DOLAR
Alış: 47.31
Satış: 47.50
EURO
Alış: 54.44
Satış: 54.66
GBP
Alış: 63.50
Satış: 63.97
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
31.07.2026
Görme Yetisini Kaybeden Babanın Perşembe Günleri Sakladığı Sır, Bir Ailenin Hayatını Değiştirdi
- Babamı kaybettiğim gün, en çok Perşembe sabahlarını özleyeceğimi bilmiyordum. Yıllarca onun her Perşembe komşumuz Kemal Amca ile doktora gittiğini, alışveriş yaptığını ve birlikte öğle yemeği yediğini sanmıştım. Oysa cenazeden hemen sonra elime geçen bir mektup, bana bambaşka bir gerçeği gösterecekti. Babam yıllar önce glokom teşhisi almıştı. Hastalık ilerlediğinde çevresini neredeyse tamamen göremez hâle gelmişti. Doktorlar taşınmasını önerse de bunu asla kabul etmedi. Çünkü yaşadığı ev, annemle birlikte geçirdiği kırk yıllık hayatın her anısını taşıyordu. Ben ise Ankara’da yaşıyor, iki çocuğum ve yoğun iş hayatım nedeniyle babamın yanına sık gelemiyordum. Yalnız başına birçok işini halledebiliyordu ama hastane kontrolleri, ilaçları ve alışverişi için birinin yardımına ihtiyacı vardı. Tam bu sırada emekli komşumuz Kemal Amca devreye girdi. Her Perşembe babamı arabasıyla istediği yere götürüyor, ben de bunun karşılığında ona küçük bir ücret ödüyordum. Bu düzen bana büyük bir huzur veriyordu. Babamla her gün telefonda konuşurduk. Bana dokunarak yaptığı yemeklerden, dinlediği sesli kitaplardan ve Kemal Amca’yı dama oyununda nasıl yendiğinden bahsederdi. Arka planda çoğu zaman Kemal Amca’nın sesi duyulurdu. “Arabamız hazır efendim,” diye takılırdı. Babam da gülerek, “İçerisi eski kahve ve kötü kararlar kokuyor,” derdi. İkisi birlikte kahkaha atarken aramızdaki mesafe biraz olsun azalırdı. Derken babam bir gece uykusunda huzur içinde vefat etti. Cenaze boyunca herkes onun benimle gurur duyduğunu söyledi. Ama benim aklım son konuşmamızdaydı. “Bugün çok verimli bir Perşembeydi,” demişti. Ne demek istediğini sormuştum. “Yaşlı bir adamı bu kadar sorgulama,” diyerek gülmüştü. Ertesi gün arayacağıma söz vermiştim.
- Ama ertesi gün hiç gelmedi. Definden sonra mezarın başında kalırken Kemal Amca yanıma geldi. Elinde babamın bana bıraktığı mühürlü bir zarf vardı. “Baban sana aslında Perşembeleri nereye gittiğimizi anlatmamı istedi,” dedi. İlk anda gizlice gittikleri bir lokanta ya da küçük bir gezi sandım. Yanılmışım. Kemal Amca bana tek kızı Elif’ten bahsetti. Yıllardır doğru düzgün konuşmuyorlardı. Her telefon görüşmesi tartışmayla bitiyor, ikisi de geri adım atmıyordu. Babam, Kemal Amca’nın çocuklarından söz edildiğinde neden sustuğunu fark etmiş ve sonunda gerçeği öğrenmişti. Kemal Amca yıllarca kızının mesleğini, evliliğini ve çocuk yetiştirme şeklini sürekli eleştirmişti. Bunu onu sevdiği için yaptığını düşünüyordu. Babam ise ona çok net bir şey söylemişti: “Onu özlüyorsun ama gururun yüzünden bunu gösteremiyorsun. Kızını değil, onu geri kazanma fırsatını kaybediyorsun.” İşte o günden sonra Perşembeler bambaşka bir anlam kazandı. İlk durakları halk kütüphanesi oldu. Babam, görevliye Kemal Amca’ya telefonla fotoğraf göndermeyi, görüntülü konuşmayı ve yargılayıcı olmayan mesajlar yazmayı öğretmesini rica etti. Bir sonraki hafta birlikte bir pastaneye gidip Elif’in çocukken en sevdiği tarçınlı çörekleri yapmayı öğrendiler. İlk denemeleri yandı. İkinci deneme çiğ kaldı. Babam sürekli gülerek onu yeniden denemeye teşvik etti. Daha sonra sıra özür mektubuna geldi. Kemal Amca defalarca mektup yazdı. Babam her seferinde bazı bölümleri sildiriyordu. “Bunlar bahane.” “Kendini savunuyorsun.” “Kızına neden değer verdiğini anlat.” Aylar sonra ortaya gerçekten samimi bir mektup çıktı. Ama Kemal Amca yine de onu göndermeye cesaret edemedi. Babam bana bıraktığı mektupta bu görevi tamamlamamı istemişti. İlk başta buna öfkelendim. Henüz babamı toprağa vermiştim. Şimdi bir de başka bir ailenin sorunuyla ilgilenmem gerekiyordu. Fakat mektubun devamında yazan tek cümle bütün düşüncelerimi değiştirdi. “Belki sana bir şey sakladığımı düşüneceksin. Haklısın. Sakladım. Hâlâ birilerine faydalı olabildiğimi sakladım.” O satırı defalarca okudum. Babam yalnızca hastaneye gitmiyordu. Bir babayla kızını yeniden buluşturmak için çalışıyordu. Görme yetisini büyük ölçüde kaybetmişti ama insanlara umut olmayı bırakmamıştı. Ertesi sabah Kemal Amca ile birlikte Elif’in yaşadığı İzmir’e doğru yola çıktık. Yol boyunca özür konuşmasını tekrar etti. Her cümlesinde kendini haklı çıkarmaya çalışıyordu. Ben ise babamın sözlerini hatırlatıyordum. “Bahane değil, sevgi.” Kapıyı Elif açtı. Babasını görünce şaşırdı. Kemal Amca titreyen elleriyle mektubu ve yaptığı tarçınlı çörekleri uzattı. “Yıllarca gururumu senden daha önemli gördüm,” dedi. “Sana değer verdiğimi söylemek yerine seni eleştirdim. Bunun için gerçekten üzgünüm.” Elif hemen affetmedi. Ama kapıyı da kapatmadı. Birlikte verandaya oturduk. Saatlerce konuştular. Ben de babamın bütün Perşembe hikâyelerini anlattım. Elif gözyaşlarını tutamadı. Sonra içeriden küçük bir kutu getirdi. Kutunun içinde son aylarda gelen isimsiz kartpostallar vardı. “Baban seni düşündüğünden daha çok özlüyor.” “Hâlâ tarçınlı çörekleri kötü yapıyor.” “Gurur insanı yoruyor.” Bu kartların hepsini babam göndermişti. Sadece Kemal Amca’yı değil, Elif’i de bu buluşmaya hazırlamıştı. O gün tam anlamıyla barışmadılar. Ama Elif önemli bir teklif yaptı. “Her Perşembe beni ara. Sadece konuşalım.” Kemal Amca kabul etti. Bir hafta sonra yine Perşembe sabahı kapım çaldı. Kemal Amca alışkanlıkla babamı almaya gelmişti. Bu kez verandada iki kahveyle onu ben bekliyordum. Birlikte arabaya bindik. Tam o sırada telefon çaldı. Ekranda Elif’in adı yazıyordu. Kemal Amca heyecanlandı. Konuşmasını prova etmeye başladı. Elini tuttum. “Babam prova istemezdi.” Telefonu açtı. “Merhaba Elif.” Karşı taraftan gelen cevap kısa ama çok değerliydi. “Merhaba baba.” O an babamın aslında bize en büyük mirasını bıraktığını anladım. Mal mülk değil… İnsanları yeniden birbirine bağlayabilme cesaretini. Babam son yıllarında bana önemli bir ders verdi. Bazen bir insanın dünyayı değiştirmesi için gözlerinin görmesi gerekmez. Kalbinin doğru yolu görmesi yeterlidir.
Benzer Galeriler
-
ankara’da hareketli saatler
-
Parasını Benim Ödediğim Gemi Tatiline Beni Almadılar, Rezervasyonlarda Yazan Tek İsim Her Şeyi Değiştirdi
-
“Her Şeyimizi Aldılar” Dedi, Yaşlı Adam Evraklara Bakınca Kimsenin Beklemediği Gerçek Ortaya Çıktı
-
Üç Kızıyla Birlikte Evden Kovulan Kadının Hayatı, Yardımına Koşan İş İnsanı Sayesinde Değişti
-
Beni Okul Toplantılarından Uzak Tutan Eşim Meğer Yıllardır Çifte Hayat Yaşıyormuş! Gerçeği Öğrendiğim Gün Hayatımız Tamamen Değişti
-
Ölüm Döşeğinde Eşinin Gerçek Planını Öğrendi, Son Kararı Binlerce Çocuğun Hayatını Değiştirdi


