Ana Sayfa 21.10.2026

Gelinim Yanlışlıkla Beni Aradı, 19 Dakika Boyunca Oğlumla Hakkımda Yaptıkları Planı Dinledim ve Eve Geldiklerinde Onlara Hayatlarının Sürprizini Yaptım

2 / 2

“Burada taşınmazın satışına aracılık edilmesi için yetki verilmesini öngören bir metin var,” dedi. “Ayrıca noterlikte düzenlenmesi gereken işlemler için hazırlanmış bir vekâletname taslağı eklenmiş. Bunlar sıradan bakım merkezi kayıtları değil.”

Tülay hemen atıldı.

“Yanlış anlaşılmasın. Her şeyi Mukaddes Anneciğim rahat etsin diye düşündük.”

“Benim rahatımı düşünürken evimi neden satıyorsunuz?” diye sordum.

Sencer’in yüzü kızardı.

“Anne, o kadar büyük evde yalnız yaşıyorsun.”

“Dört yıldır yalnız yaşıyorum. Bana daha önce fikrimi sordunuz mu?”

Cevap vermedi.

Rauf Bey belgeleri masaya bıraktı.

“Şunu açıkça söyleyeyim. Mukaddes Hanım mülk sahibi ve kendi kararlarını verebiliyor. Bu taslakların burada bulunması mülkiyeti değiştirmez. Kendisi istemedikçe satış için yetki vermek zorunda değil. Üstelik belgeleri okumadan imzalaması beklenemez.”

Tülay’ın yüzü gerildi.

“Biz annemizi kandırmaya çalışmıyoruz!”

O ana kadar sesimi yükseltmemiştim.

“Öyleyse gözlüğümü neden temizlemek istiyordun Tülay?”

Mutfakta derin bir sessizlik oldu.

Sencer başını kaldırdı.

Tülay’ın dudakları aralandı.

“Ne?”

“Bu sabah saat 7.15’te beni yanlışlıkla aradın. On dokuz dakika boyunca konuştuklarınızı duydum.”

Sencer gözlerini kapattı.

Tülay ise bir an sonra öfkeyle ayağa kalktı.

“Bizi gizlice mi dinledin?”

“Telefonu sen aradın. Ben de açtım. Seslendim ama cevap vermedin. Duyduklarımı not ettim.”

“Yanlış anlamışsın!”

Not defterimi masaya koydum.

“Öyleyse anlat. Saat 7.26’da Necdet’in evi yüz seksen bine satabileceğini neden söyledin? Çeşme tatilinizle teknenizin benim evimle ne ilgisi var?”

Tülay’ın bakışları Sencer’e döndü.

“Bir şey söylesene!”

Oğlum kıpırdamadı.

Rauf Bey dosyasını açtı. İçinden evimin güncel tapu kayıt örneğini, eski kredi borcunun kapandığını gösteren belgeyi ve önceden yaptırdığım ekspertiz raporunu çıkardı.

“Rüştü Bey’le Mukaddes Hanım bu evin borcunu yıllar önce kapatmış. Mülkiyet kaydı da açık. Ayrıca burada yazılı yüz seksen bin liralık bedel, güncel değerlendirmeyle bağdaşmıyor.”

“Necdet öyle söyledi,” diye mırıldandı Sencer.

“Peki neden gerçek değerini araştırmadın?”

Sencer cevap veremedi.

Benim asıl merak ettiğim satış fiyatı değildi. Oğlumun annesini bir insan olarak mı, yoksa satılmayı bekleyen bir malın sahibi olarak mı gördüğünü anlamak istiyordum.

“Bana bak Sencer,” dedim. “Eve her pazar saat beşte telefon ediyorsun. Tam on bir dakika konuşuyoruz. Bir kez olsun yalnızlıktan korkup korkmadığımı sordun mu?”

Gözleri doldu.

“Anne…”

“Hasta mıyım diye sordun mu? Merdivenleri çıkabiliyor muyum diye düşündün mü? Yoksa bunları yalnızca bugün getirdiğiniz belgelerde mi hatırladınız?”

Tülay çantasını aldı.

“Ben bu suçlamaları dinlemeyeceğim.”

“Gitmekte özgürsün,” dedim. “Ama dosyanın bir örneği burada kalacak. Bana gösterdiğiniz belgeler hakkında bağımsız görüş alacağım.”

Tülay kapıya yöneldi. Sencer ise yerinden kalkmadı.

Karısı gittikten sonra oğlum ellerini yüzüne kapattı.

“Büyük bir hata yaptım anne.”

“Evet, yaptın.”

“Borçlarımız var. Tülay birikimlerimizi yanlış yatırımlarla kaybetti. Sonra başka krediler çektik. Necdet evi değerlendirebileceğimizi söyledi.”

“Benim evimi.”

Başını eğdi.

“Evet.”

“Benden yardım isteseydin konuşurduk. Ama beni hayatımdan çıkarıp malımı satmayı planladın.”

Ağlamaya başladı.

Ben de ağlamak istiyordum. Fakat o gün annelik görevimin, oğlumun hatasını görmezden gelmek olmadığını biliyordum.

“Bugün buradan gitmeni istiyorum Sencer. Düşünmem gereken çok şey var.”

Sessizce çıktı.

Pencereden baktığımda Nermin’in mutfak perdesinin arkasında beklediğini gördüm. Birkaç dakika sonra kapımı çaldı.

“Her şeyi duydun mu?” diye sordum.

“Hayır. Sadece gelişlerini, gidişlerini ve evine kimin girip çıktığını kaydettim. İstediğin görüntüler duruyor.”

Nermin’in bu kadar hazırlıklı olmasının nedeni vardı. Haftalar önce Necdet’i bahçemin fotoğraflarını çekerken görmüş, beni uyarmıştı. Ben ise Sencer’in açıklamasına inanmıştım.

Ertesi gün Rauf Bey’in önerdiği avukatla görüştüm. Sabahki notlarımı ve bana sunulan belgeleri götürdüm. Telefon konuşmasının ayrıca bir ses kaydı yoktu; bunu açıkça belirttim. Nermin’in görüntüleri yalnızca ziyaretçilerin geliş gidişini gösteriyordu. Hiçbirini olduğundan farklı sunmadık.

Avukat belgeleri dikkatle inceledi. İmzalanmış bir satış sözleşmesi ya da verilmiş bir vekâlet bulunmadığını doğruladı. Emlakçıyla yapılan görüşmelerin kapsamının ayrıca araştırılması gerektiğini söyledi.

Bir hafta sonra Necdet’le avukatımın ofisinde görüştük.

Necdet başlangıçta her şeyi sıradan bir emlak danışmanlığı olarak anlattı. Ancak avukatım, hazırladığı fiyat değerlendirmesinin dayanaklarını istediğinde söyledikleri değişmeye başladı.

“Satış için kesin yetki almadım,” dedi. “Bana aile içinde karar verildiği söylendi.”

“Kim söyledi?” diye sordum.

“Sencer Bey ve eşi.”

“Benimle neden konuşmadınız?”

Necdet başını eğdi.

“Konuşmalıydım.”

Toplantı tutanağına bu açıklamalar geçirildi. Necdet’in hazırladığı dosyanın henüz bir satış işlemine dönüşmediği anlaşıldı. Buna rağmen evime benim bilgim dışında alıcı araştırması yapılmış olması beni derinden sarsmıştı.

Sonraki günlerde kendi hayatımla ilgili kararları gözden geçirdim. Önce bir sağlık kontrolünden geçtim. Doktorum yaşımın tek başına bağımsız yaşamama engel olmadığını, merdivenlerle ilgili bazı düzenlemelerin işimi kolaylaştırabileceğini söyledi.

Evin girişine daha sağlam korkuluklar yaptırdım. Banyoya güvenlik tutamakları taktırdım. Acil durumlarda ulaşabileceğim kişilerin listesini hazırladım.

Bunları Sencer istediği için değil, kendim istediğim için yaptım.

Bir ay sonra Meşe Korusu Yaşam Köyü’nü de ziyaret ettim. Oradaki görevli tesisin olanaklarını anlattı. Bahçesinde yürüdüm, odaları gördüm ve teşekkür ederek ayrıldım.

Belki bir gün böyle bir yerde yaşamak isteyebilirdim. Ama o karar bana ait olacaktı.

Sencer birkaç kez aradı. İlk aramalarını açmadım. Sonra kısa bir mesaj gönderdim.

“Konuşmak istiyorsan önce borçlarını ve yaptığın hatayı benimle dürüstçe paylaş.”

İki hafta sonra elinde bir dosyayla geldi. Bu defa dosyada benim evime ilişkin belgeler yoktu. Kendi borçlarının dökümü vardı.

Tülay’la birlikte mali danışmanlık aldıklarını, bazı harcamalarını durdurduklarını ve arabalarını satmayı planladıklarını anlattı. Tülay’ın yaptıklarından dolayı özür dilemeye henüz hazır olmadığını da saklamadı.

“Onun kararlarını ben değiştiremem anne,” dedi. “Ama yaptığım şeyin sorumluluğunu alabilirim.”

İlk kez gerçekten benim oğlum gibi konuşuyordu.

“Sana hemen güvenemem Sencer.”

“Biliyorum.”

“Bunu zaman gösterecek.”

Başını salladı.

O günden sonra ilişkimiz yavaş ilerledi. Pazar telefonlarımız artık saate bağlı değildi. Bazen beş dakika konuşuyorduk, bazen yarım saat. Bir daha önümde okumadığım hiçbir evrakı imzalamamı istemedi.

Yılbaşı geldiğinde evimi satmamıştım. Bir bakım merkezine taşınmamıştım. Çeşme tatiline gidecek birilerinin tekne parasını da ödememiştim.

Nermin’le birlikte küçük bir sofra hazırladık. Sencer tek başına geldi. Kapıda durup içeri girmek için izin istedi.

“Gel,” dedim. “Yemek soğumadan oturalım.”

Masanın üzerinde Rüştü’nün eski fotoğrafı vardı. Sencer fotoğrafa bakınca gözleri doldu.

“Babam hayatta olsaydı benden utanırdı,” dedi.

“Baban yaptığının yanlış olduğunu söylerdi. Sonra bunu düzeltmek için ne yapacağını sorardı.”

Uzun süre sessiz kaldık.

Gece yarısına yaklaşırken Rüştü’nün eski defterini çıkardım. İlk sayfasındaki cümleyi oğluma gösterdim.

“Bir evin değeri, satıldığında getireceği para değildir. İçinde birbirine güvenen insanların yaşayabilmesidir.”

Sencer satırları yavaşça okudu.

“Bu evi babamla birlikte kurduk,” dedim. “Ama bundan sonra burada kimin bulunacağına ben karar vereceğim.”

Oğlum başını salladı.

O gece ayrılırken bana sarılmak için yaklaştı. Bir an duraksadım. Sonra sarıldım. Çünkü özrünü kabul etmeye başlamam, yaptıklarını unutacağım anlamına gelmiyordu.

Kapıyı kapattıktan sonra mutfağa döndüm. Dört kişilik masada üç boş fincan vardı. Dördüncü sandalyenin üzerinde Rüştü’nün fotoğrafı duruyordu.

O sabah duyduğum on dokuz dakikalık konuşma bana çok şey kaybettirmişti. Oğluma duyduğum koşulsuz güveni, ailemin beni her durumda koruyacağına ilişkin inancımı, bazı eski hayallerimi…

Ama bana kendimle ilgili önemli bir gerçeği de hatırlatmıştı.

Yetmiş üç yaşında olmam, hayatımın yönetimini başkalarına teslim ettiğim anlamına gelmiyordu.

Rüştü’nün fotoğrafını elime alıp gülümsedim.

“Merak etme,” diye fısıldadım. “Bu defa her şeyi dikkatlice okudum.”

Sonra ışıkları söndürdüm ve yıllardır bana ait olan evimin merdivenlerini yavaşça, kendi ayaklarımla çıktım.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |