DOLAR
Alış: 49.73
Satış: 49.93
EURO
Alış: 55.67
Satış: 55.89
GBP
Alış: 66.62
Satış: 67.11
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
31.10.2026
Beş Günlük İş Seyahatinden Erken Döndüm, Sekiz Yaşındaki Kızımın Fısıldadığı İsim Bütün Gerçeği Ortaya Çıkardı
- Telefon ekranında önce görüntünün tarihi belirdi. Perşembe, saat 16.23. Ardından evimizin araba yolu göründü. Asuman garajın önünde duruyor, İpek ise elinde pelüş tavşanıyla kapının yakınında bekliyordu. Yanlarında duran kadın, kayınvalidem Nermin’di. Yıllardır ailemizin her kararına karışan o kadını görünce telefonun kenarını daha sıkı kavradım. Görüntüyü durdurdum. İpek yüzünü omzuma saklamıştı. Ekrandaki hareketleri ona tekrar göstermek istemiyordum. Videoda kayınvalidem İpek’in kolundan tutup onu garaja doğru çekiyordu. İpek geri çekiliyor, Asuman ise birkaç adım ötede duruyordu. Kayıtta ses yoktu. İpek birden dengesini kaybedip kapının yanında duran dar ahşap ayakkabılığa çarpıyordu. Telefonu indirdim. O anda önemli olan görüntüyü tekrar tekrar izlemek değil, kızımın ağrısının değerlendirilmesiydi. Arabayı çalıştırdığımda İpek arka koltukta kemerini takmış, tavşanını kucağına yerleştirmişti. Dik otururken zorlandığını fark ettim. “Baba, anneannem kızacak mı?” diye sordu. “Bunu düşünmek zorunda değilsin.” “Annem de onun söylediklerini yapıyor.” Gözlerim dikiz aynasında kızımın gözleriyle buluştu. Sesimi mümkün olduğunca doğal tuttum. “Senin başına gelenleri anlamak benim görevim. Senin görevin kendini suçlamak değil.”
- Hastanenin acil servisine vardığımızda kayıt görevlisine kızımın yaralandığını ve doktor tarafından değerlendirilmesini istediğimi söyledim. İpek başını kaldırıp etrafına baktı. Her beyaz önlüklü insan gördüğünde ürperiyordu. Muayene sırasında görevli hekim önce ona adını ve yaşını sordu. Sonra nerelerinin ağrıdığını anlatmasını istedi. İpek birkaç kelime söyledikten sonra sustu. Doktor acele etmedi. Ben de onun yerine konuşmadım; yalnızca daha önce bana anlattıklarını, gözlemlediğim morlukları ve elimizdeki görüntüyü sağlık ekibine aktardım. Doktor, sırtındaki yaralanmanın değerlendirilmesi gerektiğini, görünen izlerden tek başına kesin bir olay sırası çıkarılamayacağını açıkladı. Yapılan muayenenin ardından gerekli kontroller gerçekleştirildi. Neyse ki acil müdahale gerektiren ciddi bir iç yaralanma saptanmadı. Ancak morlukların dikkatle kaydedilmesi ve olayın çocuk güvenliği açısından incelenmesi gerekiyordu. İpek uyuklamaya başladığında telefonum durmadan çalıyordu. Asuman on iki kez aramış, ardından mesajlar göndermişti. “Neredesiniz?” “İpek’i korkutmayı bırak.” “Annem geliyor, konuşacağız.” Son mesaj diğerlerinden farklıydı. “Doruk, lütfen kimseye video hakkında bir şey söyleme. Annem çok kötü durumda.” Mesajı okurken midemde ağır bir düğüm oluştu. Video hakkında ona henüz tek kelime etmemiştim. Asuman’ın bunu nereden bildiğini düşünürken karşı komşumuzdan yeni bir mesaj geldi. Kayıtların bir kopyasını sakladığını, kapısına gelen iki kadının kendisinden görüntüleri silmesini istediğini yazıyordu. Kadınların kim olduğunu açıklamasına gerek yoktu. Bir süre sonra hastanenin sosyal hizmet görevlisi bizimle görüştü. İpek’le konuşurken kullandığı sakin üslup, kızımın omuzlarındaki gerginliği biraz azalttı. Olayın yetkili kurumlara bildirilmesi gerektiğini söyledi. Bunun bütün ayrıntıları hemen çözmeyeceğini, fakat çocuğun güvenliği için sürecin başlatılacağını açıkladı. Gece yarısına yaklaşırken koridorun sonunda Asuman’ı gördüm. Yanında annesi vardı. Kayınvalidem Nermin, her zamanki gibi düzgün taranmış saçları ve koyu renk paltosuyla yürüyordu. Ama bu kez yüzündeki kendinden emin ifade kaybolmuştu. Asuman yanıma geldi. “İpek nerede?” “Dinleniyor.” “Onu eve götürüyoruz.” “Bu gece benim yanımda kalacak. Hastane ekibiyle gerekli görüşmeleri yaptık.” Kayınvalidem araya girdi. “Bir çocuğun abarttığı mesele yüzünden aileyi rezil mi edeceksin?” O ana kadar sesimi yükseltmemiştim. Yine yükseltmedim. “Kızımın yaralanması bir itibar meselesi değil.” Nermin gözlerini kaçırdı. Asuman’ın yüzüne bakınca onun da ağlamakla öfkelenmek arasında kaldığını gördüm. “Video var,” dedim. İkisi aynı anda sustu. Kayınvalidem dudaklarını araladı, fakat hiçbir şey söylemedi. Asuman ise duvara yaslandı. “Ne kadarını gördün?” diye sordu. “Bana neyi görmediğimi söylemek ister misin?” Cevap vermedi. Tam o sırada İpek’in kaldığı bölümden bir hemşire çıktı. Kızımın uyandığını ve beni istediğini söyledi. İki kadının yanından ayrılıp hemen içeri girdim. İpek yatağın kenarında oturuyordu. Pelüş tavşanının yamuk kulağını düzeltiyordu. “Anneannem geldi mi?” “Evet, ama seninle konuşmak zorunda değilsin.” Bir süre sessiz kaldı. Sonra dudaklarını birbirine bastırıp konuştu. “Baba, ayakkabılığa çarptığımda annem oradaydı. Anneannem beni tuttu. Sonra annem, düşmüş gibi anlatırsam her şeyin düzeleceğini söyledi.” Gözlerim doldu ama kızımın korkusunu büyütmemek için kendimi toparladım. “İyi ki bana anlattın.” “Annem beni artık sevmeyecek mi?” Bu soru beklediğim bütün sorulardan daha ağırdı. “Birinin yanlış davranması senin sevilmeyi hak etmediğin anlamına gelmez,” dedim. “Büyüklerin yaptığı şeylerden sen sorumlu değilsin.” Ertesi sabah İpek’le hastaneden ayrıldığımızda doğrudan eve dönmedik. Kızımın birkaç kez kaldığı, güvendiği halasının evine gittik. Evdeki sessizlik bu kez ürkütücü değildi. Mutfaktan kızarmış ekmek kokusu geliyor, salondaki saate kuş sesleri karışıyordu. İpek kahvaltıdan sonra ilk kez pelüş tavşanını bir kenara bırakıp resim yapmaya başladı. Fakat kapı zili çaldığında yerinden sıçradı. Bu küçük hareket, yaşadıklarının yalnızca sırtındaki izlerden ibaret olmadığını bana yeniden hatırlattı. Öğleden sonra karşı komşumuz Hicran Teyze beni aradı. Kaydı neden gönderdiğini anlatmak istiyordu. “Önce çocukla oyun oynuyorlar sandım,” dedi. “Sonra İpek’in ağladığını gördüm. Kapıya çıktığımda içeri girmişlerdi. Akşam Asuman’a sordum. Merdivenden kaydığını söyledi. Ama ertesi gün İpek’i göremeyince içim rahat etmedi.” Komşumuzun kamerası ortak araba yolunun bir kısmını görüyordu. Olayı bütünüyle açıklamıyordu, fakat İpek’in anlattıklarıyla önemli ölçüde örtüşen hareketleri kaydetmişti. Komşumuz görüntünün orijinalini saklamış, ilgili görevlilerle paylaşmaya hazır olduğunu belirtmişti. Sonraki günlerde çok sayıda görüşme yapıldı. İpek’in tekrar tekrar sorgulanmaması için çocuklarla görüşme konusunda eğitimli uzmanlar devreye girdi. Ben de aile hukuku alanında çalışan bir avukattan sürecin nasıl ilerleyebileceğini öğrendim. Asuman başlangıçta her şeyi inkâr etti. Annesinin yalnızca torununu sakinleştirmeye çalıştığını söyledi. Ardından kamera görüntüsünü izlediğini kabul etti. Birkaç gün sonra avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada, İpek’e söylenen korkutucu sözlerin yanlış olduğunu da teslim etti. Fakat asıl değişim, yaklaşık iki hafta sonra yaptığımız kısa görüşmede gerçekleşti. Asuman karşımda oturuyor, kahve fincanının kulpunu parmakları arasında çeviriyordu. “Annem İpek’in beni dinlemediğini söylüyordu,” dedi. “Ben de yeterince iyi anne olmadığımı düşünmeye başladım. Her şeye karışmasına izin verdim. O gün İpek itiraz edince annem kolundan tuttu. Düştüğünde çok korktum.” “Peki neden bana gerçeği söylemedin?” Başını eğdi. “Çünkü annem bunun benim suçum olduğunu söyledi. Ailemiz dağılırmış. Sen kızımızı alıp gidermişsin.” “İpek’e de aynısını yaptınız. Korkutarak susturdunuz.” Gözyaşlarını sildi. “Biliyorum.” “Onun sana ihtiyacı vardı, Asuman. Sen ise kendi korkunu onun güvenliğinden öne koydun.” İlk defa karşı çıkmadı. “Beni affedebilir misin?” diye sordu. “Şu anda mesele benim seni affetmem değil. İpek’in yeniden güvende hissetmesi.” Bunu söylediğimde yüzündeki üzüntünün gerçek olduğunu görebiliyordum. Ama üzülmek, yaşananları değiştirmiyordu. İlerleyen aylarda resmî değerlendirmeler ve aile mahkemesindeki süreç devam etti. Kayınvalidem Nermin’ın İpek’le görüşmesine izin verilmedi. Asuman’ın kızımızla teması ise verilen geçici kararlar ve uzman değerlendirmeleri doğrultusunda düzenlendi. Hiçbir şey bir gecede çözülmedi; görüşmeler, belgeler ve bekleme süreleri oldu. Bu sırada hayatımızın küçük ayrıntılarını yeniden kurmaya çalıştık. İpek okula döndü. İlk günler öğretmeninin kapıya yakın bir yerde durmasını istiyordu. Sonra arkadaşlarıyla bahçede oynamaya başladı. Bir akşam bana pelüş tavşanının artık gece boyunca yanında yatmasına gerek olmadığını söyledi. “Yine de yatağımda durabilir,” diye ekledi. “Tabii ki durabilir.” Sonbaharın sonlarına doğru İpek annesini görmek istediğini söyledi. Kızımın ne hissetmesi gerektiğini belirlememeye dikkat ettim. Görüşme, uzmanların önerileri ve yürürlükteki düzenlemeler çerçevesinde yapıldı. Asuman o gün İpek’e küçük bir defter getirmişti. Kızım hediyeyi hemen açmadı. “Anne, o gün niye bana inanmadın?” diye sordu. Asuman birkaç saniye konuşamadı. “Çünkü doğru olanı yapacak kadar cesur davranmadım,” dedi sonunda. “Sana yardım etmem gerekiyordu. Seni susturmam yanlıştı. Özür dilerim.” İpek annesine sarılmadı. Defteri aldı ve yanıma geldi. Asuman peşinden koşmadı. İlk kez kızımızın vereceği karara saygı gösterdi. Aylar sonra mahkemenin değerlendirmeleri ve ilgili uzman görüşleri doğrultusunda İpek’in günlük bakımının benim yanımda sürmesine karar verildi. Asuman’ın görüşmeleri güvenlik ve çocuğun ihtiyaçları gözetilerek devam edecekti. Kayınvalidemin davranışlarına ilişkin inceleme de kendi sürecinde ilerliyordu. Kimsenin tek bir özürle bütün sonuçlardan kurtulduğu mucizevi bir son yaşanmadı. Bir ilkbahar sabahı evimizin önündeki küçük bahçede oturuyorduk. İpek, pelüş tavşanını bir sandalyeye yerleştirmiş, ona hayalî bir çay servisi hazırlıyordu. Sonra ansızın yanıma gelip dizime yaslandı. “Baba, bir şey söyleyebilir miyim?” “Elbette.” “Eskiden biri kızarsa her şey benim yüzümden sanıyordum.” Elimdeki kitabı kapattım. “Şimdi ne düşünüyorsun?” “Bazen büyükler de yanlış yapıyor. Ama onların yanlışını benim düzeltmem gerekmiyor.” Saçlarını okşadım. O anda gözlerimin önüne aylar önceki koridor, lacivert sweatshirt ve korkuyla sıkılan küçük tavşan geldi. O akşam kızımı korumak için evden çıkmıştım. Sonrasında öğrendiğim şeyse yalnızca onu tehlikeden uzaklaştırmanın yeterli olmadığıydı. Güvende olduğuna yeniden inanabilmesi için her gün aynı sabrı göstermek gerekiyordu. İpek sandalyesine döndü, tavşanının önüne oyuncak fincanı koydu ve bana gülümsedi. “Çayınız hazır, baba.” Yanına oturdum. Oyuncak fincanı elime aldım. Bahçeye güneş vuruyordu ve kızım artık bir kapının açılma sesini duyunca korkuyla saklanmıyordu. O gün anladım ki bir aileyi ayakta tutan şey herkesin aynı evde yaşaması değil, en küçük üyesinin o evde korkmadan doğruyu söyleyebilmesiydi.
Benzer Galeriler
-
Ailem, küçük kız kardeşimin düğününe tek başıma geldiğimde kahkahalara boğuldu. Babam mikrofonu eline alıp herkesin içinde bağırdı: — Yanında kendisine eşlik edecek birini bile getirememiş!
-
EŞİM GÖREVDEYKEN ONU ARAMAMI YASAKLAMIŞTI. DOĞUMU TEK BAŞIMA YAPTIM…
-
butlan kararı
-
Peribacası olayında
-
58 yaşımda evlendiğimde kocama, Ege kıyılarında kiraya verdiğim altı küçük yazlık evin sahibi olduğumu söylememiştim.
-
Gelinim Bayram Sabahı Kapıyı Yüzüme Kapattı


