Ana Sayfa 26.07.2026

Kocamı Yabancı Bir Ülkede Toprağa Verip Döndüm… Ailem Beni Havalimanında Yalnız Bıraktı, Ertesi Sabah Haberlerde Gördükleri Karşısında Donup Kaldılar

1 / 2

Benim adım Ceyda.

Otuz beş yaşındaydım ve o sabah, kocam Cem’i yıllardır birlikte yaşadığımız ancak hiçbir zaman gerçek anlamda evimiz gibi hissetmediğimiz başka bir ülkede toprağa vermiştim.

Cem, geçirdiği ani bir rahatsızlık nedeniyle hayatını kaybetmişti. Ölümünden sonraki günlerde tek başıma hastane işlemleriyle uğraşmış, anlamakta zorlandığım belgeleri imzalamış ve cenaze hazırlıklarını tamamlamıştım. Yanımda ailemden tek bir kişi bile yoktu.

Uçağım İstanbul Havalimanı’na indiğinde telefonumu açtım. Ellerim titriyordu. İçimde hâlâ ailemin beni karşılamaya geleceğine dair küçük bir umut vardı.

Aile grubuna şu mesajı yazdım:

“Uçağım saat 17.00’de iniyor. Beni almaya gelebilecek biri var mı?”

Mesajın altında hemen yazıyor işareti belirdi. Bir anlığına içim rahatladı.

Fakat kardeşim Levent şöyle cevap verdi:

“Bugün çok yoğunuz. Bir taksi çağır.”

Birkaç saniye sonra annem Sevim mesaj yazdı:

“Bunu daha önceden planlamalıydın. Salı günlerinin herkes için zor olduğunu biliyorsun.”

Mesajlara uzun süre baktım.

Sanki Cem’in hayatını kaybedeceği günü ben seçmişim gibi konuşuyorlardı. Sanki cenazeyi aile takvimine haftalar öncesinden eklemem gerekiyormuş gibi davranıyorlardı.

Tartışmadım.

Yalnızca iki kelime yazdım:

“Sorun değil.”

O sırada bu mesajların yirmi dört saat geçmeden yerel televizyonlarda gösterileceğini bilmiyordum.

Bagaj teslim alanında Cem’den kalan eşyalarla dolu iki büyük siyah bavulu aldım. Gömlekleri, ayakkabıları, tıraş çantası ve evlilik yıl dönümümüzde taktığı lacivert kravat bavulların içindeydi.

Bavulları taşıma arabasına yerleştirirken tekerleklerden biri sıkıştı. Üstteki bavul yere düştü ve açıldı. Cem’in kıyafetleri havalimanının parlak zeminine dağıldı.

İnsanlar yanımdan geçerken dizlerimin üzerine çöktüm ve eşyaları toplamaya başladım. Gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırıyordu. Bir havalimanı çalışanı yanıma gelerek yardım etti.

Ailem benden yalnızca yarım saat uzaklıkta yaşıyordu.

Ama hiçbiri gelmemişti.

Bir araç çağırdım ve yağmur camlara vururken arka koltukta sessizce oturdum. Şoför iki kez konuşmaya çalıştı, fakat onu duymamış gibi davrandım.

Cem’le birlikte yaşadığımız İstanbul’daki eve vardığımda bütün pencereler karanlıktı. Kapıyı açtığım anda yüzüme buz gibi bir hava çarptı.

Bavulları girişte bıraktım ve ışıkları bile yakmadan Cem’in pazar sabahları kahvesini içtiği koltuğa kıvrıldım.

Evin sessizliği dayanılmazdı.

Fakat içeride çok daha büyük bir sorun başlamıştı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |