıydı.
Evde notere ulaşmak neredeyse imkânsızdı.
—“Hasta konuşamıyorsa işlem yapamayız,” dediler telefonda.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Bekar bir anneydim ve her öğleden sonra tuz istemek için bir komşu gelirdi.
-
O kadını gördüğüm anda donup kaldım… çünkü kocam için kendi paramla aldığım 4 milyon liralık arabanın içinde oturuyordu
-
Kocasının, felçli annesi sedyedeyken karısını evden kovdu
-
60 yaşındaki babam gençliğinde kendisinden otuz yaş küçük bir kadınla yeniden evlendiğinde tüm ailem mutluydu
-
Kızım, beş yaşındaki otistik oğlunu evimin ortasına bırakıp “birkaç gün sonra dönerim” diyerek gitmişti
-
Kayınvalideme benim bir hâkim olduğumu hiç söylememiştim
