DOLAR
Alış: 45.29
Satış: 45.48
EURO
Alış: 53.04
Satış: 53.25
GBP
Alış: 61.12
Satış: 61.58
Ayda 300 Lira. Beni aşağılamanın bedeli buydu
İstanbul’un gri, betondan soğuk yüzlü apartmanlarından birinde, Aras her akşam eve bir fatih edasıyla giriyordu. Kapıdan girer girmez ceketini Reyhan’ın eline tutuşturur, masanın üzerine acır gibi, nefretle bir kağıt para fırlatırdı: Tam 300 Türk Lirası. Aylık mutfak masrafı, çocukların bezi, sütü, ilaçları ve evin tüm yükü için layık gördüğü rakam buydu. Aras, göğsünü gere gere “Bu evde parayı ben kazanırım, kadın dediğin evde oturur, çocuk bakar!” diye gürlerken, Reyhan sadece susardı. Yedi koca yıl boyunca, o küçük parayı bir mucizeye dönüştürdü; masada her zaman sıcak yemek, çocukların üzerinde temiz elbiseler oldu. Aras ise bu sessizliği “kadının yönetme becerisi” değil, kendi “300 Lirasının kerameti” sanacak kadar körleşmişti.
“Eğer sana daha fazlasını verirsem, o parayı Konya’daki açlıktan nefesi kokan ailene gönderirsin, biliyorum!” diye haykırırdı Aras, Reyhan’ı süzerek. “Seni beslediğim yetmiyor gibi bir de o köylü babanı mı doyuracağım?” Reyhan tek bir kelime bile etmezdi. Gözlerindeki o derin göle düşen yaşları kimse görmezdi. O sessizlik, bir uysallık değil, bir fırtınanın sessizce birikmesiydi. Reyhan’ın sabrı, aslında Aras’ın karakterinin sınırlarını çiziyordu ve Aras o sınırları her gün daha da fazla zorluyordu.
En küçük çocukları Ömer, boğaz ağrısı ve cayır cayır yanan bir ateşle yatağa düştüğünde, Reyhan ilk kez para istedi. “Doktor için, antibiyotik için biraz daha fazlasına ihtiyacım var Aras,” dedi sesi titreyerek. Aras’ın cevabı masaya inen sert bir yumruk oldu: “Millet sokakta çöp toplayarak çocuk büyütüyor, sen burada yan gelip yatarak benden para sızdırmaya çalışıyorsun! Beni sömürmene izin vermeyeceğim!” Bu sözler, Reyhan’ın içindeki o son şefkat kırıntısını da öldürdü. O an, Reyhan’ın gözlerindeki ışık söndü ve yerini buz gibi, keskin bir kararlılık aldı.
Aylar sonra, Reyhan’ın Konya’daki amcasının vefat haberi geldi. Aras, o “köhne” kasabaya gitmemek için bin bir bahane uydursa da, toplumsal baskı ve sahte saygınlığı için direksiyonu Anadolu’nun bağrına kırmak zorunda kaldı. Yol boyunca ağzından zehir saçtı: “O teneke çatılı kulübede on dakikadan fazla kalmam, cenazeyi defnedip hemen döneriz!” Ama araba kasabanın ana caddesine girdiğinde, Aras aniden frene asıldı. Lastiklerin asfaltta çıkardığı çığlık, kalbinin atışına karıştı. Reyhan’ın babasının o eski, kerpiç evi yok olmuştu. Yerinde, devasa ferforje kapıları olan, kusursuz ışıklandırmalı bahçesi ve milyon dolarlık bir inşaat projesinin son dokunuşlarının yapıldığı, bölgenin en görkemli malikanesi yükseliyordu.
Aras, direksiyonu tutan elleri titreyerek, kekeleyerek sordu: “Bu… Bu ev kimin Reyhan?” Reyhan, yan koltukta arkasına yaslandı, yüzünde daha önce hiç görmediği o soğuk ve ürpertici gülümsemeyle cevap verdi: “O babamın evi sevgilim. Ve inan bana, o kapıdan içeri girdiğimizde seni bekleyen gerçekler, o 300 liradan çok daha ağır olacak…”
Aras, o devasa malikanenin önünde arabayı durdurduğunda, motorun sesiyle birlikte sanki tüm kibri de sustu. Şaşkınlıktan ağzı açık kalmış, gözleri o pırıl pırıl parlayan mermer dış cephe ile bahçedeki egzotik ağaçlar arasında mekik dokuyordu. Konya’nın ortasında, “” beklediği yerde bir saray yükseliyordu. Korumanın kapıyı büyük bir hürmetle açmasıyla Reyhan arabadan indi. O an, Reyhan’ın sırtı yedi yıldır ilk kez bu kadar dik, bakışları bu kadar keskin ve sesi bu kadar özgürdü.
“Gelmiyor musun Aras?” dedi Reyhan, sesindeki o iğneleyici soğuklukla. “Yoksa burası senin o ‘soylu’ ayaklarına fazla mı lüks geldi?”
Aras, sanki bir rüyadaymış gibi, bacakları titreyerek arabadan çıktı. İçeri girdiklerinde onu asıl şok bekliyordu. Reyhan’ın babası, o “köylü” dediği adam, üzerinde ipek bir yelek ve elinde kehribar tespihiyle devasa bir masanın başında oturuyordu. Etrafında onlarca iş adamı, mühendis ve yerel yetkili vardı. Reyhan’ın babası, kızını gördüğü an ayağa kalktı; gözlerindeki özlem ve gurur o kadar büyüktü ki, Aras o an kendini odadaki en küçük, en değersiz varlık gibi hissetti.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Yastığın altından gelen hışırtı
-
Yedi yaşındaki bir çocuğun cenazesi sırasında birdenbire kurtlar ortaya çıktı
-
Ayda 300 Lira. Beni aşağılamanın bedeli buydu
-
On sekiz yıl boyunca adam yatağın ortasına bir yastık koyup karısına dokunmadı.
-
Yoksul bir öğrenci, küçük bir sokakta yalnız yaşayan yaşlı bir kadının evini temizleme işini kabul etti
-
Ülkenin en ünlü sekiz doktoru saatler boyunca bir milyarderin oğlunu kurtarmaya çalıştı
