DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
28.10.2026
Kayınvalidem Annemin Göl Evini Bedava Tatil Köyüne Çevirdi, Ama Sardunyalarını Kaldırtınca Sabah Beşte Başlattığım Plan Her Şeyi Değiştirdi
- Alarm çaldığında dışarısı hâlâ karanlıktı. Telefonumu susturup sessizce yataktan kalktım. Eşim Baran uyuyordu. Terliklerimi elime alarak koridora çıktım ve aşağı indim. Mutfağın ışığını açınca tezgâhın üzerindeki hazırlık listesi dikkatimi çekti. Annemin el yazısıyla altı kişinin kahvaltı tercihleri sıralanmıştı. Nermin’in istediği özel mayonezin yanına bir yıldız konmuştu. Listeyi elime aldım. Annem kendi evinde herkesi memnun etmek için çalışırken kimse onun ne istediğini sormuyordu. Kahve makinesini hazırladım, ardından verandaya çıktım. Sardunya kutuları duvar dibinde duruyordu. Hepsini dikkatlice eski yerlerine taşıdım. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kırmızı çiçekler korkuluk boyunca yeniden görünmeye başladı. Saat beşi kırk geçe arkamdan bir ses duydum. “Ne yapıyorsun kızım?” Annem kapıda durmuştu. Üzerinde eski sabahlığı vardı. Çiçekleri görünce yüzü değişti. “Nermin rahatsız oluyor, biliyorsun.” “Peki sen rahatsız oluyor musun?” “Ben neden rahatsız olayım?” “Çünkü kendi evindeki çiçekleri başkasının keyfi için kaldırmak zorunda kalıyorsun.” Annem cevap vermedi. Ellerini sabahlığının ceplerine soktu. “Onlar misafirimiz,” dedi sonunda. “Sen de bu evin sahibisin. Üstelik sen de dinlenmeyi hak ediyorsun.”
- Onu mutfağa götürdüm. Kahvesini hazırlayıp önüne koydum. Sonra kahvaltı listesini gösterdim. “Bugün hiçbir şey yapmayacaksın.” “Olur mu? Herkes uyanınca…” “İşte tam da bunu değiştireceğiz.” Annem endişelendi. Kavga çıkarmayı planladığımı düşündü. Ona kimseyi küçük düşürmeyeceğimi söyledim. Yalnızca bir günlüğüne herkesin kendi ihtiyaçlarıyla ilgilenmesini istiyordum. Bir süre düşündükten sonra kabul etti. Saat yedide Baran uyandı. Mutfakta annemle kahve içtiğimizi görünce şaşırdı. Onu dışarı çağırıp dün yaşananları anlattım. “Nermin anneme bir daha böyle yapma dedi,” diye tekrarladım. “Sanki buranın sahibi kendisiymiş gibi.” Baran başını eğdi. “Annem bazen düşünmeden konuşuyor.” “Bazen değil, bütün yazdır. Ve biz buna izin verdik.” Sözlerim onu rahatsız etti. Bir an savunmaya geçecek sandım. Fakat sonra mutfaktaki hazırlık listesine baktı. “Bu kadar işi gerçekten her hafta sonu tek başına mı yapıyor?” “Sen de buradaydın, Baran.” Bu cevap üzerine sustu. Birlikte basit bir kahvaltı hazırladık. Peyniri, ekmeği ve domatesleri masaya koyduk. Çaydanlığı mutfakta bıraktık. Herkes içeceğini kendisi alacaktı. Saat dokuzda Nermin ortaya çıktı. Güneş gözlüklerini başına yerleştirmiş, telefonunu eline almıştı. Verandaya yürüdü ve her zamanki şezlonguna uzandı. “Sevim! Çayım nerede?” diye seslendi. Annem yanımda oturuyordu. Refleksle ayağa kalkmaya çalıştı. Elini tuttum. “Nermin Hanım, çay mutfakta. İsterseniz kendiniz alabilirsiniz.” Nermin gözlüklerini indirdi. “Nasıl yani?” “Çay hazır. Fincanlar da dolapta.” Birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra anneme döndü. “Sevim, bir sorun mu var?” Annem güçlükle gülümsedi. “Hayır. Bugün biraz dinleniyorum.” Nermin’in ifadesi değişti. “Demek artık misafirlere hizmet edilmiyor.” Baran kapıda belirdi. “Anne, kendi çayını alman hizmet görmekle ilgili bir mesele değil.” Nermin oğlundan böyle bir karşılık beklemiyordu. Bir şey söylemeden içeri girdi. Beş dakika sonra elinde çayıyla döndü. Şezlonguna yerleşirken sardunyaları gördü. “Bunları kim geri koydu?” “Ben,” dedim. “Dün kaldırılmasını istemiştim.” “Biliyorum.” “Öyleyse neden geri koydun?” “Çünkü annem burada olmalarını istiyor.” Nermin şaşkınlıkla başını çevirdi. “Sevim, gerçekten öyle mi?” Annem derin bir nefes aldı. “Evet, Nermin. Sardunyaları seviyorum. Burada kalmalarını istiyorum.” Nermin çayından bir yudum aldı. Ardından alaycı bir sesle, “Bu sabah herkes pek tuhaf,” dedi. Konuşmayı uzatmadık. Öğleye doğru annemi göl kenarında yürüyüşe çıkardım. Döndüğümüzde Nermin aç olduğunu söyledi. “Öğle yemeğinde ne var?” Baran buzdolabını açtı. “Sandviç yapabiliriz. İstersen sana da malzeme çıkarayım.” “Bana sandviç mi hazırlayacaksınız?” “Hayır anne. Birlikte hazırlayacağız.” Nermin sandalyesini geri itti. “Ben buraya dinlenmeye geldim!” Baran sakinliğini korudu. “Sevim teyze de dinlenmek istiyor.” “Demek annenize karşı tavır almayı kararlaştırdınız.” “Kimse sana karşı değil. Sadece herkesin sorumluluk almasını istiyoruz.” Nermin telefonunu alıp odasına çıktı. Yarım saat sonra Baran’ın babası Kemal aradı. Nermin ona evde istenmediğini, kahvaltısının bile verilmediğini söylemişti. Baran telefonu hoparlöre aldı. Kemal önce sinirliydi. Ancak oğlunun anlattıklarını dinledikçe sesi yumuşadı. “Nermin gerçekten Sevim Hanım’ın çiçeklerini kaldırmasını mı istemiş?” “Evet baba.” Kemal uzun süre konuşmadı. “Akşam ben de geleyim. Yüz yüze konuşalım.” Telefon kapandıktan sonra annemin huzursuzlandığını gördüm. “Keşke bu kadar büyümeseydi,” dedi. “Anne, henüz kimse kavga etmedi. Sadece ilk kez ne istediğini söyledin.” Annem gözlerini göle çevirdi. “Baban yaşarken burada her şeyi birlikte yapardık. Sabah kahvesini o hazırlardı. Ben çiçeklerle ilgilenirdim. Misafir geldiğinde de kimseyi tek başına bırakmazdık.” Bir süre sustu. “Sonra o gidince bu evi canlı tutmaya çalıştım. Belki de herkes gelsin diye gereğinden fazla uğraştım.” Sesindeki kırgınlık içimi acıttı. “Bize bunu neden söylemedin?” “Sen yeni evlendin. Kayınvalidenle arana girmek istemedim.” Ona sarıldım. “Sen benim için yük değilsin. Ama senin yorulmanı görmezden gelmemiz büyük bir hataydı.” Akşamüstü Kemal geldiğinde Nermin verandada oturuyordu. Eşinin arabasını görünce doğruldu. “Gördün mü bana nasıl davranıyorlar?” dedi. Kemal hemen cevap vermedi. Önce anneme dönüp bütün yaz gösterdiği misafirperverlik için teşekkür etti. Sonra Nermin’in karşısına oturdu. “Buraya her gelişimizde Sevim Hanım’ın her şeyi hazırlamasını bekledik. Ben de yardım etmedim. Bu doğru değildi.” Nermin kaşlarını çattı. “Şimdi herkes beni mi suçlayacak?” “Hayır,” dedi Kemal. “Ben kendi payıma düşeni kabul ediyorum.” Annem söze girdi. “Kimseyi suçlamak istemiyorum. Sadece artık eskisi kadar yorulmak istemiyorum. Hepinizi ağırlamayı seviyorum ama kendi evimde dinlenebilmeliyim.” Nermin ilk kez sessiz kaldı. O akşam yemeği birlikte hazırladık. Baran sebzeleri doğradı, Kemal masayı kurdu. Ben ana yemekle ilgilendim. Annem yalnızca hangi baharatı kullanmamız gerektiğini söyledi. Nermin başlangıçta mutfağa girmedi. Fakat yemek servis edilirken dolaptan bardakları çıkarıp masaya getirdi. Kimse bu hareketi büyütmedi. Yemekten sonra annem sandalyesinden kalkacakken Nermin birden, “Tabakları ben toplarım,” dedi. Hepimiz şaşırdık. Annem teşekkür etti. Nermin bulaşık makinesini doldururken birkaç kez hangi tabağın nereye konacağını sordu. İlk kez bu evde işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmeye çalışıyordu. Gece herkes odasına çekildiğinde Baran’la verandada oturduk. “Bugün anneme karşı durmak kolay değildi,” dedi. “Biliyorum.” “Ama sen söylemeseydin belki hiçbir zaman fark etmeyecektim.” Elini tuttum. “Ben de annemin kendi adına konuşmasına daha fazla fırsat vermeliyim.” Ertesi sabah Nermin mutfağa herkesten önce inmişti. Masada çay ve kızarmış ekmek vardı. Kahvaltı mükemmel değildi. Yumurtaları biraz fazla pişirmişti. Ama annem masaya oturduğunda gözlerinde gerçek bir şaşkınlık belirdi. Nermin ona baktı. “Dün sana söylediğim şeyleri düşündüm,” dedi. “Çiçekler konusunda haddimi aştım.” Annem başını salladı. “Özrünü kabul ediyorum.” “Bütün yaz çok yorulmuş olmalısın.” “Evet,” dedi annem. “Yoruldum.” Bu tek kelime hepimizi susturdu. Çünkü annem ilk kez yorgunluğunu saklamamıştı. Gitmeden önce gelecek hafta sonu için plan yaptık. Artık her hafta otomatik olarak göl evine gelmeyecektik. Annem istediği zaman yalnız kalabilecek, ziyaretler önceden konuşulacak, yemek ve temizlik işleri paylaşılacaktı. Sonraki hafta annem beni arayıp verandada tek başına kahvaltı yaptığını söyledi. Saat ona kadar uyumuş, sonra sardunyalarını sulamıştı. “Çok güzel bir gün geçirdim,” dedi neşeyle. Birkaç hafta sonra yeniden buluştuğumuzda Nermin yanında evde hazırladığı yemekleri getirdi. Kemal içecekleri taşıdı. Baran sofrayı kurdu. Annem ise kitabını bitirene kadar verandadaki sandalyesinden kalkmadı. Akşam güneş gölün üzerinde alçalırken Nermin şezlonguna uzandı. Sardunyalar hâlâ yerindeydi. “Çiçeklerin ne kadar güzel açmış, Sevim,” dedi. Annem gülümsedi. “Yerlerini sevdiler.” Ben de anneme baktım. Yüzünde uzun zamandır görmediğim huzurlu bir ifade vardı. O sabah beşte kalkarken Nermin’e unutamayacağı bir ders vermek istiyordum. Fakat sonunda hepimizin öğrenmesi gereken bir şey olduğunu anladım. Bir aileye katılmak, o ailenin en fedakâr insanını sınırsızca kullanma hakkı vermiyordu. Annemin evi yine misafirlerle doluydu. Kahkahalar yine verandadan göle yayılıyordu. Ama artık herkes giderken annem bitkin düşmüyordu. Ve en önemlisi, o sardunyalar bir daha kimsenin keyfi için yerinden kaldırılmadı.


