DOLAR
Alış: 46.71
Satış: 46.90
EURO
Alış: 53.39
Satış: 53.61
GBP
Alış: 62.42
Satış: 62.88
Kızımı Tek Başıma Büyüttüm, Üniversiteden Mezun Olduğu Gün Her Şeyin Geride Kaldığını Sanıyordum…
- Üniversitenin hemen karşısındaki küçük kafeye doğru yürüdük. Merve sessizdi. Ben ise elimde hâlâ Murat’ın eski yüzüğünü sıkıyordum. İçeri girdiğimizde, cam kenarındaki masada bizi bekliyordu. Saçlarına aklar düşmüş, yüzü yılların izlerini taşıyordu ama onu ilk bakışta tanımıştım. Bizi görünce ayağa kalktı. “Teşekkür ederim geldiğiniz için,” dedi. Ben oturmadım. “Yirmi iki yıl boyunca konuşmadın. Şimdi teşekkür mü ediyorsun?” Başını öne eğdi. “Haklısın.” Merve ise sandalyeye oturdu. Gözlerini babasından ayırmıyordu. O bakışta ne özlem vardı ne de nefret. Sadece cevap bekleyen bir insanın sessizliği… Murat derin bir nefes aldı. “Gitmek istemedim.” dedi. Bu cümleyi duyunca istemsizce güldüm. “Bu kadar yılın ardından söyleyebildiğin tek şey bu mu?” “Gerçekten gitmek istemedim.” Cebinden eski, yıpranmış bir dosya çıkardı. İçinden yıllar öncesine ait belgeler, birkaç fotoğraf ve hastane kayıtları vardı. “Babam…” diye başladı. “…beni tehdit etti.” Onun ailesini yıllar önce tanıyordum. Varlıklıydılar. Soyadlarına büyük önem veren, her şeyi kontrol etmeye çalışan insanlardı. “Babam, seninle evlenirsem beni mirastan sileceğini söyledi. Sonra da başka bir şehre gönderdi. Telefonumu aldı. Seninle iletişim kurmama izin vermedi.” “Buna inanacağımı mı sanıyorsun?” dedim. “İnanmak zorunda değilsin.” Dosyanın içinden annemin yıllar önce yazdığı mektubu çıkardı. “Bu mektup bana hiç verilmedi.” Şaşkınlıkla baktım. “Ne demek verilmedi?” “Annem yıllarca saklamış. Ben bu mektubu sadece üç ay önce buldum.” Mektubun kenarında yaşlı bir kadının el yazısıyla yazılmış kısa bir not vardı. “Bunu ona verme. Zamanla unutacaktır.” El yazısı gerçekten Murat’ın annesine aitti. Bir an sessizlik oldu. İlk defa anlattığı şeylerin bir kısmının doğru olabileceğini düşündüm. Ama yine de cevabını alamadığım tek soru vardı. “Peki sonra?” “Reşit oldun. İş buldun. Kimse seni tutmuyordu.” Murat gözlerini kapattı. “Korktum.” İşte gerçek buydu. Tehdit değil. Aile değil. Para değil. Korku… Merve hafifçe başını salladı. “Demek annemin söylediği doğruymuş.” Murat şaşkınlıkla kızına baktı. “Ne söyledi?” “Baba olmak için yeterince güçlü değildin.” Bu cümle kafedeki sessizliği paramparça etti. Murat’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Her doğum gününde seni uzaktan izledim.” dedi. “İlkokula başladığını gördüm. Liseyi kazandığında da oradaydım.” Ben öfkeyle ayağa kalktım. “Yani yıllarca bizi izledin ama kapıyı çalmadın?” Sessiz kaldı. Çünkü bunun cevabı yoktu. Merve çantasından telefonunu çıkardı. “Aylar önce bana yazdığında neden kim olduğunu söylemedin?” “Önce beni tanımanı istedim.” “Hayır.” Merve ilk kez sesini yükseltti. “Önce beni kendine alıştırmak istedin.” Murat konuşamadı. Çünkü kızımız doğruyu söylemişti. Kontrolü elinde tutmak istemişti. Gerçeği kendi istediği zamanda açıklamak istemişti
- Tam o sırada kafeye az önce gördüğümüz kadın girdi. Murat’ın kız kardeşi Elif… Masaya sessizce bir kutu bıraktı. “Bunu da görmeniz gerekiyor.” Kutunun içinde eski kasetler, fotoğraflar ve birkaç mektup vardı. Elif konuşmaya başladı. “Annem ölmeden önce bana her şeyi anlattı.” Meğer Murat’ın annesi yıllarca vicdan azabı çekmişti. Benim annemin mektubunu gerçekten saklamıştı. Murat’ın yazdığı iki mektubu da bana ulaştırmamıştı. Hatta doğumdan birkaç ay sonra çekilmiş Merve’nin fotoğrafını bile oğlundan gizlemişti. “Neden?” diye sordum. Elif gözlerini sildi. “Çünkü ailemizin itibarını her şeyden önemli görüyordu.” Kutudaki son zarf dikkatimi çekti. Üzerinde benim adım yazıyordu. Açılmamıştı. Yirmi iki yıl boyunca… Mektubu titreyen ellerimle açtım. Murat’ın gençlik yıllarında yazdığı satırlar vardı. Özür diliyordu. Bebeğimizi görmek istediğini söylüyordu. Kaçıp yeni bir hayat kurmayı teklif ediyordu. Ama o mektup bana hiçbir zaman ulaşmamıştı. İçimdeki öfke tamamen kaybolmadı. Çünkü mektup yazmakla baba olunmuyordu. İnsan sevdiği için mücadele ederdi. O ise ilk engelde vazgeçmişti. Merve uzun süre sessiz kaldı. Sonra babasına döndü. “Bugün buraya neden geldin?” “Artık gerçeği bilmeni istedim.” “Hayır.” Merve başını iki yana salladı. “Gerçeği öğrenmeni sen değil, vicdanın istedi.” Bu sözler Murat’ın omuzlarını düşürdü. Yıllarca taşıdığı yük sonunda kelimelere dönüşmüştü. Kalktı. Cebinden araba anahtarını, eski yüzüğünü ve küçük bir anahtar daha çıkardı. “Bunlar sana ait değil.” dedi Merve. “Biliyorum.” “Ben senden para istemiyorum.” “Biliyorum.” “Sadece çocukluğumu geri veremezsin.” Murat ağlamaya başladı. Ama artık gözyaşlarının hiçbir anlamı yoktu. Merve ayağa kalktı. Masanın üzerindeki yüzüğü eline aldı. Birkaç saniye baktı. Sonra bana döndü. “Anne, gidelim.” Kafeden çıktık. Akşam güneşi kampüsün üzerine vuruyordu. Öğrenciler aileleriyle fotoğraf çekiliyor, kahkahalar yükseliyordu. Biz ise sessizce yürüyorduk. Üniversitenin ortasındaki küçük göletin yanına geldiğimizde Merve durdu. Elindeki yüzüğe son kez baktı. “Geçmişi silemem.” dedi. “Ama onun beni yönetmesine de izin vermeyeceğim.” Ve yüzüğü suya bıraktı. Halka birkaç kez suyun üzerinde döndü, ardından yavaşça gözden kayboldu. İkimiz de arkasından bakmadık. O an anladım ki bazı yaralar tamamen iyileşmez. Ama insan, o yaralarla yaşamayı öğrenebilir. Arabaya doğru yürürken Merve koluma girdi. “Anne.” “Efendim?” “Bugün mezun olduğum gün olarak hatırlanacak.” “Geri kalan her şey sadece kötü bir dipnot.” Gülümsedim. Çünkü haklıydı. Murat yıllar sonra ortaya çıkmıştı ama hayatımızın kahramanı hiçbir zaman o olmamıştı. Biz, birbirini hiç bırakmayan iki kadındık. Ben kızımı sevgiyle büyütmüştüm. Merve de geçmişin yükünü sırtında taşımak yerine geleceğini seçmişti. O akşam mezuniyet yemeğimizi yaptık, uzun uzun güldük ve geleceğe dair hayaller kurduk. Eve dönerken dikiz aynasında kendi yansımama baktım. Yıllar önce terk edilmiş, korkmuş genç kadın gitmişti. Yerine güçlü bir anne gelmişti. Ve ilk kez içimde tek bir duygu vardı. Öfke değil… Pişmanlık değil… Sadece huzur. Çünkü bazı insanlar hayatınıza geri dönmek için çok geç kalırlar. Ama siz doğru insanlarla yürümeye devam ettiğiniz sürece, geçmiş sizi değil, siz geçmişi geride bırakırsınız.
Benzer Galeriler
-
Kocam beni ve yeni doğmuş bebeğimizi bir kar fırtınasında terk ettikten altı hafta sonra, kucağımda bebeğimizle onun görkemli düğününe girdim.
-
Vanessa’nın kocası Murat arabadan indi. Elinde market poşetleri vardı. Yüzünde ise eşine sürpriz yapmanın verdiği masum bir gülümseme..
-
Babamın cenazesinde, kardeşlerim tabutunun yanında durup ödünç aldığım siyah elbiseyle alay ettiler
-
Kızımın en yakın arkadaşı, her mağaza ona çok büyük olduğunu ve güzel bir elbise giyemeyeceğini söyledikten sonra ona bir balo elbisesi dikti
-
Tabutun içinde karımın soğuk alnını öptüm
-
Ablamın oğlunu 19 yıl boyunca büyüttüm, ama mezuniyet töreninde “Ben onun gerçek annesiyim” yazılı bir pastayla geldi.


