- Kazakistan’daki zorlu petrol şantiyelerinde beş yıl boyunca aralıksız çalıştım. Aileme güvenli ve lüks bir hayat sunabilmek için her ay aksatmadan annem Sevim’e 8.000 dolar para gönderdim. Telefon görüşmelerimizde annem bana her zaman eşi benzeri olmayan pembe tablolar çizdi: “Elif şehirde alışverişte oğlum”, “Torunun Kaan özel dersinde, için rahat olsun.” Sözleşmem iki ay erken bitince, aileme sürpriz yapmak için kimseye haber vermeden İstanbul yakınlarındaki lüks çiftlik evime döndüm. Elimde eşime aldığım altın bilezik ve oğluma getirdiğim oyuncak kolileriyle bahçeye girdiğimde, evden yükselen kahkahalar ve müzik sesleriyle karşılaştım. Annem Sevim ve kız kardeşim Hande, benim kazandığım paralarla yüksek sosyeteden misafirlerine görkemli bir davet veriyordu.
- İçimdeki bir his beni ana kapı yerine garajın arkasındaki karanlık müştemilata yönlendirdi. Rutubet ve bozulmuş yemek kokularının arasında, 7 yaşındaki oğlum Kaan’ın titrek sesini duydum: “Anne… karnım çok aç.” Eşim Elif’in çaresiz fısıltısı yüreğimi dağladı: “Sessiz ol tatlım, babaannen duymasın. Al bu pirinci ye, pompanın altında yıkadım…” Kirli pencereden içeri baktığımda gördüğüm manzara ruhumu darmadağın etti. Yıllardır lüks içinde yaşattığımı sandığım eşim Elif ve oğlum Kaan, eski bir plastiğin üzerinde yırtık pırtık kıyafetlerle oturuyor, soğuk betonun üstünde küflenmiş pilav yemeye çalışıyorlardı. Annem ve kız kardeşim, ben yurt dışındayken öz ailemi malikâneden kovmuş, garaj arkasındaki derme çatma bir kulübede yaşamaya mahkûm etmişti. Tam o sırada kız kardeşim Hande elinde artık yemek tepsisiyle içeri girdi ve şık ayakkabısıyla Elif’in ayağına vurarak, “Kalanları misafirler gittikten sonra yersiniz!” diye bağırdı. O an damarlarımdaki kan çekildi. Elimdeki ağır valizleri ve altın takıları yere düşürdüm. Metalik ses bahçede yankılandı. Hande ve arkasından gelen annem Sevim arkalarını döndüklerinde, karanlığın içindeki beni gördüler. İkisinin de yüzü ceset gibi bembeyaz oldu. Oğlum Kaan gözlerini kaldırıp bana baktı ve “Baba?..” diye fısıldayarak kucağıma koştu. Oğlumu göğsüme bastırıp gözlerimden alevler fışkırarak anneme baktım. Annem kekeleyerek, “Sadece misafirler var, gösteri yapma” dedi. Cevap vermedim. Masanın üzerindeki o küflü pilav tabağını elime aldım, oğlumu kucağıma koydum ve doğruca 30 zengin misafirin bulunduğu ana yemek salonuna doğru yürümeye başladım…Tozlu iş çizmelerim, kucağımda titreyen oğlum ve elimdeki kokmuş pilav tabağıyla görkemli yemek salonunun ortasına daldım. Tabağı, binlerce liralık ithal şarapların durduğu masanın tam ortasına vurdum. “İşte!” diye gürledim, “Sizler benim kazandığım paralarla burada ziyafet çekerken, annem ve kız kardeşimin öz eşime ve oğluma reva gördüğü çöpler bunlar!” Salonda derin bir sessizlik oluştu. Annem panikle öne atılıp, “Lütfen ona bakmayın, yol yorgunluğundan ne yaptığını bilmiyor, gelinimiz aklen dengesizdir!” diye yalan söylemeye kalkıştı. O an dışarıda bekleyen eşim Elif’in elinden tutup masanın başköşesine oturttum. Misafirlerin şaşkın bakışları arasında Elif’e sordum: “Seni bu evden ne zaman çıkardılar?” Elif gözyaşları içinde, “Sen Kazakistan’a gittikten üç ay sonra…” dedi. “Telefonumu elimden aldılar, gönderdiğin paraların yetmediğini söyleyip bizi buraya hapsettiler.” Beş yıl boyunca gönderdiğim yarım milyon doların annem ve kardeşim tarafından gasp edildiği gerçeği salondaki herkesin yüzüne bir tokat gibi çarptı. Hemen cep telefonumu çıkarıp hoparlörü açtım ve finans danışmanımı arayarak annem ile kardeşimin üzerindeki tüm banka kartlarını, hesapları ve yetkileri saniyeler içinde dondurttum. Arkasından malikânenin tapu belgelerini masaya koydum. Mülk tamamen benim üzerimeydi ve Elif ile ortak fonumuza bağlıydı. Kız kardeşim Hande’nin zengin nişanlısı yaşanan iğrençliği görünce nişan yüzüğünü şarap kadehinin içine atıp evi terk etti. Diğer tüm misafirler de utanç içinde hızlıca malikâneyi boşalttı. Çağırdığım özel güvenlik ekipleri geldiğinde, anneme ve kardeşime eşyalarını toplamaları için tam bir saat süre verdim. Yıllarca öz aileme cehennemi yaşatan annem Sevim ve kardeşim Hande, ellerinde iki valizle demir kapının dışına atılırken histerik çığlıklar atıyorlardı. O gece malikâne yıllar sonra ilk kez gerçek bir yuvaya dönüştü. Şehrin en iyi restoranından sıcak çorbalar, taze ekmekler ve meyveler sipariş ettim. Oğlum Kaan, dört yıl sonra ilk kez karnı tok, korkusuz ve güven içinde kendi odasında mışıl mışıl uyudu. Ertesi sabah banka hesaplarının adli incelemesini başlattım. Annem ve kardeşimin çaldığı her bir kuruşun hesabını yargı önünde sormak için hukuki süreci başlattım. Onlar bizden her şeyi çalabileceklerini sanmışlardı; ama bu evi sıfırdan inşa eden adamın, haklarını son kuruşuna kadar geri alacağını çok geçmeden öğreneceklerdi.

