DOLAR
Alış: 48.39
Satış: 48.59
EURO
Alış: 56.13
Satış: 56.36
GBP
Alış: 65.27
Satış: 65.76
HASTANE BEKLEME SALONUNDA TANIŞTIĞIM YABANCIYLA, YALNIZ ÖLMESİN DİYE EVLENDİM — BİR HAFTA SÜREN EVLİLİĞİMİZDEN SONRA AVUKATI BANA ONUN SIRT ÇANTASINI UZATIP, “SİZE GERÇEĞİ ÖĞRENMENİZİ İSTEDİ,” DEDİ.
“Peki neden bana söylemedi?”
Avukat başını eğdi.
“Çünkü sizin onu reddetmenizden korkuyordu.”
Bu cevap içimdeki öfkeyi daha da büyüttü.
“Benim buna hakkım yok muydu?”
“Vardı.”
Avukatın sesi sakindi.
“Ve kendisi de bunu biliyordu.”
Çantadaki defteri açtım.
İlk sayfalarda Rauf’un yıllar boyunca tuttuğu notlar vardı.
Annemin peşinden yıllarca gitmiş.
Onu bulduğunda ise annem görüşmek istememiş.
Çünkü çok kırgınmış.
Gerçeği öğrendiğinde bile geçmişi yeniden açmak istemediğini söylemiş.
Benim huzurlu bir çocukluk geçirmemi istemiş.
Rauf uzaktan bizi takip etmiş.
Okul mezuniyetlerimde bulunmuş.
Üniversiteye başladığım gün kampüsün karşısındaki kafede oturmuş.
Annem hastalandığında hastaneye gelmiş ama onun isteği üzerine benim karşıma çıkmamış.
Son sayfalarda ise tarih daha yakındı.
Annemin ölümünden üç ay önce Rauf onunla yeniden görüşmüş.
Defterde annemin söylediği bir cümle yazıyordu:
“Ben öldükten sonra Pelin’e gerçeği anlatabilirsin. Ama onun hayatına girip kendini affettirmeye çalışma. Önce kim olduğunu göstermek zorundasın.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
Rauf da bunu yapmaya çalışmıştı.
Ama bana doğrudan gelip, “Ben senin babanım,” demek yerine hastanede karşıma çıkmıştı.
Ya da ben onun karşısına çıkmıştım.
Bir tesadüf müydü?
Defterin sonlarında cevabı buldum.
Rauf benim gönüllü çalıştığım hastaneye özellikle yatış yaptırmıştı.
Kalp yetmezliği gerçekten ilerlemişti ama başka bir özel hastanede tedavi olabilecek imkânı vardı.
Beni görmek istemişti.
Beni tanımak.
Ama kendisini açıklamadan.
“Yani her şey planlıymış,” dedim.
Avukat başını salladı.
“Başlangıcı evet. Ama sonrası değil.”
“Ne demek?”
“Size evlenme teklif etmesi planın parçası değildi.”
Avukat hafifçe gülümsedi.
“Son günlerinde yanında olmanızı istemesi de.”
Çantadan küçük bir ses kayıt cihazı çıkardı.
“Bunu ölmeden bir gece önce kaydetti.”
Cihazı açtım.
Rauf’un yorgun sesi odayı doldurdu.
“Pelin… Eğer bunu dinliyorsan muhtemelen bana çok kızgınsın.”
Elimi ağzıma götürdüm.
“Buna hakkın var. Sana baştan gerçeği söylemeliydim. Ama seni ilk gördüğüm gün, annenin gençliğini gördüm. Aynı kaş çatışın, aynı aceleci yürüyüşün…”
Kayıtta kısa bir nefes sesi duyuldu.
“Babalık yapmadım sana. Bunu inkâr edemem. Doğum günlerini kaçırdım. Ateşlendiğinde başında değildim. İlk kalp kırıklığında yanında değildim. Bunun mazereti yok.”
Gözlerimi kapattım.
“Benden seni baban olarak hatırlamanı istemiyorum. Buna hakkım yok. Sadece son bir haftada bana gösterdiğin merhametin karşılıksız kalmasını istemiyorum.”
Kayıt burada bitmedi.
“Çantadaki küçük anahtar, annenin yıllarca yaşadığı evin arkasındaki eski depo için. Orada onun sana bıraktığı ama vermeye cesaret edemediği bir kutu var.”
Ertesi sabah depoya gittim.
Annemin evi ölümünden sonra boş kalmıştı.
Bahçede yürürken çocukluğum gözümün önüne geldi.
Depodaki paslı dolabı anahtarla açtım.
İçeride küçük ahşap bir kutu vardı.
Kutunun içinde annemin mektupları bulunuyordu.
Bazıları Rauf’a yazılmış ama gönderilmemişti.
Sonuncusu ise bana yazılmıştı.
“Canım kızım,” diye başlıyordu.
“Bir gün babanla karşılaşırsan onu hemen affetmek zorunda değilsin.”
Okurken ağlamaya başladım.
“Bazen insanlar bizi sever ve yine de hayatımızda bulunamazlar. Bu onları tamamen masum yapmaz. Ama tamamen kötü de yapmaz.”
Annem, gerçeği benden sakladığı için özür diliyordu.
Kendince beni koruduğunu düşünmüş.
Babamın ailesinin yıllar önce yarattığı karmaşayı benim hayatıma taşımak istememiş.
Mektubun sonunda şunları yazmıştı:
“Benim en büyük hatam, senin adına hangi gerçeği taşıyabileceğine karar vermekti.”
O cümleyi uzun süre düşündüm.
Çünkü hem annem hem Rauf aynı şeyi yapmıştı.
Beni sevdiklerini söyleyip gerçeği benden saklamışlardı.
O gün onları tamamen affetmedim.
Belki hâlâ da tamamen affetmiş değilim.
Ama ilk kez onları yalnızca anne ve baba olarak değil, korkuları ve hataları olan iki insan olarak gördüm.
Rauf’un çantasındaki son belge ise vasiyetiydi.
Servetinin büyük kısmını kalp hastaları için kurulacak bir vakfa bırakmıştı.
Bana ise para yerine eski sahil evini bırakmıştı.
Mektubunda nedenini açıklıyordu.
“Annenle en mutlu olduğumuz gün oradaydı. Eğer istersen sat. Eğer istersen yak. Ama bir gün oraya gidip denizi izle. Çünkü senin var olduğunu ilk orada öğrendim.”
Aylar sonra o eve gittim.
Satmadım.
Evi küçük bir konuk evine dönüştürdüm.
Kimsesi olmayan hastaların yakınları ücretsiz kalabiliyor artık.
Kapısına da annemle babamın isimlerini yazdırmadım.
Sadece küçük bir tabela astım:
“Kimse son gününde yalnız kalmasın.”
Rauf’un bana taktığı gazoz halkasını hâlâ saklıyorum.
Artık ona bir alyans gibi bakmıyorum.
Bir haftalık tuhaf bir evliliğin hatırası da değil.
O küçük metal parçası bana, bazen insanın hayatına en geç giren kişinin bile en eski yarasının cevabı olabileceğini hatırlatıyor.
Ben hastaneye o gün bir yabancının yalnız ölmesini engellemek için gitmiştim.
Meğer o yabancı, otuz yıl boyunca söyleyemediği tek kelimeyi söyleyebilmek için beni bekliyormuş:
“Kızım.”
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
“Dede, Lütfen Onunla Evlenme, Çünkü Anneme Vurdu!” Düğün Günü Ortaya Çıkan O Korkunç Sır!
-
“Bakalım Seni Kim Kurtaracak” Diyen Kayınvalidesine Dünyayı Dar Eden Kadının İnanılmaz Zaferi!
-
Bodrum Tatili Biletinin Ardındaki Büyük İhanet: Kocasının Kurduğu Tuzağı Kendi Silahına Çeviren Kadının Muhteşem Zaferi!
-
9 Yaşındaki Oğlunun Mahkemede Ortaya Çıkardığı Büyük Sır: Zengin Babanın Maskesi Nasıl Düştü?
-
KIZIM ESKİ KOCAMLA EVLENDİ — AMA DÜĞÜN GÜNÜ OĞLUM BENİ BİR KENARA ÇEKİP, “ANNE, ARBEN HAKKINDA BİLMEN GEREKEN BİR ŞEY VAR,” DEDİ.
-
Geceleri çalışıp kanser tedavisi gören kocama aylarca ben baktım — doktorlar hastalığı tamamen yendiğini söylediği hafta benden boşanmak istedi..
