- Telefonun ekranında beliren mesajı okumak için telefonu elime almama gerek bile kalmamıştı… Çünkü bildirim doğrudan ekranda görünüyordu. Gönderen: Neriman. Mesajın ilk satırında şunlar yazıyordu: “Belgeleri imzalatamadın diye üzülme. Aylin’in neye sahip olduğunu öğrenmeden bu iş bitmeyecek. Kemal, artık karına biraz daha baskı yapman gerekiyor.” Bir süre ekrana baktım. Sonra ikinci bir mesaj geldi. “Altı evin de kime ait olduğunu öğren. Şirketin adını bul. Bu kadın sandığımızdan daha zengin olabilir.” Kalbim hızla çarpmaya başladı. Altı ev… Onlara altı evim olduğunu söylememiştim. Kemal’in telefonu yeniden titredi. Bu kez gelen mesaj daha kısaydı. “Yılbaşından önce halletmeliyiz. Yoksa her şey elimizden kaçar.” Telefonu yerine bıraktım. Ellerim titremiyordu. İçimde garip bir sessizlik vardı. İki yıldır sevdiğim adamın, evliliğimizin sekizinci gününde benim mal varlığımı annesiyle birlikte hesapladığını öğrenmiştim. Duşun sesi kesildi. Kemal banyodan çıktığında mutfakta oturuyordum. “Ne oldu Aylin? İyi misin?” Yüzüne baktım. “Annenle konuşman gereken bir şey mi var?” Bir an duraksadı. “Her zamanki aile meseleleri.” “Annen sana mesaj mı gönderdi?” Telefonuna baktı. “Hayır. Neden sordun?” Gülümsedim. “Öylesine.” O gece yatağa girdiğimizde sırtını bana döndü. Ben sabaha kadar uyuyamadım. Ertesi sabah ilk işim avukatımı aramak oldu. Adı Selin Hanım’dı. Cem’in ölümünden sonra miras işlemlerimde bana yardımcı olmuştu. Ona her şeyi anlattım. Noter ziyaretini. Belgeleri. Neriman’ın davranışlarını. Kemal’in telefonunda gördüğüm mesajları. Bir süre sessiz kaldı. Sonra çok net konuştu. “Aylin Hanım, hiçbir belge imzalamayın. Tapularınızı, şirket kayıtlarınızı ve banka hesaplarınızı kontrol edelim. Eşinizin bu mallar üzerinde kendiliğinden bir yetki kazanmadığından emin olalım.” “Ben zaten hiçbir şeyi imzalamadım.” “Çok iyi yapmışsınız. Bir de size bir şey soracağım. Eşiniz altı eviniz olduğunu biliyor mu?” “Hayır.” “Öyleyse şimdilik söylemeyin.” Telefonu kapattığımda ilk defa kendimi yalnız hissetmiyordum. Selin Hanım ertesi gün ofisine gelmemi istedi. Yanıma bütün tapu kayıtlarını, şirket belgelerini ve dedemden kalan miras evraklarını aldım. Öğleden sonra öğrendiğim bir şey beni daha da şaşırttı. Neriman’ın hazırlattığı belgeler sıradan bir aile mal varlığı düzenlemesi değildi. Belgelerde şirketimin yönetim yetkisini Kemal’e devretmeye yönelik maddeler vardı. Üstelik şirket hisselerimin devrine ilişkin bir taslak da hazırlanmıştı. Selin Hanım sayfaları tek tek inceledi. “Bu belgelerin amacı sizin mülkiyet haklarınızı ve yönetim yetkinizi sınırlamak olabilir. İmzalamış olsaydınız ciddi sorunlar yaşayabilirdiniz.” “Kim hazırlattı?” “Şimdilik bunu kesin olarak bilmiyoruz.” Dosyanın üzerindeki hukuk bürosunun adını not ettim. Sonra Hakan Bey’in kartvizitini çıkardım. Selin Hanım’a gösterdim. “Bu adamı tanıyor musunuz?” Kartvizite baktı. “Onunla görüşebiliriz. Ama önce kendisinden işlemin kim tarafından talep edildiğini ve hangi belgelerin sunulduğunu öğrenmemiz gerekiyor.” Aynı gün şirketimin muhasebecisini aradım. Bana son altı aylık hesap hareketlerini gönderdi. İlk başta her şey normal görünüyordu. Kiralar düzenli yatmıştı. Bakım masrafları ödenmişti. Vergilerde hiçbir gecikme yoktu. Sonra bir satır dikkatimi çekti. Şirket hesabımdan, bilmediğim bir danışmanlık firmasına ödeme yapılmıştı. Tutar çok büyük değildi. Ama açıklama kısmında şu yazıyordu: “Mal varlığı ve yetki planlaması danışmanlığı.” Ödemeyi kimin onayladığını sordum. Muhasebecim birkaç dakika sonra geri döndü. “Aylin Hanım, bu ödeme için Kemal Bey’in talimat verdiğini söyleyen bir e-posta var. Fakat onun şirketinizde resmî bir yetkisi bulunmuyor.” Gözlerimi kapattım. Demek ki mesele yalnızca belgeler değildi. Benden habersiz işimin içine de girmişlerdi. Selin Hanım hemen gerekli kayıtları muhafaza etmemi söyledi. Şirketin banka yetkilerini kontrol ettik. Benim onayım olmadan hiçbir işlem yapılmaması için bankayla görüştük. Akşam eve döndüğümde Kemal salondaydı. Önünde çay vardı. “Bugün neredeydin?” “İşim vardı.” “Annen seni aramış.” Başını kaldırdı. “Ne olmuş?” “Seninle konuşmak istiyormuş.” “Sonra ararım.” Çayından bir yudum aldı. “Aylin, annem bu mesele yüzünden çok kırıldı.” İşte yine aynı şey. Annesinin kırgınlığı. Annesinin gururu. Annesinin itibarı. Benim güvenim ise hiçbir zaman konuşulacak kadar önemli değildi. “Bir insanın evine habersiz noter getirmek normal mi Kemal?” “Abartıyorsun.” “Şirketimin yönetim yetkisini devretmeye çalışan belgeler hazırlatmak da mı normal?” Yüzündeki ifade değişti. “Ne şirketi?” O an anladım. Bana hâlâ hiçbir şey bilmediğimi düşündürmeye çalışıyordu. “Benim şirketim, Kemal.” Bir süre konuşmadı. Sonra ayağa kalktı. “Bak Aylin, sen bu aileyi anlamıyorsun. Annem sadece geleceğimizi güvence altına almak istedi.” “Benim geleceğimi mi? Yoksa senin geleceğini mi?” “El âlem ne der? Sekiz günlük evlilikte karısıyla mal kavgasına giren adam mı olayım?” İstemeden güldüm. “El âlem ne der diye düşünüyorsun da karının hakkını yemeye çalıştığında Allah ne der diye hiç düşünmüyorsun.” Kemal’in yüzü kızardı. “Annem seni aileden biri olarak gördüğü için uğraşıyor.” “Öyleyse neden kendi avukatımla görüşmeme karşı çıktı?” Cevap vermedi. Tam o sırada kapı zili çaldı. Neriman içeri girdi. Yanında bu kez kız kardeşi Sevim ve Kemal’in kuzeni Murat vardı. Görünüşe göre küçük bir aile toplantısı düzenlenmişti. Neriman çantasını koltuğa bıraktı. “Artık bu meseleyi çözelim. Herkesin huzuru kaçtı.” Sevim bana baktı. “Aylin, sen de biraz anlayışlı ol. Kadın oğlunun iyiliğini istiyor.” Murat başını salladı. “İki insan evlenince malı da derdi de ortak olur.” Onlara baktım. Sonra mutfağa geçtim. Masaya dört dosya bıraktım. Birincisinde altı yazlık evin tapu kayıtları vardı.
- İkincisinde şirketimin kuruluş belgeleri. Üçüncüsünde banka hareketleri ve izinsiz danışmanlık ödemesinin kaydı. Dördüncüsünde ise Neriman’ın hazırlattığı belgelerin avukatım tarafından incelenmiş kopyaları bulunuyordu. Neriman önce tapulara baktı. Sonra yüzüme. “Bu da ne?” “Gerçeği öğrenmek istemiyor muydunuz?” Kemal’in gözleri büyüdü. “Altı ev mi?” “Evet. Altı ev. Dedemden kaldı. Otuz dört yaşımdan beri benim.” Neriman hemen kendini toparlamaya çalıştı. “Biz zaten senin birikimlerin olduğunu biliyorduk.” “Hayır. Siz benim birikimlerimi değil, mülkiyetimi ele geçirmeye çalışıyordunuz.” Dosyadaki banka kaydını önüne çevirdim. “Bu danışmanlık ödemesini kim istedi?” Kemal cevap vermedi. Neriman araya girdi. “Bu kadar küçük bir para için aileyi birbirine düşürmeye utanmıyor musun?” “Para küçük olabilir. Ama izinsiz işlem yapmanız küçük bir mesele değil.” Sevim’in yüzündeki gülümseme kayboldu. Murat belgeleri okumaya başladı. “Burada şirket hisselerinin devri mi yazıyor?” “Evet,” dedim. “Benim imzam olmadan.” Neriman ayağa kalktı. “Biz seni korumaya çalıştık!” “Hayır. Siz benim neye sahip olduğumu öğrenince bana sahip olmaya çalıştınız.” Kemal sesini yükseltti. “Yeter artık! Annemi akrabaların önünde rezil ediyorsun!” Ona döndüm. “Annenin itibarı için benim hayatımı tehlikeye atmaya hazırdın. Peki benim gururumun hiç mi değeri yok?” Sonra Selin Hanım’ın hazırladığı yazılı bildirimi masaya koydum. “Avukatım bütün kayıtları incelemeye aldı. Şirket hesaplarımdaki yetkisiz işlemler araştırılıyor. Hazırlanan belgeler de ilgili mercilere sunulacak.” Neriman’ın yüzü bembeyaz oldu. “Sen kendi kayınvalideni mahkemeye mi vereceksin?” “Ben kimseyi tehdit etmiyorum. Hakkımı koruyorum.” Kemal bana yaklaştı. “Aylin, bunu sonra konuşalım. Herkes gitsin. Biz karı kocayız.” Gözlerimin içine baktı. İlk defa o nazik, sabırlı adamı göremedim. Karşımda yalnızca yakalanmış bir adam vardı. “Hayır Kemal. Sen benim kocam olmayı hak edecek şekilde davranmadın.” Yatak odasına gittim. Dolaptan bavulunu çıkardım. Gömleklerini, pantolonlarını ve kişisel eşyalarını içine yerleştirdim. Bavulu kapının önüne bıraktım. Kemal arkamdan geldi. “Beni evden mi kovuyorsun?” “Evet.” “Bu kadar kolay mı?” “Benim evimde, benim paramı ele geçirmek için plan yapan insanlara artık yer yok.” Neriman ağlamaya başladı. “Allah aşkına Aylin! Sekiz günlük evliliği böyle mi bitireceksin?” Kapıyı açtım. “Ben sekiz gündür evliyim. Ama sekiz gündür kandırılmayı kabul etmek zorunda değilim.” Kemal bavulunu aldı. Neriman arkasından çıktı. Tam kapı kapanırken Sevim’in Murat’a fısıldadığını duydum: “Biz bu kadının bu kadar malı olduğunu bilmiyorduk…” Kapıyı kapattım. O gece evde yalnızdım. Masada hâlâ dört dosya duruyordu. Türk kahvemi yeniden yaptım. Ama bu kez ellerim titremiyordu. Telefonum çaldı. Selin Hanım’dı. “Aylin Hanım, önemli bir şey bulduk. Kemal Bey’in annesi adına yürütülen başka bir işlem daha var. Üstelik belgelerde sizin adınız da geçiyor.” Bir an sustum. “Ne işlemi?” Selin Hanım’ın cevabını duyunca elimdeki fincanı masaya bıraktım. Çünkü artık mesele altı yazlık evim değildi… Beni daha evlenmeden borçlandıracak bir plan hazırlamışlardı. “Nasıl yani? Benim adıma borç mu alınmış?” Selin Hanım telefonda derin bir nefes aldı. “Aylin Hanım, henüz kesinleşmiş bir borç yok. Ama sizin adınızı kullanarak bir kredi başvurusu hazırlığı yapılmış. Başvuruda şirketinizin gayrimenkulleri teminat olarak gösterilmek istenmiş.” Bir an konuşamadım. “Ben hiçbir kredi başvurusu yapmadım.” “Biliyorum. İmzanız yok. Ayrıca başvurudaki bazı bilgiler sizin izniniz olmadan kullanılmış. Bütün kayıtları korumamız gerekiyor.” Telefonu kapattığımda mutfaktaki saat gece yarısını gösteriyordu. Sekiz günlük evlilik… Ve benim adım üzerinden kurulmuş bir borç tuzağı. Sabaha kadar uyumadım. Ertesi gün Selin Hanım’la birlikte bankaya gittik. Bankanın hukuk birimi başvuruyu incelemeye aldı. Şirketim adına yeni bir işlem yapılmaması için gerekli tedbirleri istedik. Sonra Hakan Bey’i aradım. Noter, ilk görüşmemizdeki kadar huzursuzdu. “Aylin Hanım, size söylemem gereken bir şey var.” “Dinliyorum.” “İlk belgeler için beni Neriman Hanım’ın tanıdığı bir hukuk bürosu aradı. Bana bunun aile içi bir mal varlığı düzenlemesi olduğu söylendi. Sizin bağımsız bir avukatınızın olmadığını düşündüler.” “Benim imzamı almaya çalıştılar.” “Doğru. Ama siz reddedince hiçbir işlem yapmadım. Ayrıca belgelerdeki bazı ifadeler konusunda ben de şüphelenmiştim.” “Bu konuda yazılı bilgi verebilir misiniz?” “Elimdeki kayıtlar doğrultusunda verebilirim.” İlk defa biri bana gerçeği anlatıyordu. Günler geçtikçe parçalar birleşmeye başladı. Kemal’in eski evliliğinden kalan borçları vardı. Boşandıktan sonra maddi sıkıntılar yaşamıştı. Neriman da oğlunun yeniden rahat bir hayata kavuşmasını istiyordu. Ama bunun için başka bir kadının hayatını riske atmayı normal görmüşlerdi. Selin Hanım, kredi başvurusuyla ilgili belgeleri ilgili kurumlara iletti. Şirketimin hesaplarında yeni güvenlik önlemleri alındı. Ben de Kemal’in evde kalan birkaç eşyasını avukatım aracılığıyla teslim etmesi için haber gönderdim. Üç gün sonra kapım çaldı. Kemal’di. Tek başına gelmişti. Gözlerinin altı çökmüştü. “Aylin, konuşabilir miyiz?” Kapıyı tamamen açmadım. “Buradan konuş.” “Annemin yaptıkları için özür dilerim.” “Senin yaptıkların için ne diyeceksin?” Başını eğdi. “Her şey kontrolden çıktı.” “Hayır Kemal. Her şey planlandığı gibi ilerlemedi. Aradaki fark bu.” Bir süre sustu. Sonra cebinden bir kâğıt çıkardı. “Annemin evine taşındım. Borçlarım var. Bana biraz zaman ver.” “Bu borçlar benim sorumluluğum değil.” “Biz evliyiz.” “Benim mal varlığımı öğrenince evlilikten bahsetmeyi hatırladın.” Gözleri doldu. “Aylin, seni sevmiştim.” Bu söz beni eskisi kadar incitmedi. Çünkü artık sevginin ne olmadığını öğrenmiştim. Sevgi, bir kadının servetini gizlice araştırmak değildi. Sevgi, annesinin yanında susup karısını yalnız bırakmak değildi. Sevgi, güveni bir imzaya çevirmek hiç değildi. “Ben de seni sevmiştim Kemal. Ama kendime yaptığım haksızlığı artık sürdürmeyeceğim.” Kapıyı kapattım. O gün ilk defa arkasından bakmadım. İki hafta sonra aile içinde büyük bir toplantı yapıldığını öğrendim. Neriman bütün akrabaları toplamıştı. Herkese benim oğlunu evden kovduğumu, parası yüzünden ailesini küçümsediğimi anlatmıştı. Hatta Sevim’e göre ben, Kemal’in annesini kendi evinde küçük düşürmüş, sonra da onu kapının önüne koymuştum. Eskiden böyle şeyler duysam kendimi açıklamak için saatler harcardım. Ama artık yorulmuştum. Selin Hanım bana bir şey söylemişti: “Herkesin gözünde aklanmaya çalışırsanız, bir gün kendi gözünüzde kaybolursunuz.” O cümleyi unutmadım. Bir akşam kuzenim Murat aradı. “Aylin, sana bir şey söylemem gerekiyor.” “Dinliyorum.” “Annemlerin anlattıkları doğru değilmiş. Kemal’in bazı borçları olduğunu öğrendik. Neriman teyze, senin yazlık evlerini teminat göstererek kredi almayı düşünmüş.” “Kimden öğrendin?” “Belgeleri gördüm. Artık bu işe karışmak istemiyorum.” “Ben de kimsenin aile kavgasına karışmak istemiyorum Murat. Sadece kendi hakkımı koruyorum.” Telefonu kapattım. Sonraki aylarda işler hukuki sürece taşındı. İzinsiz hazırlanan kredi başvurusu incelendi. Şirket kayıtlarına yapılan müdahaleler araştırıldı. Kemal’in benim adıma herhangi bir borçlandırma yapmasına izin verilmedi. Benim imzamı taklit eden ya da mal varlığımı devretmeye yönelik kesinleşmiş bir işlem bulunmadığı için altı evim de şirketim de güvende kaldı. Kemal ise kendi borçlarıyla baş başa kaldı. Neriman’ın yıllardır akrabalarına gösterdiği o gösterişli hayat da yavaş yavaş çökmeye başladı. Çünkü artık herkes oğlunun maddi durumunu biliyordu. Bir zamanlar gelinini küçümseyerek anlatan kadın, şimdi akrabalarına borç vermeleri için telefon ediyordu. Kimse eskisi gibi koşarak yanına gitmiyordu. Bir gün Sevim beni aradı. “Aylin, Neriman abla çok kötü durumda. Bir kez olsun onu arasan…” “Ben kimseye kötülük yapmadım Sevim.” “Ama o senin kayınvalidendi.” “Ben de onun geliniydim. Bunu neden hiç hatırlamadınız?” Cevap veremedi. Telefonu kapattım. Boşanma sürecimiz tamamlandığında kasım ayı yeniden gelmişti. Bir yıl önce bu zamanlarda gelinlik giymiştim. Şimdi ise aynı evde tek başıma oturuyordum. Ama bu kez yalnızlık canımı yakmıyordu. Salondaki perdeleri değiştirdim. Eski fotoğrafları düzenledim. Cem’in yıllardır kitaplığımda duran fotoğrafını yeniden yerine koydum. Ona baktığımda içimden bir şey geçti. Cem’i kaybettikten sonra yeniden mutlu olabileceğime inanmak istemiştim. Kemal’e şans vermem yanlış değildi. Yanlış olan, ikinci bir şansı hak etmeyen birine kendimi ispatlamaya çalışmamdı. Aralık ayında Ayvalık’a gittim. Altı küçük yazlık evimi görmek istedim. Yönetim şirketinin çalışanı beni kapıda karşıladı. “Hoş geldiniz Aylin Hanım. Büyük evin anahtarını hazırladık.” Anahtarı elime aldım. Bir zamanlar o anahtarı Kemal’e vermeyi hayal etmiştim. Yılbaşı tatilinde birlikte gelecektik. Ona altı evin de bana ait olduğunu söyleyecektim. Belki verandada oturup kahve içecektik. Belki geleceğimizden konuşacaktık. Şimdi o hayal geride kalmıştı. Ama evler hâlâ oradaydı. Deniz hâlâ aynı denizdi. Rüzgâr hâlâ aynı sokaklarda dolaşıyordu. Büyük evin kapısını açtım. İçeri güneş vuruyordu. Perdeler hafifçe hareket ediyordu. Mutfağa geçtim. Bir fincan Türk kahvesi yaptım. Pencerenin önüne oturdum. Bu kez kimseye kendimi kanıtlamak zorunda değildim. Ne Neriman’a… Ne Kemal’e… Ne de el âleme. Benim olan hayatı, yeniden kendim için yaşayabilirdim. Yılbaşı gecesi Ayvalık’taki evimdeydim. Dışarıda hafif bir yağmur vardı. Mutfak masasının üzerinde küçük bir anahtar duruyordu. Yanında da kahve fincanım… Bir yıl önce aynı masada soğumuş bir kahveye bakarken, evliliğimin gerçek yüzünü görmüştüm. Şimdi kahvem sıcaktı. Anahtar benim elimdeydi. Hayat bana çok geçmeden önemli bir şey öğretti: Bir kadın 58 yaşında yeniden âşık olabilir. Yeniden evlenebilir. Yeniden hayal kurabilir. Ama hiçbir yaşta kendi değerinden vazgeçmek zorunda değildir. Neriman’ın istediği benim altı evimdi. Kemal’in istediği ise benim güvenimdi. İkisine de sahip olamadılar. Ben ise kendime ait olan her şeyi korudum. O gece fincanımı kaldırıp pencereden denize baktım. İçimden tek bir cümle geçti: “Bazı insanlar evinize eşiniz olarak girer, hırslarıyla kapının önüne çıkar. Çünkü Allah kimsenin hakkını kimsenin sofrasında bırakmaz.” Ve şunu öğrendim… Bir kadının en büyük mirası altı ev, altı tapu ya da bankadaki parası değildir. En büyük mirası, gerektiğinde herkese rağmen kendi onurunu koruyabilmesidir. Sizce Aylin, Kemal’i affetmeli miydi? Yoksa verdiği karar doğru muydu? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşın. Çünkü bazen bir kadının sessizliğini bozması, başka bir kadına da kendi hakkını savunma cesareti verir.

