DOLAR
Alış: 46.19
Satış: 46.38
EURO
Alış: 53.59
Satış: 53.81
GBP
Alış: 61.86
Satış: 62.32
Eşimi başka bir adamla kendi odamızda yakaladım
Mesajda sadece şu yazıyordu:
“Dosyada üçüncü bir isim daha var. Ve bu kişi sandığınızdan çok daha yakın biri.”
O an elim buz kesti.
Çünkü o ismi gördüğümde…
Selma’nın ihaneti bile küçük kalacaktı.
Mesajdaki isme tekrar tekrar baktım.
İnanmak istemedim.
Çünkü avukatımın gönderdiği dosyada üçüncü kişi olarak yazan isim, Selma’nın kardeşi ya da uzak bir akrabası değildi. Benim öz kardeşim Murat’tı.
Telefon elimden düşecek gibi oldu. Yıllarca aynı sofraya oturduğum, çocukluğumun yarısını paylaştığım, babam öldüğünde omzuma sarılıp “Artık birbirimizden başka kimsemiz yok” diyen Murat… Selma’yla birlikte aynı dosyanın içindeydi.
O an ihanetin sadece evimin içinde değil, kanımın içinde de dolaştığını anladım.
Selma kapının önünde ağlamaya devam ediyordu.
— Lütfen, konuşalım, dedi. Her şeyi açıklayacağım.
Ona baktım. Eskiden bu gözyaşlarına dayanamazdım. Bir damla ağlasa içim parçalanır, haklı mı haksız mı düşünmeden yanına koşardım. Ama şimdi karşımda ağlayan kadın, evliliğimi bitiren kadın değildi sadece. Benim hayatımı elimden almak için kardeşimle aynı masaya oturmuş bir yabancıydı.
— Açıklama yapacağın yer burası değil, dedim.
— Ne demek istiyorsun?
— Avukatımın ofisinde konuşacağız. Her şey kayıt altında olacak.
Yüzündeki korku bir anda büyüdü. Göz bebekleri titredi. Demek ki düşündüğüm doğruydu. Korktuğu şey gerçeklerin ortaya çıkmasıydı, beni kaybetmek değil.
Kapıyı kapattım.
İçeri girer girmez dizlerimin bağı çözüldü. Koltuğa oturdum, ellerimi yüzüme kapattım. O ana kadar güçlü durmaya çalışmıştım ama yalnız kalınca içimde biriken öfke, kırgınlık ve utanç üstüme çöktü.
İnsanın ihanete uğraması acıdır. Ama ihaneti iki ayrı yerden, hem sevdiği kadından hem de kardeşinden yemesi başka bir şeydir. Sanki insanın geçmişi de bugünü de aynı anda elinden alınır.
Ertesi sabah avukatım Deniz Hanım’ın ofisine gittim. Masanın üzerinde kalın bir dosya vardı. İçinde banka hareketleri, sahte imzalar, tapu başvuruları, ortak hesap kayıtları ve güvenlik kamerasından alınmış görüntülerin dökümleri bulunuyordu.
Deniz Hanım dosyayı önüme çekti.
— Önce sakin kalmanız gerekiyor, dedi. Bu dosya onların düşündüğünden çok daha güçlü. Sizin adınıza açılan hesapta olağan dışı para hareketleri var. Ayrıca bazı evraklarda imza taklidi yapılmış olabilir. Bunun için kriminal inceleme talep edeceğiz.
— Murat? dedim kısık sesle.
Deniz Hanım kısa bir sessizlikten sonra başka bir sayfa açtı.
— Kardeşiniz, Selma Hanım’ın görüştüğü kişiyle aynı şirkette görünmüyor ama para transferlerinde adı geçiyor. Daha kötüsü, evinizin satış hazırlığına dair ön görüşmelerde de onun telefonu kullanılmış.
Başımın içinde uğultu başladı.
— Yani benim haberim olmadan evimi satmaya mı çalışmışlar?
— Evet. Boşanma sürecinde mal paylaşımını sizin aleyhinize çevirmek için önce sizi borçlu göstermeye, sonra da evi zorunlu satışa sokmaya çalışmışlar gibi duruyor.
O an Selma’yı yatak odamızda yakaladığım gece zihnimde tekrar canlandı. Meğer o gece sadece bir aldatma gecesi değildi. O gece, bana kurulan planın en savunmasız anıydı.
Deniz Hanım dosyanın en altından küçük bir zarf çıkardı.
— Asıl mesele bu, dedi.
Zarfın içinden bir USB bellek çıktı.
— Bu nereden geldi? diye sordum.
— Dün gece ofisin kapısının altından bırakılmış. Üzerinde sizin adınız yazıyordu.
Kalbim hızlandı.
Deniz Hanım bilgisayara taktı. Ekranda eski tarihli bir video açıldı. Görüntü bulanıktı ama ses netti. Selma konuşuyordu.
“Boşanma işi uzarsa Murat devreye girer. O ikna eder. Sonuçta kardeşi. Ona hâlâ güveniyor.”
Sonra Murat’ın sesi duyuldu.
“Sen merak etme. Ben ağabeyimi tanırım. Önce kendini suçlar. Sonra susar. O susunca biz işi bitiririz.”
Nefesim kesildi.
Demek beni sadece kandırmamışlardı. Benim iyi niyetimi, suskunluğumu, aileye bağlılığımı bile hesaplamışlardı
