DOLAR
Alış: 49.09
Satış: 49.28
EURO
Alış: 55.07
Satış: 55.29
GBP
Alış: 64.85
Satış: 65.34
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
11.10.2026
Kızımın Karnındaki 36 Mıknatıs: Güvenlik Kamerası Ailemizin Korkunç Sırrını Gösterdi
- “Ne olduğunu bilmiyorum.” Bu sözleri söylerken gözlerim bilgisayar ekranındaydı. Polis memuru Erhan, pazar gününün kayıtlarını açtı. Saat 16.12. Yemek odasının kapısından kayınvalidem Şükran giriyordu. Elindeki tepsiye iki bardak meyve suyu koydu, ardından dönüp koridoru kontrol etti. “Görüntüyü durdurun,” dedim. “Neden etrafına bakıyor?” Erhan cevap vermedi. Kaydı ilerletti. Bir dakika sonra Tarık’ın kardeşi Oğuzhan içeri girdi. Cebinden küçük, metal bir kutu çıkardı. Şükran vitrinin önüne çömeldi, çantasından bir anahtar aldı ve camlı kapağı açtı. Benim anahtarım çantamdaydı. Demek ki başka bir anahtar daha vardı. Oğuzhan, siyah bilyelerden oluşan süsü masaya döktü. Şükran peçetenin üzerine bir avuç bilye ayırırken dudakları hareket ediyordu. Kamera ses kaydetmiyordu. Ama kadının yüzündeki sakinliği görmek bile midemi bulandırdı. “Bunları neden yapıyorlar?” diye fısıldadım. Tam o sırada Nehir görüntüye girdi. Minik kızım sarı elbisesiyle koşarak büyükannesine sarıldı. Şükran onun saçını okşadı, ardından bilyelerden birini gösterdi. Nehir başını iki yana salladı. Oğuzhan kapıya gidip nöbet tutar gibi durdu. Şükran bir bilyeyi Nehir’in avucuna bıraktı. Kızım onu ağzına götürmek istemedi. Kadın eğilip kulağına bir şey söyledi. Sonra Nehir ağlamaya başladı. “Durdurun!” diye bağırdım. Tarık yerinden fırladı. “Bu görüntüler yanlış anlaşılıyor. Annem çocuğa oyun öğretiyor olabilir!” Erhan sertçe ona baktı. “Lütfen oturun.” “Ben oturmam! Karımı zaten tanıyorsunuz, sürekli aileme karşı dolduruyor çocuğu!” “Tarık,” dedim, “annen bizim kızımıza mıknatıs yutturuyor.” “Kimin yutturduğu belli değil!” Erhan videoyu yeniden oynattı. Şükran bu kez Nehir’in elini tuttu. Kızım, gözyaşları içinde bilyeyi ağzına koydu. Ardından bir tane daha. Kadın her defasında onu başından okşuyordu. Saymaya başladım. Beş. Dokuz. On dört. Yirminci bilyede gözlerimi kapattım. Çünkü Nehir’in nasıl korktuğunu görmeye dayanamıyordum. “Otuz altı,” dedi Erhan sonunda. Yemek odasında yirmi dakikadır kayıp sandığım kızım, herkes birkaç metre ötede sohbet ederken otuz altı mıknatıs yutmuştu. Birden ayağa kalktım. “Ameliyat başlamadan önce kimse fark etmedi mi? Günlerdir içindeymiş bunlar!”
- “Ne olduğunu bilmiyorum.” Bu sözleri söylerken gözlerim bilgisayar ekranındaydı. Polis memuru Erhan, pazar gününün kayıtlarını açtı. Saat 16.12. Yemek odasının kapısından kayınvalidem Şükran giriyordu. Elindeki tepsiye iki bardak meyve suyu koydu, ardından dönüp koridoru kontrol etti. “Görüntüyü durdurun,” dedim. “Neden etrafına bakıyor?” Erhan cevap vermedi. Kaydı ilerletti. Bir dakika sonra Tarık’ın kardeşi Oğuzhan içeri girdi. Cebinden küçük, metal bir kutu çıkardı. Şükran vitrinin önüne çömeldi, çantasından bir anahtar aldı ve camlı kapağı açtı. Benim anahtarım çantamdaydı. Demek ki başka bir anahtar daha vardı. Oğuzhan, siyah bilyelerden oluşan süsü masaya döktü. Şükran peçetenin üzerine bir avuç bilye ayırırken dudakları hareket ediyordu. Kamera ses kaydetmiyordu. Ama kadının yüzündeki sakinliği görmek bile midemi bulandırdı. “Bunları neden yapıyorlar?” diye fısıldadım. Tam o sırada Nehir görüntüye girdi. Minik kızım sarı elbisesiyle koşarak büyükannesine sarıldı. Şükran onun saçını okşadı, ardından bilyelerden birini gösterdi. Nehir başını iki yana salladı. Oğuzhan kapıya gidip nöbet tutar gibi durdu. Şükran bir bilyeyi Nehir’in avucuna bıraktı. Kızım onu ağzına götürmek istemedi. Kadın eğilip kulağına bir şey söyledi. Sonra Nehir ağlamaya başladı. “Durdurun!” diye bağırdım. Tarık yerinden fırladı. “Bu görüntüler yanlış anlaşılıyor. Annem çocuğa oyun öğretiyor olabilir!” Erhan sertçe ona baktı. “Lütfen oturun.” “Ben oturmam! Karımı zaten tanıyorsunuz, sürekli aileme karşı dolduruyor çocuğu!” “Tarık,” dedim, “annen bizim kızımıza mıknatıs yutturuyor.” “Kimin yutturduğu belli değil!” Erhan videoyu yeniden oynattı. Şükran bu kez Nehir’in elini tuttu. Kızım, gözyaşları içinde bilyeyi ağzına koydu. Ardından bir tane daha. Kadın her defasında onu başından okşuyordu. Saymaya başladım. Beş. Dokuz. On dört. Yirminci bilyede gözlerimi kapattım. Çünkü Nehir’in nasıl korktuğunu görmeye dayanamıyordum. “Otuz altı,” dedi Erhan sonunda. Yemek odasında yirmi dakikadır kayıp sandığım kızım, herkes birkaç metre ötede sohbet ederken otuz altı mıknatıs yutmuştu. Birden ayağa kalktım. “Ameliyat başlamadan önce kimse fark etmedi mi? Günlerdir içindeymiş bunlar!”


