- “Son bir kez olsun…” Yalçın, boşanmalarının resmiyet kazanmasından önceki son gece sessizce Gülten’in yatağına girdi. Yaklaşık altı aydır ayrı odalarda uyuyor, birbirlerine neredeyse hiç dokunmuyorlardı. Yalçın’ın eli çarşafın üzerinde Gülten’in eline değdiğinde, içinde sevgi değil, açıklayamadığı yoğun bir huzursuzluk oluştu. “Burada ne yapıyorsun?” diye sordu. Yalçın, on dört yıllık evliliklerinin nefretle bitmesini istemediğini söyledi. Ardından telefonunu komodinin üzerine bıraktı. Birkaç saniye sonra ekran aydınlandı. Mesajı gönderen kişinin adı Şeyma idi. “Her şeyi imzaladı mı?” Gülten’in bedeni bir anda buz kesti. Yalçın o gece yatağına onu özlediği için gelmemişti. Ertesi gün imzalaması beklenen boşanma anlaşmasının tamamlanıp tamamlanmadığını kontrol etmek istiyordu. Üstelik başka bir kadın da Gülten’in imzasını sabırsızlıkla bekliyordu. Otuz sekiz yaşındaki Gülten, Ankara’daki yoğun bir hastanede ameliyathane hemşiresi olarak çalışıyordu. Uzun nöbetlerini, evliliğinde yaşanan gerçeklerle yüzleşmemek için bir sığınak hâline getirmişti. Bir zamanlar evleri kızları Melek’in okul çantaları, çamaşır sesleri ve Yalçın’ın sabahları kahve hazırlarken söylediği şarkılarla doluydu. Son aylarda ise ev, kusursuz biçimde düzenlenmiş ama yaşam belirtisi kalmamış bir örnek daireye dönüşmüştü. Yalçın, İstanbul’daki büyük bir yatırım şirketinde finans yöneticisiydi. Terfi aldıktan sonra pahalı takımları, iş seyahatleri ve sabırsızlığı artmıştı. Boşanmak istediğini söylerken son derece sakin davranmıştı. “Artık birbirimizi mutlu etmiyoruz,” demişti. Gülten de evliliklerinin nöbetler, toplantılar, borçlar ve sorumluluklar arasında yıprandığına inanmıştı. Fakat telefondaki mesaj, bütün sürecin önceden planlanmış olabileceğini gösteriyordu. Yalçın, Şeyma’nın şirkette birlikte çalıştığı bir danışman olduğunu söyledi. Gülten ise onun neden boşanma belgeleriyle bu kadar ilgilendiğini sordu.
- Yalçın cevap veremedi. Sabah olduğunda Gülten nöbetini iptal etti. Yalçın evden çıktıktan sonra çalışma odasına girdi ve masadaki boşanma dosyasını eski vergi kayıtlarıyla karşılaştırdı. İki büyük yatırım hesabı anlaşmada hiç görünmüyordu. Bu hesaplarda toplamda yaklaşık 45 milyon lira bulunuyordu. Bu basit bir hesap hatası değildi. Para bilinçli şekilde gizlenmişti. Dahası, Şeyma adına kurulmuş özel bir danışmanlık şirketine düzenli ödemeler yapılıyordu. Gülten aynı gün aile hukuku uzmanı Avukat Ayşe Erdem’le görüştü. Ayşe belgeleri dikkatle inceledikten sonra paranın resmî kayıtlardan kazara kaybolamayacağını söyledi. Gülten kendisini suçlamaya başladı. “Bunu daha önce fark etmeliydim.” Ayşe sakince karşılık verdi: “Eşinize güvendiniz. Güvenmek, saf olmak değildir.” Ardından Gülten’den zor bir şey istedi. Yalçın’la yüzleşmeyecek, tehdit etmeyecek ve gerçeği öğrendiğini belli etmeyecekti. Hâlâ üzgün, şaşkın ve anlaşmayı imzalamaya hazırmış gibi davranacaktı. “Varlık saklayan insanlar, eşlerinin öfkeyle hareket edeceğini düşünür,” dedi Ayşe. “Kontrolün hâlâ onda olduğuna inanmasına izin verelim.” Gülten on gün boyunca Yalçın’ın beklediği rolü oynadı. Evin satışını konuştu, sakin akşam yemeklerine katıldı ve anlaşmanın kısa sürede tamamlanacağını söyledi. Bu sırada avukat ve mali inceleme uzmanı para hareketlerini takip etti. Sahte danışmanlık faturaları, şirket ikramiyelerinin aktarıldığı gizli hesaplar, Şeyma için kiralanmış lüks bir daire, pahalı hediyeler ve tatil masrafları bulundu. Fakat en ağır gerçek, Melek’in üniversite fonunda ortaya çıktı. Kızlarının doğduğu ay açılan hesaptan yaklaşık 11 milyon lira çekilmişti. Paranın tamamı Şeyma’yla bağlantılı hesaplara aktarılmıştı. Gülten aldatılmanın acısını bir anlığına unuttu. Yalçın yalnızca eşine ihanet etmemişti. Kızının geleceğini de kendi lüks yaşamı uğruna kullanmıştı. O akşam Yalçın eve yemek getirip her şeyin yakında sakin biçimde sona ereceğini söyledi. Gülten yüzüne baktı. “Evet,” dedi. “Çok yakında bitecek.” İki gün sonra boşanma arabuluculuğu için Ankara’daki hukuk merkezine gittiler. Yalçın, pahalı takım elbisesiyle kendinden emin görünüyordu. Koridorda Şeyma da bekliyordu. Yalçın, toplantıdan önce Gülten’in koluna dokundu. “Melek için saygılı bir ilişki sürdürmemizi istiyorum.” Gülten yalnızca başını salladı. Toplantı ilk başta Yalçın’ın beklediği gibi ilerledi. Ev, eşyalar, velayet ve okul giderleri konuşuldu. Ardından Avukat Ayşe masaya ilk gizli hesabı koydu. Sonra ikinci hesabı… Sahte faturaları… Şeyma’nın şirketine yapılan ödemeleri… Lüks dairenin kira sözleşmesini… Yalçın’ın avukatı belgeleri görünce öfkeyle müvekkiline döndü. “Bu rakamları neden ilk kez görüyorum?” Yalçın bunların özel yatırımlar olduğunu iddia etti. Ancak paraların evlilik sırasında kazanılan gelirlerden aktarıldığı kanıtlanmıştı. Gülten’e koridorda yetişip durmasını istedi. “Bunu yapma,” dedi. Gülten’in içi buz gibi oldu. Yalçın, özür dilemek yerine yine kendisini sonuçlardan kurtarmaya çalışıyordu. “Kızımızın eğitim parasını sen mi aldın?” diye sordu. Yalçın’ın gözlerini yere indirmesi cevaptı. “Sadece geçici olarak kullandım,” dedi. “Büyük bir anlaşma sonuçlanınca geri koyacaktım.” “Ya anlaşma gerçekleşmeseydi?” Yalçın cevap veremedi. Gülten ona yıllarca yanında nasıl durduğunu hatırlattı. İşsiz kaldığında çift vardiya çalışmış, evin peşinatı için annesinden kalan takıları satmış ve onun bütün kusurlarını bilmesine rağmen sevgisini sürdürmüştü. “Sen sevgi istemedin,” dedi. “Sana hayran olacak bir seyirci istedin.” Toplantıya geri döndüklerinde anlaşma tamamen yeniden yazıldı. Yalçın, kızının hesabındaki bütün parayı geri ödemeyi, gizlediği mal varlığının daha büyük bölümünü Gülten’e bırakmayı ve mali inceleme giderlerini karşılamayı kabul etti. Şirketi de sahte faturalar ve uygunsuz harcamalar nedeniyle bağımsız soruşturma başlattı. Kısa süre sonra Yalçın görevinden uzaklaştırıldı, ardından işini kaybetti. Şeyma ise finansal sorunlar ortaya çıkınca onu terk etti. Büyük aşk diye sundukları ilişki, ilk gerçek sorumlulukta dağıldı. Gülten, kızı Melek’e gerçeği yaşına uygun biçimde anlattı. “Baban kötü kararlar verdi. Yetişkinler de hata yapabilir ama kırdıkları şeyleri düzeltmek zorundadır.” Melek ağlayarak babasından nefret etmek istemediğini söyledi. “Etmek zorunda değilsin,” dedi Gülten. “Birini sevebilir ve yaptıklarından dolayı ona güvenmeyebilirsin.” Boşanma iki ay sonra tamamlandı. Gülten ve Melek, Ankara’da bir parka yakın daha küçük ve aydınlık bir eve taşındılar. Gülten yıllardır ertelediği hastane yönetimi eğitimine başladı. Yeniden kitap okuyor, kararlarını Yalçın’ın tepkisini düşünmeden veriyordu. Yalçın daha küçük bir şirkette işe başladı ve kızıyla ilişkisini pahalı hediyeler yerine tutarlı davranışlarla yeniden kurmaya çalıştı. Bir gün Melek, babasının özür dilediğini fakat ona henüz tam olarak güvenemediğini söyledi. Gülten kızına gururla baktı. “İkisi de dürüst duygular,” dedi. Yaz sonunda Gülten, telefonda her şeyi başlatan eski mesajın ekran görüntüsünü buldu: “Her şeyi imzaladı mı?” Mesaj artık canını yakmıyordu. Onu sildi. Çünkü gerçek zafer, Yalçın’ın işini ve sevgilisini kaybetmesi değildi. Gerçek zafer, sessizce kahvaltı edebilmekti. Kızının yan odada güldüğünü duymaktı. Kendi evine korkmadan girebilmekti. Özgürlük bazen büyük bir gürültüyle gelmez. Bazen imzalamamaya karar verdiğiniz bir belgeyle gelir. Bazen sonunda sormaya cesaret ettiğiniz tek bir soruyla… Bazen de başka birinin yanlış kararlarının yükünü artık taşımadığınızı fark ettiğiniz anda gelir. Gülten için gelecek, ilk kez hayatta kalması gereken bir dönem değildi. Güzel bir hayatın başlangıcıydı.

