Ana Sayfa 4.11.2026

Eşim vefat ettikten sonra üç çocuğumu tek tek aradım ve onlara her şeyimi kaybettiğimi, kalacak bir yere ihtiyacım olduğunu söyledim

1 / 2

Murat sonunda telefonunu cebine koydu.

“Anne, artık konuya gelebilir miyiz?

Saat yedi için restoranda rezervasyonum var.”

Ona baktım.

Üç ay önce, eşimi kaybettikten sonra kalacak yerim olmadığını söylediğimde de aynı sabırsız ses tonuyla konuşmuştu.

O gün bana bir oda bile ayıramamıştı.

Şimdi ise babasının mirasından pay almak için karşıma oturuyordu.

“Elbette oğlum.

Konuya gelelim.”

Önümdeki beyaz zarfı Murat’a doğru ittim.

Murat zarfı hemen açtı.

İçinden iki sayfalık bir mektup çıktı.

İlk satırı okurken kaşlarını çattı.

Sonra yüzündeki ifade değişti.

“Bu da ne?”

“Devam et.

Babanın sana söylemek istediği şeyler var.”

Murat boğazını temizledi ve okumaya başladı.

“Sevgili oğlum Murat…”

Kemal’in el yazısını görünce bir an durdu.

“Hayatın boyunca başarılı olmanı istedim.

Sana iyi bir eğitim verdim.

Kendi ayaklarının üzerinde durman için elimden geleni yaptım.

Beş yatak odalı bir evin, iyi bir işin ve güzel bir ailen var.

Seninle gurur duymak istedim.”

Murat hafifçe başını salladı.

Sonraki cümleyi okuduğunda yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Fakat annenin başı sıkıştığında ona ayıracak bir odan olmadığını söyledin.

Umarım bir gün, bir insanın gerçek zenginliğinin evinin büyüklüğüyle ölçülmediğini anlarsın.”

Masada sessizlik oluştu.

Murat mektubu katladı.

“Babamın ölümünden sonra bunları konuşmanın ne anlamı var?

Hepimiz hata yapabiliriz.”

Hiçbir şey söylemedim.

Sadece ikinci zarfı Selin’e uzattım.

Selin zarfı açtı.

Mektubu okurken gözleri birkaç kez bana kaydı.

“Sevgili kızım Selin…”

Babası ona da sevgisini anlatmıştı.

Torunlarını ne kadar sevdiğini yazmıştı.

Sonra şu cümle geliyordu:

“Annenin bütün birikimlerini kaybettiğini duyduğunda ona ne kadar parası kaldığını sordun.

Cevabını duyunca ağlamayı bıraktın.

Belki de o gün, annenin parasını değil, anneliğini kaybettiğini fark etmeliydin.”

Selin’in yanakları kızardı.

“Anne, bu haksızlık!

Babam benim ne yaşadığımı bilmiyordu.

Benim de çocuklarım var.

Sorumluluklarım var.”

“Elbette var kızım.”

“Üstelik sana huzurevlerini araştırmanı söyledim.

Kötü bir şey mi yaptım?”

Başımı salladım.

“Hayır.

Ama annenin yaşayacak yeri olmadığında ona bir oda teklif etmek de mümkündü.”

Selin cevap veremedi.

Murat sandalyesinde huzursuzca kıpırdandı.

“İyi de Can’ın zarfında ne var?

Neden hepimiz burada oturup hesap veriyoruz?”

Can o ana kadar tek kelime etmemişti.

Ellerini masanın altında birleştirmiş, önündeki kırmızı mühürlü zarfa bakıyordu.

Oğlumun yüzünde heyecan yoktu.

Sanki kendisine bir şey verileceğini değil, babasının son sözlerini duymaktan korktuğunu düşünüyordu.

“Canım,” dedim.

“Babanın sana özel bir isteği vardı.”

Can başını kaldırdı.

“Anne, ben hiçbir şey istemiyorum.

Babamın hatırası bana yeter.”

Gözlerim doldu.

“İşte tam da bu yüzden bu zarf senin.”

Kırmızı balmumu mührü dikkatlice kırdı.

İçinden bir mektup, noter onaylı bir belge ve küçük bir banka dosyası çıktı.

Can önce mektubu açtı.

Kemal’in ilk cümlesini okudu.

“Canım oğlum…”

Sesi titredi.

Bir an durdu.

Sonra okumaya devam etti.

“Senin bize verebileceğin çok az şey olduğunu düşündüğün günlerde bile bize en değerli şeyini verdin.

Zamanını, sevgini ve evini.

İnsanların çoğu zengin olduklarında kapılarını kapatır.

Senin ise kapın hiçbir zaman kapanmadı.”

Can’ın gözlerinden yaşlar süzüldü.

Elif elini omzuna koydu.

Murat sabırsızlandı.

“Tamam, çok güzel.

Duygusal bir mektup.

Peki, maddi olarak ne var?”

Can dosyadaki ilk belgeyi çıkardı.

Banka hesap dökümüydü.

Ardından şirket satışına ilişkin evraklar geldi.

Murat belgeyi Can’ın elinden aldı.

Rakamı görünce gözlerini kıstı.

“Üç milyon sekiz yüz bin dolar mı?”

Selin neredeyse sandalyesinden kalktı.

“Ne?”

Murat belgeyi tekrar inceledi.

“Bu para nereden geldi?”

İlk kez o akşam gülümsedim.

“Babanızın nakliye şirketini satmasından.”

“Ne zaman?”

“İki yıl önce.

Hastalanmadan önce.”

Murat’ın yüzü bembeyaz oldu.

“İki yıl önce mi?

Biz neden bilmiyoruz?”

“Kemal böyle istedi.”

“Yani bütün bu zaman boyunca milyonlarınız vardı ve bize söylemediniz mi?”

Ona dikkatle baktım.

“İlginç.

Üç ay önce annenin yaşayacak bir yeri olmadığını düşündüğünde bu paranın nerede olduğunu hiç merak etmemiştin.”

Murat yumruğunu masaya vurdu.

“Bu başka bir konu!”

“Hayır oğlum.

Tam olarak aynı konu.”

Selin belgeyi elimden aldı.

“Anne, peki para nerede?

Miras nasıl bölünecek?”

İşte beklediğim soru buydu.

Çantamdan bir başka dosya çıkardım.

“Üç milyon sekiz yüz bin dolar, babanızın satıştan elde ettiği ve yatırım hesaplarında tuttuğu servetti.

Ayrıca bir miktar faiz ve yatırım geliri de var.

Hiçbir zaman çocuklarımdan saklamak için değil, onları paranın değiştirmesini istemediğimiz için sessiz kaldık.”

Murat hemen öne eğildi.

“Demek hepimizin hakkı var.”

“Yasal mirasçılık meselesini avukatımız zaten düzenledi.

Ama babanızın vasiyetinde özellikle belirtilmiş bir husus var.”

Can’ın önündeki belgeyi işaret ettim.

“Bu evrak, babanızın son isteğini açıklıyor.”

Can belgeyi bana uzattı.

Okumaya başladım.

Kemal, üç çocuğunun geleceğini düşünmüştü.

Murat ve Selin için belirlediği miras paylarını, Can için hazırladığı ayrı düzenlemeyi ve benim hayatım boyunca güvence altında olmamı sağlayacak finansal planı tek tek yazmıştı.

Fakat mektubun son paragrafı hepsinden önemliydi.

“Fatma, çocuklarımızın her birine eşit sevgi verdik.

Fakat sevgiyi hak etmekle mirası hak etmek aynı şey değildir.

Can’a vereceğimiz özel desteğin sebebi diğerlerinden daha çok sevdiğimiz için değil.

Bizi hiçbir karşılık beklemeden sevdiği içindir.”

Murat ayağa kalktı.

“Bu kabul edilemez!

Babam Can’a ayrıcalık tanımış!”

Selin’in gözleri dolmuştu.

“Anne, biz de onun çocuklarıyız!”

“Elbette.

Hiçbir zaman aksini söylemedim.”

Murat sesini yükseltti.

“Bu paranın nasıl yönetileceğini konuşmamız gerekiyor.

Ben finans işlerinden anlarım.

Bir yatırım şirketim var.

Hepimiz için en doğru kararı verebiliriz.”

Ona baktım.

“Üç ay önce annenin başını sokacak bir yeri olmadığını söylediğimde bana üç internet bağlantısı göndermiştin.

Şimdi ise paramı yönetmek istiyorsun.”

“Anne, geçmişi kurcalamanın anlamı yok!”

“Ben geçmişi kurcalamıyorum Murat.

Senin unuttuğun şeyleri hatırlıyorum.”

Selin gözyaşlarını sildi.

“Ben de anneme yardım etmek istedim.

Sadece nasıl yapacağımı bilemedim.”

Can ilk kez konuştu.

“Abla, annem senden para istemedi.

Sadece yanında kalmak istedi.”

Selin başını çevirdi.

“Sen karışma Can!”

Can’ın yüzünde en ufak bir öfke yoktu.

“Ben zaten hiçbir şeye karışmıyorum.

Annem üç aydır bizim evimizde.

Bir kez bile onun yüzünden rahatımızın bozulduğunu düşünmedik.”

Elif sessizce masaya bir bardak çay bıraktı.

O an Murat’ın pahalı paltosundan, Selin’in markalı çantasından ve Can’ın yağ lekeli ellerinden daha fazlasını gördüm.

Üç farklı insan.

Üç farklı tercih.

Ve aynı anne babanın yetiştirdiği üç çocuk.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |