DOLAR
Alış: 45.29
Satış: 45.48
EURO
Alış: 53.04
Satış: 53.25
GBP
Alış: 61.12
Satış: 61.58
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
12.05.2026
Ayda 300 Lira. Beni aşağılamanın bedeli buydu
- İstanbul’un gri, betondan soğuk yüzlü apartmanlarından birinde, Aras her akşam eve bir fatih edasıyla giriyordu. Kapıdan girer girmez ceketini Reyhan’ın eline tutuşturur, masanın üzerine acır gibi, nefretle bir kağıt para fırlatırdı: Tam 300 Türk Lirası. Aylık mutfak masrafı, çocukların bezi, sütü, ilaçları ve evin tüm yükü için layık gördüğü rakam buydu. Aras, göğsünü gere gere “Bu evde parayı ben kazanırım, kadın dediğin evde oturur, çocuk bakar!” diye gürlerken, Reyhan sadece susardı. Yedi koca yıl boyunca, o küçük parayı bir mucizeye dönüştürdü; masada her zaman sıcak yemek, çocukların üzerinde temiz elbiseler oldu. Aras ise bu sessizliği “kadının yönetme becerisi” değil, kendi “300 Lirasının kerameti” sanacak kadar körleşmişti. “Eğer sana daha fazlasını verirsem, o parayı Konya’daki açlıktan nefesi kokan ailene gönderirsin, biliyorum!” diye haykırırdı Aras, Reyhan’ı süzerek. “Seni beslediğim yetmiyor gibi bir de o köylü babanı mı doyuracağım?” Reyhan tek bir kelime bile etmezdi. Gözlerindeki o derin göle düşen yaşları kimse görmezdi. O sessizlik, bir uysallık değil, bir fırtınanın sessizce birikmesiydi. Reyhan’ın sabrı, aslında Aras’ın karakterinin sınırlarını çiziyordu ve Aras o sınırları her gün daha da fazla zorluyordu. En küçük çocukları Ömer, boğaz ağrısı ve cayır cayır yanan bir ateşle yatağa düştüğünde, Reyhan ilk kez para istedi. “Doktor için, antibiyotik için biraz daha fazlasına ihtiyacım var Aras,” dedi sesi titreyerek. Aras’ın cevabı masaya inen sert bir yumruk oldu: “Millet sokakta çöp toplayarak çocuk büyütüyor, sen burada yan gelip yatarak benden para sızdırmaya çalışıyorsun! Beni sömürmene izin vermeyeceğim!” Bu sözler, Reyhan’ın içindeki o son şefkat kırıntısını da öldürdü. O an, Reyhan’ın gözlerindeki ışık söndü ve yerini buz gibi, keskin bir kararlılık aldı. Aylar sonra, Reyhan’ın Konya’daki amcasının vefat haberi geldi. Aras, o “köhne” kasabaya gitmemek için bin bir bahane uydursa da, toplumsal baskı ve sahte saygınlığı için direksiyonu Anadolu’nun bağrına kırmak zorunda kaldı. Yol boyunca ağzından zehir saçtı: “O teneke çatılı kulübede on dakikadan fazla kalmam, cenazeyi defnedip hemen döneriz!” Ama araba kasabanın ana caddesine girdiğinde, Aras aniden frene asıldı. Lastiklerin asfaltta çıkardığı çığlık, kalbinin atışına karıştı. Reyhan’ın babasının o eski, kerpiç evi yok olmuştu. Yerinde, devasa ferforje kapıları olan, kusursuz ışıklandırmalı bahçesi ve milyon dolarlık bir inşaat projesinin son dokunuşlarının yapıldığı, bölgenin en görkemli malikanesi yükseliyordu. Aras, direksiyonu tutan elleri titreyerek, kekeleyerek sordu: “Bu… Bu ev kimin Reyhan?” Reyhan, yan koltukta arkasına yaslandı, yüzünde daha önce hiç görmediği o soğuk ve ürpertici gülümsemeyle cevap verdi: “O babamın evi sevgilim. Ve inan bana, o kapıdan içeri girdiğimizde seni bekleyen gerçekler, o 300 liradan çok daha ağır olacak…” Aras, o devasa malikanenin önünde arabayı durdurduğunda, motorun sesiyle birlikte sanki tüm kibri de sustu. Şaşkınlıktan ağzı açık kalmış, gözleri o pırıl pırıl parlayan mermer dış cephe ile bahçedeki egzotik ağaçlar arasında mekik dokuyordu. Konya’nın ortasında, “” beklediği yerde bir saray yükseliyordu. Korumanın kapıyı büyük bir hürmetle açmasıyla Reyhan arabadan indi. O an, Reyhan’ın sırtı yedi yıldır ilk kez bu kadar dik, bakışları bu kadar keskin ve sesi bu kadar özgürdü. “Gelmiyor musun Aras?” dedi Reyhan, sesindeki o iğneleyici soğuklukla. “Yoksa burası senin o ‘soylu’ ayaklarına fazla mı lüks geldi?” Aras, sanki bir rüyadaymış gibi, bacakları titreyerek arabadan çıktı. İçeri girdiklerinde onu asıl şok bekliyordu. Reyhan’ın babası, o “köylü” dediği adam, üzerinde ipek bir yelek ve elinde kehribar tespihiyle devasa bir masanın başında oturuyordu. Etrafında onlarca iş adamı, mühendis ve yerel yetkili vardı. Reyhan’ın babası, kızını gördüğü an ayağa kalktı; gözlerindeki özlem ve gurur o kadar büyüktü ki, Aras o an kendini odadaki en küçük, en değersiz varlık gibi hissetti.
- “Hoş geldin kızım, Reyhan’ım,” dedi yaşlı adam, sonra bakışlarını Aras’a çevirdi. O bakışlarda nefret yoktu, sadece derin bir acıma vardı. “Ve sen damat… Sonunda ailemizin ‘gerçek’ yüzüyle tanışmaya karar verdin demek.” Aras yutkundu, boğazı kurumuştu. “Efendim… Ben… Ben bu kadarını bilmiyordum. Reyhan hiç bahsetmedi…” “Neden bahsetsin ki?” diye araya girdi Reyhan, bir hizmetçinin gümüş tepside getirdiği acı kahveyi alırken. “Sen bana aylık 300 Lira verip ‘idare et’ derken, ben bu malikanenin inşaat planlarını babamla telefonda tartışıyordum. Sen beni çocuklarla evde ‘yatıyor’ sanırken, ben internet üzerinden babamın şirketlerinin dijital pazarlamasını yönetiyordum.” Aras’ın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. “Yani o 300 Lira…” “O 300 Lira senin karakterinin fiyatıydı Aras,” dedi Reyhan, kahvesinden bir yudum alıp fincanı sertçe masaya bırakarak. “O parayı harcamadım bile. Hepsi bir kutuda duruyor. Çocukların ilaç parasını, sütünü, bezini ben kendi kazandığım parayla aldım. Senin o masaya her akşam attığın para, sadece senin ne kadar zavallı bir adam olduğunu bana her gün hatırlatan một loại rác rưởiydi.” O sırada küçük oğulları Ömer, bahçedeki devasa oyun alanına doğru koşarken bağırdı: “Baba bak, dedem bana gerçek ! Senin bana ‘pahalı’ dediğin her şey burada var!” Aras’ın kulakları uğuldamaya başladı. Yedi yıl boyunca bir kadını parayla aşağıladığını sanırken, aslında bir kraliçenin gölgesinde yaşayan bir dilenci olduğunu fark etmişti. Tam o sırada Reyhan’ın babası masanın üzerindeki bir dosyayı Aras’a doğru itti. “Bu ne?” diye sordu Aras, sesi fısıltı gibi çıkarak. “Bu, Reyhan’ın adına açılan holdingin hisse senetleri ve bugün itibarıyla senin üzerine kayıtlı olan o ‘küçük’ evimizin satış sözleşmesi,” dedi yaşlı adam. Reyhan ise araya girdi, bakışları bir celladın kılıcı kadar soğuktu: “Artık 300 Lira ile kimi aşağılayacağını düşünebilirsin Aras. Çünkü bu kapıdan çıktığın an, ne bu evde ne de benim hayatımda sana yer kalmayacak. Bakalım senin o ‘erkeklik gururun’ cebinde tek kuruş olmadan İstanbul sokaklarında kaç para edecek?” Aras’ın elindeki dosya yere düştü. Dışarıda, amcasının cenazesi için toplanan kalabalığın hüzünlü sessizliği, Aras’ın kendi içindeki yıkımın gürültüsünü bastıramıyordu. Hayatının en büyük kumarını oynamış ve sadece karısını değil, haysiyetini de o 300 Liralık masada bırakmıştı. Konya’nın o sert bozkır rüzgarı, malikanenin devasa pencerelerinde ıslık çalarken, salonun içindeki sessizlik Aras’ın kulaklarını tırmalıyordu. Yerde duran dosya, sadece bir kağıt yığını değil, Aras’ın yedi yıl boyunca inşa ettiği o sahte otoritenin enkazıydı. Aras, karşısında dimdik duran, gözlerinde tek bir merhamet kırıntısı bile kalmamış olan Reyhan’a baktı. Bu kadın, o 300 Lira ile aşağıladığı, her akşam önüne sıcak yemek koyan “uysal” karısı değildi artık. “Reyhan… Yapma, çocuklarımız var. Bir hata ettim, sadece paramızı korumaya çalışıyordum,” diye kekeledi Aras. Sesindeki o kibirli tını gitmiş, yerini zavallı bir yalvarışa bırakmıştı. Reyhan, babasının elini sıkıca tuttu ve Aras’a doğru bir adım attı. “Paramızı mı koruyordun?” diye sordu, sesi bir hançer gibi keskindi. “Hayır Aras, sen benim ruhumu ezmeye çalışıyordun. Oğlum ateşler içinde yanarken bana ‘sömürülmeyeceğim’ diye bağırdığın o geceyi hatırlıyor musun? İşte o gece, bu evdeki tüm hisselerimi, babamın bana sunduğu tüm mirası senin yüzüne çarpmak için yemin ettim. Ama önce senin ne kadar küçülebileceğini görmek istedim. Ve sen… Beklediğimden de küçük çıktın.” Reyhan’ın babası, gür sesiyle odayı titretti: “Damat! Benim kızım bir imparatorluğun kızıdır. Sen onu bir hücreye kapattığını sandın ama o, o hücreden senin mezarını kazdı. Şimdi, bu kapıdan geldiğin gibi gideceksin.” Aras, dışarıdaki lüks arabalara, bahçıvanlara, korumalara baktı. Burası onun hayal bile edemeyeceği bir güç merkeziydi. “Gidecek yerim yok, Reyhan. İstanbul’daki ev de seninmiş… Ben ne yapacağım?” Reyhan, cebinden küçük bir metal kutu çıkardı. Kutuyu açtı ve içindeki buruşmuş kağıt paraları Aras’ın ayaklarının dibine fırlattı. Tam 25.200 Lira. Yedi yıl boyunca Aras’ın ona verdiği 300 Liraların toplamı. “Al bu paraları Aras,” dedi Reyhan, gözlerinde en ufak bir duygu belirtisi olmadan. “Bu para, senin yedi yıllık babalık ve kocalık bedelin. Bakalım 300 Lira ile bir ay geçinmek ne kadar kolaymış, şimdi sen tecrübe et. Çocukların velayeti, okul masrafları, her şey avukatlarım tarafından halledildi. Sen artık bizim hayatımızda sadece kötü một ký ức olarak kalacaksın.” Aras, yerdeki paraları toplarken hıçkırıklara boğuldu. Ama kimse ona bakmıyordu. Reyhan, arkasını döndü ve çocuklarına doğru yürüdü. Malikanenin devasa demir kapıları Aras’ın arkasından büyük bir gürültüyle kapandığında, bozkırın tozu yüzüne çarptı. Cebinde yedi yıllık “hakareti”, ruhunda ise asla iyileşmeyecek một vết sẹo ile tek başına kalmıştı. Reyhan ise pencereden dışarıya, batan güneşin kızıllığına baktı. Artık boynu bükük değildi. 300 Liralık o karanlık zindan bitmiş, kendi inşa ettiği sarayın kraliçesi olarak yeni bir hayata başlamıştı. Adalet, Konya’nın o tozlu yollarında, hiç beklenmedik một cách thức ile yerini bulmuştu.
Benzer Galeriler
-
Yedi yaşındaki bir çocuğun cenazesi sırasında birdenbire kurtlar ortaya çıktı
-
Ayda 300 Lira. Beni aşağılamanın bedeli buydu
-
On sekiz yıl boyunca adam yatağın ortasına bir yastık koyup karısına dokunmadı.
-
Yoksul bir öğrenci, küçük bir sokakta yalnız yaşayan yaşlı bir kadının evini temizleme işini kabul etti
-
Ülkenin en ünlü sekiz doktoru saatler boyunca bir milyarderin oğlunu kurtarmaya çalıştı
-
Yedi yıl boyunca kayınpederinin çamaşırlarını yıkadı


