Ana Sayfa 17.10.2026

“Nehrin suları evimi alıp götürdü, siz de yalnız yaşıyorsunuz. Bu gece burada kalmamıza izin verin,” diye yalvardım yaşlı adama. Kucağımda bebeğim, çamura bulanmış sekiz yaşındaki oğlum ise yanımdaydı.

1 / 2

BÖLÜM 1
— Nehrin suları evimi alıp götürdü, beyim.
Siz de tek başınıza yaşıyorsunuz.

Bırakın, hiç değilse bu gece burada kalalım.

Size yük olmayacağımıza söz veriyorum.

O sözleri söylerken sesimin nasıl titrediğini hâlâ hatırlıyorum.
Bir yaşındaki kızım Minik Yıldız’ı göğsüme bastırmıştım.

Sekiz yaşındaki oğlum Mehmet ise çamura bulanmış eteğimin arkasına saklanmıştı.

Karşımızda, yetmiş sekiz yaşındaki Ahmet Bey duruyordu.
Ellerini ahşap yürütecine dayamıştı.

Evi, Karadeniz kıyısındaki küçük bir kasabanın yakınlarında, tepenin üzerine kurulmuştu.

Az önce taşan nehir, önüne çıkan her şeyi yerle bir etmişti.

— Peki, sana yalnız yaşadığımı kim söyledi? diye sordu kuşkuyla.

Kapının yanındaki boş sallanan sandalyeye, duvarın dibinde duran çizmelere ve pencere kenarında kurumaya bırakılmış kahve fincanına baktım.

— Kimse söylemedi beyim.
Ama yalnızlığın ne olduğunu bilirim.

Çünkü ben de onunla yaşıyorum.

Gri gözlerini gözlerime dikti.

— Mahallenizdeki caminin yardım merkezine gidin.
Selden etkilenenleri orada kabul ediyorlar.

— Gittim beyim.
Ama içerisi tıklım tıklım.

Bazı aileler avluda, battaniyelerin üzerinde yatıyor.

Minik Yıldız’ı göğsüme daha sıkı bastırdım.
Saatlerdir huzursuzdu.

Mehmet ise sabahtan beri ağzına tek lokma koymamıştı.

— Sizden para istemiyorum, diye devam ettim.
Yemek yapmayı, inek sağmayı, toprağı ekip biçmeyi ve temizlik yapmayı bilirim.

Karnımızı doyurmak için çalışırım.

Çocuklarıma başımızı sokacak bir çatı yeter.

Ahmet Bey başını çevirip nehre baktı.

— Benim bazı alışkanlıklarım var.
Eşyalarımın yerinin değiştirilmesinden hoşlanmam.

Gürültüye de tahammülüm yoktur.

— Mehmet uslu bir çocuktur, beyim.

Oğlum hemen başını salladı.

Yaşlı adam onu birkaç saniye boyunca sessizce süzdü.
Sonra yürütecini düzeltti ve evin içini işaret etti.

— Arka tarafta bir oda var.
Toz içindedir.

Bu gece orada kalabilirsiniz.

Ama yarın sabah erkenden gideceksiniz.

Bacaklarımın bağı çözülür gibi oldu.

— Allah sizden razı olsun.

— Allah’ı bu işe karıştırmayın hanım.
O’nunla benim aramda kapanmamış hesaplar var.

İçeri girdik ve hiçbir şeye dokunmamaya özen gösterdik.

Oda eskiydi.
İçeride ahşap bir yatak, koyu renkli bir gardırop ve üzeri tozla kaplanmış bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta, uzun örgülü saçları ve mahcup gülümsemesiyle genç bir kadın görünüyordu.

Fotoğrafın altına bir isim yazılmıştı: Emine.

Çocuklarımı yatırdım.
İkisi de uykuya daldığında sessizce ağladım.

Küçük evimizi hatırladım.

Kocam Yusuf, o evi kendi elleriyle yapmıştı.

İki yıl önce aynı nehir onu da benden alıp götürmüştü.

Önce sevdiğim adamı kaybetmiştim.
Şimdi de onun hatıralarını saklayan duvarlarımızı yitirmiştim.

Ertesi sabah gün ağarmadan kalktım.
Mutfağın bakımsız olduğunu görünce işe koyuldum.

Ocağı yaktım, bulaşıkları yıkadım ve kahvaltı hazırladım.

Çay demledim, yumurta pişirdim, bir de sıcacık bazlama yaptım.

Ahmet Bey mutfağa girdiğinde olduğu yerde durakaldı.

— Mutfağıma dokunmana kim izin verdi? diye sordu sertçe.

Başımı öne eğdim.

— Affedin beni.
Size çalışarak teşekkür etmek istedim.

Hiçbir şey söylemeden masaya oturdu.
Yumurtadan bir lokma aldı, çayından bir yudum içti ve sessizliğini korudu.

Sonunda kısık bir sesle mırıldandı:

— Emine de çayı böyle demli yapardı.

Ardından başını kaldırıp bana baktı.

— Gece kaldığınız o oda…
Karımın odasıydı.

Tam otuz yıldır o kapıyı açmamıştım….

BÖLÜM 2
Elimdeki temizlik bezini tutarak öylece kalakaldım.

— Bilmiyordum, Ahmet Bey.

İsterseniz başka bir odayı temizleyeyim, çocuklarla oraya geçeriz.

— Ben öyle bir şey söylemedim.

Koridora doğru baktı.

Mehmet, tahta bir kaşıkla Minik Yıldız’ı eğlendirmeye çalışıyordu.

— Emine çocuk sahibi olmayı çok isterdi.

Ama nasip olmadı.

O aramızdan ayrılınca odayı kapattım.

İçeri her girdiğimde bomboş olduğunu görmek artık dayanılmaz geliyordu.

Ne diyeceğimi bilemedim.

Yaşlı adam fincanını masaya bıraktı.

— Ahırın temizlenmesi gerekiyor.

Gerçekten çalışmayı biliyorsan samanlığın arkasında bir kürek var.

Böylece o evdeki yeni hayatımız başladı.

Sonraki günlerde ineği sağdım, tavuklarla ilgilendim, yemek yaptım ve Ahmet Bey’in yıllardır dolaplarda biriktirdiği giysileri onardım.

Mehmet ise yavaş yavaş bahçede ona eşlik etmeye başladı.

Bir sabah, yaşlı adamın oğlumu yanlış bitkiyi kopardığı için azarladığını duydum.

— Onu değil, evladım!

O bir yıldız çiçeği.

Yabani ot şurada, kökün dibinde.

— Öyleyse bana öğret, dedeciğim.

Ardından gelen sessizlik beni kapıya yöneltti.

Ahmet Bey’in gözleri dolmuştu.

— Ben daha senin deden değilim, ufaklık.

— Ama olabilirsin, diye karşılık verdi Mehmet.

Yaşlı adam yüzünü saklamak istercesine saksılarına döndü.

O öğleden sonra onu ilk kez gülerken duydum.

İki hafta geçti.

Minik Yıldız, Ahmet Bey’i her gördüğünde kollarını ona doğru uzatmaya başladı.

Sonunda yaşlı adam da onu kucağına almayı öğrendi.

Artık sallanan sandalyesinde otururken bebeği dizlerinde tutuyordu.

Ben de hayatımızı yeniden kurabileceğimize inanmaya başlamıştım.

Derken bir gün, yeğeni Murat çıkageldi.

Murat, Ahmet Bey’in küçük erkek kardeşinin oğluydu.

Bakımlı bir ata binmişti.

Pırıl pırıl çizmeleri vardı.

Atından iner inmez gözlerini bütün arazi üzerinde gezdirdi.

— Amca, ne zamandan beri tanımadığın insanları evine dolduruyorsun?

Ahmet Bey’in yüzü bir anda sertleşti.

— Bazı akrabalarım beni ziyaret etmeyi bıraktığından beri, dedi.

Murat küçümseyen bir bakışla bana döndü.

— Evini kaybetmiş, iki çocuklu bir dul kadın…

Ne büyük tesadüf!

Kendine toprakları olan yaşlı bir adam bulmuş.

Yüzümün öfke ve utançtan yandığını hissettim.

— Yediğimiz ekmeğin karşılığını çalışarak ödüyorum, beyefendi.

— Çıkar peşinde koşan herkes aynı şeyi söyler.

Ahmet Bey yürütecini yere sertçe vurdu.

— Yeter!

Bu kadın iki haftada benim için senin yıllardır yaptığından daha fazlasını yaptı.

Murat dudaklarını sıktı.

— Dikkatli ol amca.

Sonra seni uyarmadığımı söyleme.

Gidince başka bir yer arayabileceğimi söyledim.

— Ailenizle aranızın açılmasını istemiyorum.

Ahmet Bey elini omzuma koydu.

— İnsan yardıma ihtiyaç duyduğunda yanında kalan kişidir aile, Petronila.

Bu sözleri duyunca gözyaşlarımı tutamadım.

Fakat üç gün sonra Murat yeniden geldi.

Bu kez yanında bir avukat ve belediyeden bir görevli vardı.

Elinde yazılı bir şikâyet taşıyordu.

İddiasına göre aileye ait bazı mücevherleri ben çalmıştım.

Üstelik beni ifadeye götürmeden önce eşyalarımızın aranmasını talep ediyordu.

BÖLÜM 3
Dünyam bir kez daha başıma yıkılmış gibi hissettim.

Mehmet belime sarıldı, Minik Yıldız ise ağlamaya başladı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |