DOLAR
Alış: 49.24
Satış: 49.44
EURO
Alış: 55.07
Satış: 55.29
GBP
Alış: 65.07
Satış: 65.55
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
13.10.2026
Kızımızın Doğduğu Gün Onu Reddetti: Sakladığı Geçmiş Kapımızı Çaldı
- “Beni asıl korkutansa Jale’nin bütün bunları en başından beri biliyor olmasıydı.” Tufan kapının önünde ağlarken annesi kolundan çekiştiriyordu. Fakat bu kez gitmesine izin vermedim. “Başka bir çocuğun olduğunu söyledin. Nerede o çocuk?” Tufan başını eğdi. “On dört yaşında bir kızım var. Adı Eylül.” Sözleri göğsümde koca bir boşluk açtı. Sekiz yıllık evliliğim boyunca bir kez bile bahsetmediği kızından söz ediyordu. Üstelik Ilgın doğduğunda sergilediği dehşetin sebebi de buydu. “Peki onunla ne ilgisi var kızımızın?” diye sordum. Tufan titreyen eliyle Ilgın’ın sol kulağını işaret etti. Kulağının hemen altında küçük, hilal biçiminde bir doğum lekesi vardı. “Eylül’de de aynısı var. Doğduğunda gördüğüm ilk şey o lekeydi.” Jale aniden bağırdı. “Yeter artık! Geçmişi kurcalamanın kimseye faydası yok!” Babam kapıya geldiğinde Jale’nin sesi kesildi. Babam ikisine de sertçe baktı. “Yeni doğum yapmış kızımı sokağa koyan insanların burada bağırmaya hakkı yok. Anlatacaksanız düzgün anlatın.” Tufan cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğraftaki küçük kızın kocaman kahverengi gözleri ve yanağındaki gamze, Ilgın’ın yüzünü andırıyordu. Arkasında bir tarih ve tek cümle yazılıydı: “Babam, beni neden hiç aramadın?” Nefesim kesildi. “Bu fotoğraf sana ne zaman geldi?” “Üç hafta önce.” “Yani hamileyken de biliyordun?” “Eylül’ün yaşadığını o zaman öğrendim.” Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Tufan merdivene oturup yıllardır sakladığı hikâyeyi anlatmaya başladı. Yirmi iki yaşındayken üniversiteden bir kız arkadaşı olmuştu. Adı Selin’di. Selin hamile kalınca evlenmeye karar vermişlerdi. Ancak Jale, oğlunun geleceğinin mahvolacağını söyleyerek karşı çıkmıştı. Selin’in ailesine para teklif etmiş, sonra da genç kadına Tufan’ın onu terk ettiğini anlatmıştı. “Annem bana bebeğin doğumdan sonra yaşamadığını söyledi,” dedi Tufan. “Selin’in de beni görmek istemediğini söyledi.” Jale gözlerini kaçırdı. “Senin iyiliğin için yaptım.” “Bir çocuğu babasız bırakarak mı?” dedim. Tufan yüzünü sildi. “Ben de suçluyum. Araştırmadım. Annemin sözlerine inanmak işime geldi. Seninle tanışınca geçmişi tamamen kapattım.”
- “Peki doğumhanede neden bizi terk ettin?” “Çünkü Ilgın’ın lekesini görünce Eylül’ün fotoğrafı gözümün önüne geldi. Ben yıllarca bir çocuğa sırtımı çevirmişken ikinci kez baba olmaya hakkım yokmuş gibi hissettim.” “Bunun cezasını bana ve bebeğimize mi verdin?” Cevap vermedi. Zaten hiçbir cevabı yaptıklarını haklı çıkaramazdı. Tam kapıyı kapatacakken Jale çantasından katlanmış bir kâğıt düşürdü. Annem eğilip aldı. Üzerinde çocuk el yazısıyla bir adres vardı. Altında ise korkunç bir cümle: “Babaannem, babamın beni istemediğini söyledi.” Jale kâğıdı kapmaya çalıştı. Babam araya girdi. “Bu kızla görüştünüz mü?” Tufan ayağa fırladı. “Anne, sen Eylül’ü tanıyor musun?” Jale sessiz kaldı. O sessizlik her şeyi ele verdi. Sonunda mırıldandı: “Selin geçen yıl öldü. Kız bir süredir teyzesiyle yaşıyor. Bana ulaştılar. Ailenizin düzeni bozulmasın istedim.” Tufan annesine öyle baktı ki ilk kez gerçekten korktuğunu gördüm. “Öldüğünü bildiğin bir kadının çocuğunu benden yine sakladın.” Jale ağlamaya başladı ama bu kez kimse onu teselli etmedi. O gün Tufan’ı eve almadım. Ancak Eylül’ü arayacağımı söyledim. Çünkü hiçbir çocuk yetişkinlerin yalanları yüzünden bir kez daha terk edildiğini hissetmemeliydi. Ertesi gün babamla birlikte adresteki apartmana gittim. Ilgın’ı anneme bırakmıştım. Kapıyı açan kadın kendisini Selin’in ablası Şebnem olarak tanıttı. Ne istediğimizi duyunca yüzü bembeyaz oldu. “Eylül, babasının kendisini istemediğine inanıyor,” dedi. “Annesi ölmeden önce gerçeği öğrenmesini istiyordu. Ama Jale Hanım her defasında kapıyı yüzümüze kapattı.” Bize bir kutu gösterdi. İçinde Selin’in sakladığı fotoğraflar, gönderilmemiş mektuplar ve Eylül’ün her doğum gününde babası için çizdiği resimler vardı. En üstteki resimde üç kişi el ele tutuşuyordu. Altında “Bir gün beni bulacağına inanıyorum” yazıyordu. Gözlerim doldu. Tufan’ın suçunu affedemezdim ama Eylül’ün umudunu da görmezden gelemezdim. “Eylül nerede?” diye sordum. Şebnem’in yüzü değişti. “Bu sabah okula gitti. Ama çıkışta eve gelmedi.” O anda telefon çaldı. Arayan okul müdürüydü. Eylül, teyzesine bir not bırakmıştı. Babasının yaşadığı mahalleyi öğrendiğini ve onunla konuşmaya gideceğini yazmıştı. Kalbim sıkıştı. Tufan’a haber verdim. Birlikte eski evimizin bulunduğu sokağa koştuk. Kapının önündeki siyah poşetler hâlâ duruyordu. Birkaç adım ötede, ince montlu bir kız kaldırımda oturuyordu. Fotoğraftaki gözleri hemen tanıdım. Tufan yavaşça yaklaştı. “Eylül?” Kız başını kaldırdı. Gözlerindeki umutla korku birbirine karışmıştı. “Sen benim babam mısın?” Tufan dizlerinin üzerine çöktü. “Evet. Ve sana söylemem gereken çok şey var.” Eylül ayağa kalkmadı. “Babaannem beni istemediğini söyledi. Bugün kapıda bu poşetleri gördüm. Beni de mi dışarı atacaktın?” Bu soru, Tufan’ın bütün savunmalarını paramparça etti. Kızına uzattığı eller havada kaldı. “Hayır,” dedi ağlayarak. “Seni tanımadım bile. Ama bilmemek, aramamak için mazeret değil. Sana çok büyük haksızlık ettim.” Eylül’ün dudağı titredi. “Annem ölmeden önce, ‘Baban iyi biriydi ama cesur değildi,’ demişti. Doğru mu?” Tufan gözyaşlarını saklamadı. “Doğru. Ve ben bugün ilk kez cesur davranmaya çalışıyorum.” Tam o sırada Jale arabasıyla sokağa girdi. Eylül’ü görünce telaşla indi. “Burada ne işin var? Hemen benimle gel!” Kız korkuyla geri çekildi. Tufan annesinin önüne geçti. “Bir daha ona emir vermeyeceksin.” Jale öfkeyle bana döndü. “Bütün bunlar senin yüzünden! Evimizi yıktın!” Sakince cevap verdim. “Hayır. Bu ev yıllardır saklanan yalanların altında zaten yıkılmış. Ben yalnızca kapıyı açtım.” Şebnem geldiğinde Eylül teyzesine sarıldı. Hepimiz ilk kez bu hikâyenin merkezinde yetişkinlerin değil, iki küçük kızın bulunduğunu anladık. Sonraki haftalar kolay geçmedi. Tufan bir avukat aracılığıyla babalık durumunu ve haklarını netleştirmek için işlemleri başlattı. Eylül’ün hayatına ansızın girip her şeyi değiştirmeye kalkmadı. Önce güvenini kazanması gerektiğini kabul etti. Şebnem’in onayıyla haftada bir buluştular. Bana da defalarca özür diledi. Fakat ben özür ile güvenin aynı şey olmadığını biliyordum. “Ilgın’ın babası olabilirsin,” dedim. “Ama benim eşim olmayı yeniden hak ettiğini sözlerinle değil, davranışlarınla göstermen gerekir.” Bir süre ayrı yaşamaya karar verdik. Ilgın’la görüşmelerini düzenledik. Tufan destek almaya başladı; annesinin baskısını yıllarca neden sorgulamadığını anlamaya çalıştı. Jale ise yaptıklarıyla yüzleşmeyi reddettiği müddetçe çocuklara yaklaşamayacaktı. Ayrılığımızın ikinci haftasında Şebnem’den bir telefon daha geldi. Selin’in eski banka hesaplarını incelerken Jale’nin yıllarca düzenli para gönderdiğini fark etmişti. Bunun karşılığında imzalanmış bir belge de vardı. Belgede Selin’in, Eylül’ü Tufan’dan uzak tutacağı yazıyordu. Oysa altındaki imza Selin’inkine benzemiyordu. Belgeyi Tufan’a gösterdiğimizde yüzündeki renk çekildi. Annesinin kasasından çıkan eski evraklarla karşılaştırdı. Aynı kâğıdın başka bir nüshası oradaydı. Jale, aileye ait bir mülkü satmamak için Tufan’ın evlilik dışı çocuğunun öğrenilmesini engellemeye çalışmış, Selin’in imzasını taklit etmişti. Tufan belgeyi karakola götürmekte tereddüt etmedi. Şikâyet süreci başlatıldı; belgelerin gerçekliği için inceleme istendi. Annesi onu arayıp mirastan mahrum bırakmakla tehdit edince telefonu sessizce kapattı. “Senin yüzünden kızımı kaybediyordum,” dedi yalnızca. “Bundan sonra benim adıma karar veremezsin.” Bu konuşmayı duyunca ona yeniden güvenmedim; güven o kadar kolay dönmüyordu. Ama ilk kez sorumluluk aldığını gördüm. Eylül için en zor gün, annesinin doğum günüydü. Şebnem onu Selin’in mezarına götürecekti. Tufan da gitmek istedi, fakat Eylül önce reddetti. Akşam olunca fikrini değiştirdi. Babasından çiçek değil, annesi hakkında güzel bir anı anlatmasını istedi. Tufan mezarın başında, Selin’in yağmurlu günlerde sokak kedilerine kartondan yuva yaptığını anlattı. Eylül sessizce dinledi. Sonra cebinden küçük bir resim çıkarıp mezar taşının yanına bıraktı: Bir kadın, iki kız ve biraz uzakta duran bir adam. “Böyle olmasını istemezdim,” dedi Eylül. “Ama artık kimin nerede duracağını ben de seçebilirim.” O an, hayatımızın en çok incinen insanının hepimizden daha olgun davranabildiğini gördüm. Ne babasına hemen sarıldı ne de onu tamamen reddetti. Yalnızca zaman istedi. Ve bu kez kimse onu acele ettirmedi. Üç ay sonra Eylül bizi ziyarete geldi. Ilgın’ın beşiğinin yanında uzun süre durdu. Küçük kardeşi uyanınca parmağını uzattı. Ilgın o parmağı sımsıkı kavradı. Eylül gülümsedi. “Biliyor musun, ben hep kardeşim olsun isterdim.” “Artık var,” dedim. “Peki siz gerçekten aile miyiz?” diye sordu. Bir an düşündüm. Eskiden aile olmanın aynı evde yaşamak anlamına geldiğini sanırdım. Oysa benim kızımı dışarıda bırakan da aynı evin içindeki insanlardı. “Evet,” dedim. “Çünkü aile olmak, kimseyi kapının dışında bırakmamayı seçmektir.” Tufan kapıdan bizi izliyordu. Gözleri dolmuştu ama bu kez ne kendisini savundu ne de verdiğim kararı değiştirmemi istedi. Ilgın’ın ilk gülümsemesini Eylül gördü. İkisi birbirine bakarken şunu anladım: Geçmişi değiştiremezdik. Kırılan güven hemen onarılamazdı. Belki evliliğimiz kurtulacak, belki de yollarımız ayrılacaktı. Ancak kızlarımızın geçmişimizdeki hataların bedelini ödemesine izin vermek zorunda değildik. O gün Eylül, beşiğin yanındaki boş sandalyeye oturdu. Ben de yanına geçtim. Ve yıllar sonra ilk defa, bir ailenin kusursuz olmaktan değil, gerçeği saklamadan birbirine sahip çıkmaktan doğduğuna inandım.


