DOLAR
Alış: 48.39
Satış: 48.59
EURO
Alış: 56.13
Satış: 56.36
GBP
Alış: 65.27
Satış: 65.76
10 YAŞINDAKİ KIZIM, BİRİKTİRDİĞİ HARÇLIKLARLA OKULDAKİ YAŞLI HİZMETLİYE YENİ BİR GÖZLÜK ALDI — ERTESİ GÜN OKUL MÜDÜRÜ BENİ ARAYIP, “HANIMEFENDİ, BİR POLİS MEMURU KIZINIZI ARIYOR,” DEDİ.
- “Gördüğüm anda neredeyse zemine bayılacaktım.” Polis memurunun zarfın içinden çıkardığı şey eski, kenarları yıpranmış bir çocuk fotoğrafıydı. Fotoğrafta yaklaşık sekiz yaşlarında bir erkek çocuğu vardı. Üzerinde lacivert bir okul önlüğü, boynunda beyaz bir yaka bulunuyordu. Çocuğun gözleri doğrudan kameraya bakıyordu. Ama beni asıl sarsan fotoğrafın arkasında yazan isimdi. “Umut Karaca — 1998.” Elimi ağzıma götürdüm. “Bu… Bu kim?” Safiye Teyze ağlamaktan konuşamıyordu. Ellerini birbirine kenetlemişti. Polis memuru sandalyeyi biraz daha yaklaştırdı. “Bu çocuk, Safiye Hanım’ın oğluydu.” Odaya ağır bir sessizlik çöktü. Beril ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bir bana bir Safiye Teyze’ye bakıyordu. Polis devam etti. “Umut, yirmi sekiz yıl önce kaybolmuş. O zaman dokuz yaşındaymış.” İçimde kötü bir his yükseldi. “Peki bunun kızımla ne ilgisi var?” Polis memuru bu kez masaya küçük, metal bir kutu koydu. “Her şey kızınızın aldığı gözlük yüzünden başladı.” Safiye Teyze başını kaldırdı. “Beril bana gözlüğü verdiğinde eve gidip eski gözlüğümü çıkardım,” dedi titreyen sesiyle. “Yeni gözlüğün kutusuna koymak istedim. Yıllardır sakladığım eski kutuyu açınca alt kısmındaki kumaş yerinden çıktı.” Bir an sustu. “Altında bunu buldum.” Metal kutunun içinde küçük bir anahtar vardı. Yanında da sararmış bir kâğıt parçası. Polis kâğıdı bana uzattı. Üzerinde çocuk el yazısıyla şu yazıyordu: “Anne, eğer bunu bulursan istasyonun dolaplarına bak. 34 numara.” Tüylerim diken diken oldu. “Bunu kim yazmış?” Safiye Teyze gözlerini kapadı. “Umut’un
- yazısı.” Beril sandalyesinde doğruldu. “Yani oğlunuz size mesaj mı bırakmış?” Safiye Teyze hıçkırarak başını salladı. “Ben o gözlük kutusunu yıllardır açmamıştım. Eski gözlüğüm kırılmasaydı… Beril bana yenisini almasaydı… belki o notu hiç bulamayacaktım.” Polis memuru sözünü sürdürdü. Not bulunur bulunmaz emniyete haber vermişlerdi. Eski tren garındaki emanet dolapları yıllar önce kaldırılmıştı ancak belediye arşivlerinde numaralandırmaların kayıtları hâlâ duruyordu. 34 numaralı dolabın içeriği, gar yenilenirken polis deposuna aktarılmıştı. Ve inanılmaz şekilde hâlâ oradaydı. “Bu sabah depoyu açtık,” dedi polis. “İçinden bir çanta çıktı.” Kalbim hızlandı. “Neyin çantası?” Polis birkaç saniye sustu. “Umut’un.” Safiye Teyze yüzünü ellerine kapattı. Beril’in gözleri dolmuştu. Çantanın içinde birkaç oyuncak araba, küçük bir kazak, bir defter ve yıllar önce çekilmiş birkaç fotoğraf bulunmuştu. Ama asıl önemli olan defterdi. Polis defteri açtı. Umut, kaybolmadan birkaç gün önce okul çıkışlarında bir adamın kendisini takip ettiğini yazmıştı. Adamın adını bilmiyordu. Fakat arabasını tarif etmişti. Beyaz bir minibüs. Sol arka kapısında büyük bir ezik. Safiye Teyze hemen araya girdi. “Polise o zaman da beyaz bir minibüs gördüğümü söylemiştim. Ama kimse izini bulamadı.” Polis başını salladı. “Çünkü o araç başka bir şehirde kayıtlıymış.” Defterdeki birkaç ayrıntı sayesinde eski dosya tekrar açılmıştı. O yıllarda aynı bölgede başka bir çocuğun kaybolduğu, birkaç ay sonra başka bir şehirde bulunduğu ortaya çıktı. O çocuk şimdi yetişkin bir adamdı. Polis sabah ona ulaşmıştı. Ve adam, fotoğraflar gösterildiğinde bir kişiyi tanımıştı. Umut’u götüren adamı. Safiye Teyze nefesini tuttu. “Kim?” Polis memurunun yüzü gerildi. “Adam yıllar önce öldü.” Safiye Teyze’nin omuzları çöktü. Ama polis hemen ekledi: “Fakat yanında yaşayan kadın hâlâ hayatta.” O gün öğleden sonra polis ekipleri yaşlı kadının bulunduğu huzurevine gitmişti. Kadın önce hiçbir şey hatırlamadığını söylemişti. Sonra Umut’un fotoğrafını görünce ağlamaya başlamıştı. Yıllardır sakladığı sırrı daha fazla taşıyamayacağını söylemişti. Umut kaçırılmıştı. Ama olayın üzerinden yaklaşık iki hafta geçtikten sonra çocuk bir gece evden kaçmayı başarmıştı. Kadın onu durdurmamıştı. Hatta gizlice biraz para vermişti. Çocuk, annesine dönmek için tren garına gitmişti. Fakat korktuğu için önce çantasını emanet dolabına bırakmıştı. Sonrasında ne olduğu ise bilinmiyordu. Safiye Teyze umutla polise baktı. “Yani oğlum… yaşamış olabilir mi?” Polis bu kez hafifçe gülümsedi. “İşte bu yüzden bugün buradayız.” Odanın kapısı çalındı. Hepimiz dönüp baktık. Müdür kapıyı açtı. Koridorda yaklaşık otuzlarının sonlarında bir adam duruyordu. Safiye Teyze onu görür görmez ayağa kalktı. Adamın yüzü bembeyaz oldu. Kimse konuşamadı. Safiye Teyze yalnızca bir adım attı. “Umut?” Adamın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Anne…” Safiye Teyze’nin dizleri titredi. Beril bile ağlamaya başlamıştı. Umut annesine doğru yürüdü ve ikisi yılların acısını tek bir sarılmada eritmeye çalıştı. Sonradan öğrendik ki Umut, garın yakınında dolaşırken yaşlı bir çift tarafından bulunmuştu. Çocuk korkudan kendi soyadını bile söyleyememiş, yalnızca adını söylemişti. O yıllarda kayıt sistemleri bugünkü kadar gelişmiş değildi. Yaşlı çift günlerce ailesini aramış ama sonuç alamamıştı. Sonunda çocuğu yanlarına almışlardı. Umut büyürken geçmişiyle ilgili parçaları hatırlamaya başlamış fakat annesinin adını tam olarak çıkaramamıştı. Onu büyüten aile birkaç yıl önce vefat etmişti. Umut da çocukluk geçmişini araştırmaya başlamıştı. Polisin sabah yaptığı telefon, onun için de yıllardır beklediği cevaptı. Safiye Teyze oğlunun yüzünü ellerinin arasına aldı. “Ben seni her gün bekledim.” Umut başını eğdi. “Ben de bir annem olduğunu hep hissettim. Sadece seni nasıl bulacağımı bilmiyordum.” O sırada herkesin unuttuğu biri sessizce köşede duruyordu. Beril. Safiye Teyze bir anda ona döndü. Yanına gitti ve dizlerinin üzerine çöktü. “Kızım…” Beril mahcup şekilde başını eğdi. “Ben sadece gözlüğünüz kırık diye düşündüm.” Safiye Teyze onu kucakladı. “Sen bana gözlük almadın.” Sesi titredi. “Sen benim yeniden görmemi sağladın.” O an odadaki herkes sustu. Çünkü söylediği şey yalnızca gözleriyle ilgili değildi. Beril’in küçücük iyiliği, yıllardır kapalı duran bir kutuyu açmıştı. O kutu eski bir notu ortaya çıkarmıştı. O not bir anahtarı buldurmuştu. Anahtar bir çantaya ulaşmıştı. Çanta unutulmuş bir dosyayı yeniden açmıştı. Ve bütün bunlar bir annenin yirmi sekiz yıldır beklediği oğlunu evine geri getirmişti. Akşam eve dönerken Beril arabanın arka koltuğunda sessizce oturuyordu. Bir süre sonra bana sordu: “Anne, ben gerçekten bütün bunları mı yaptım?” Dikiz aynasından ona baktım. “Hayır,” dedim. Şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Gülümsedim. “Sen sadece doğru olduğunu düşündüğün şeyi yaptın. Gerisini iyilik tamamladı.” Beril bir süre camdan dışarı baktı. Ertesi hafta Safiye Teyze emekli oldu. Okul yönetimi onun için küçük bir veda töreni düzenledi. Törene Umut da geldi. Annesinin elini bir an olsun bırakmadı. Gitmeden önce Beril’e küçük bir kutu verdi. İçinde yeni bir gözlük kabı vardı. Üzerinde küçük harflerle tek bir cümle yazıyordu: “Bazı insanlar dünyayı değiştirmek için büyük şeyler yapmaz. Sadece birinin ihtiyacını fark eder.” Beril o kutuyu yıllarca sakladı. Ben de o günden sonra ona verdiğim harçlıkların nereye gittiğini hiç sormadım. Çünkü bazen çocuklarımızın yaptığı küçücük şeylerin nereye varacağını biz yetişkinler bile bilemeyiz. Bir ekmek paylaşılır. Bir yaşlının poşeti taşınır. Bir yabancıya kapı tutulur. Ya da kırık bir gözlüğün yerine yenisi alınır. Bize önemsiz görünen bir iyilik, başka bir insanın hayatında yıllardır kapalı duran bir kapının anahtarı olabilir. Ve o gün kızım bana hayatım boyunca unutamayacağım bir şey öğretti: İyiliğin ne kadar büyük olduğunu, onu yaparken değil; ulaştığı yeri gördüğümüzde anlarız.
Benzer Galeriler
-
5 Yaşındaki Kızını Polise Şikâyet Eden Vicdansız Ailenin Sonu: Yıllarca Taşıdığı Yükten Kurtulan Bir Annenin Büyük Adaleti!
-
KOCAMI TOPRAĞA VERDİKTEN SONRA OĞLUM BENİ ŞEHRİN DIŞINDA ISSIZ BİR YOLA GÖTÜRDÜ VE, “BURADA İNECEKSİN. EV DE ŞİRKET DE ARTIK BENİM,” DEDİ.
-
Babam, tam 43 yıl boyunca annemin bütün maaşını aldı. Annem sonunda parasını geri istediğinde ise masanın üzerine kalın bir dosya bırakıp, “Bunu açtığında bana bir daha asla eskisi gibi bakamayacaksın,” dedi.
-
10 YAŞINDAKİ KIZIM, BİRİKTİRDİĞİ HARÇLIKLARLA OKULDAKİ YAŞLI HİZMETLİYE YENİ BİR GÖZLÜK ALDI — ERTESİ GÜN OKUL MÜDÜRÜ BENİ ARAYIP, “HANIMEFENDİ, BİR POLİS MEMURU KIZINIZI ARIYOR,” DEDİ.
-
ŞİRKET MÜDÜRÜ BENİ HERKESİN ÖNÜNDE KOVDU.
-
15 YILDIR KAYIPTI… TA Kİ ERKEK KARDEŞİ, ONUN İÇ ÇAMAŞIRINI DEDESİNİN YATAĞININ ALTINDA SAKLANMIŞ HALDE BULANA KADAR…


