DOLAR
Alış: 49.32
Satış: 49.52
EURO
Alış: 55.47
Satış: 55.70
GBP
Alış: 65.61
Satış: 66.10
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
18.10.2026
Her Sabah Eşimin Hazırladığı Çayı İçiyordum, Ta ki Eski Bir Bakım Merkezi Dosyasında Kendi İmzamı Görene Kadar
- Kâğıdın altında kendi adımı gördüm. Fakat imza bana ait değildi. Yıllardır terzilik yaparken attığım imzayı herkesten iyi tanırdım. Adımın son harfini daima küçük bir kıvrımla bitirirdim. Buradaki imzada o kıvrım yoktu. Belgenin başlığı daha da ürkütücüydü: “Geçmiş Dönem Emanet Teslimi ve Borç Kabul Beyanı.” Metne göre yıllar önce çalıştığım bakım merkezinde Sabiha Karahan’a ait 1 milyon 200 bin lira değerindeki para ve ziynet eşyasını teslim almış, bunları geri vermediğimi kabul etmiş ve borcu ödemeyi taahhüt etmiştim. Oysa böyle bir şey yaşanmamıştı. Arkadaki ikinci sayfada üç isim vardı: Barlas Demir, Vedat Karahan ve Nejat Karahan. Barlas’a yapılacak ödemeler, benimle evlenmesi ve bu belgeyi imzalamamı sağlaması şartına bağlanmıştı. İlk iki ödemenin karşısında “Tamamlandı” yazıyordu. Son ödemenin yanında ise “Asıl imzalı belge teslim edildiğinde” ifadesi vardı. Sandalyeye çöktüm. Barlas’ın bana söylediği bütün sevgi sözcükleri kulaklarımda çınlıyordu. Bana çay hazırlayan, saçlarımı okşayan, yaş farkımızı önemsemediğini söyleyen adam, birileriyle hakkımda para anlaşması yapmıştı. Ama asıl korkum başka bir şeydi. Son aylardaki sersemliklerim, hatırlamadığım reçeteler ve imzamın taklit edildiği belge arasında bir bağlantı olabilir miydi? Hemen hüküm vermedim. Sayfaların ve zarfın fotoğraflarını çektim. Belgeleri yerlerine bıraktım. Ardından iki yıldır konuşmadığım kardeşim Nihat’ı aradım. “Nihat, beni Barlas’ın haberi olmadan evden alabilir misin?” Kardeşim bir an sustu. “Başına bir şey mi geldi abla?” “Henüz bilmiyorum. Ama burada kalmak istemiyorum.” Yarım saat sonra eşi Ferda’yla birlikte beni evin yakınındaki eczanenin önünden aldılar. Yanıma kimliğimi, telefonumu, banka kartlarımı ve birkaç kıyafetimi almıştım. Arabaya bindiğimde Ferda elimi tuttu. “Önce hastaneye gidiyoruz,” dedi. O gün acil serviste yaşadığım belirtileri ve şüphelerimi anlattım. Doktor gerekli değerlendirmeleri yaptı, bazı tetkikler istedi ve anlattıklarımı kayıt altına aldı. Kesin bir zehirlenme bulgusu saptanmadı. Bununla birlikte doktor, bazı maddelerin sonradan belirlenmesinin güç olabileceğini, tek bir muayenenin geçmişte yaşananları kesin olarak açıklamayacağını söyledi. Kimse bana kolay bir cevap vermedi. Fakat ilk kez biri yaşadıklarımı yalnızca yaşıma bağlamadan dinlemişti. Ertesi gün aile hekimimle yeniden görüştüm. Reçete kayıtlarının tarihlerini, hangi sağlık kuruluşları üzerinden oluşturulduğunu ve sistemde görünen bilgileri inceledik. Bazı kayıtlar, benim hatırlamadığım muayenelerle ilişkili görünüyordu. Durumun resmî olarak araştırılması için başvuru yaptım. Bu sırada Barlas durmadan arıyordu. Önce endişeli mesajlar gönderdi. Ardından öfkelendi. “Bana haber vermeden gitmeye hakkın yok.” Bir saat sonra başka bir mesaj geldi. “Evdeki evraklara dokundun mu?” İşte o mesaj, korkularımın boşuna olmadığını düşündürdü. Nihat’ın bulduğu bağımsız bir avukata gittim. Adı Ekin’di. Belgeleri gösterdim, mesajları okuttum, sağlık kayıtlarımı anlattım. Ekin, kâğıtların tek başına bütün iddiaları kanıtlamayacağını, fakat ciddi bir inceleme gerektirdiğini söyledi. Suç duyurusu hazırladık. Bankama şüpheli işlemler konusunda bildirimde bulundum, hesaplarımın güvenlik bilgilerini değiştirdim ve evin tapu durumunu kontrol ettirdim. Ev benim adıma kayıtlıydı. Barlas’ın herhangi bir satış yetkisi yoktu. Ancak hesabımdan üç ay önce çekilen 85 bin lirayı hatırlamıyordum. Bu işlem de incelemeye alındı. Asıl düğüm, bakım merkezinin eski çalışanlarından Gülseren Hanım’la buluştuğumuzda çözülmeye başladı. Gülseren Hanım beni görünce gözleri doldu. “Hicran, o olaydan sonra Sabiha Hanım seni çok aradı,” dedi. “Neden?” “Çünkü kaybolan parayı senin almadığını biliyordu.” Nefesimi tuttum. Gülseren Hanım, Sabiha Hanım’ın son yıllarında oğullarıyla sürekli tartıştığını anlattı. Yaşlı kadın, bazı banka işlemlerinin kendisine yeterince açıklanmadığını düşünmüş, hesaplarının incelenmesini istemişti. “Çantasının kaybolması meselesi de o tartışmalar sırasında çıkmıştı,” dedi. “Oğulları dikkatleri senden yana çevirdi.” “Peki neden?” “Bunu ancak kayıtlar açıklar. Ama Sabiha Hanım ölmeden önce önemli evrakları avukatına teslim etmişti.” Ekin aracılığıyla o döneme ilişkin belgelerin resmî incelemede değerlendirilmesini istedik. Sonraki haftalar hayatımın en yorucu dönemiydi. Barlas bir gün kapıma gelip ağladı. Nihat onu içeri almadı. Ben de yalnız görüşmeyi reddettim. “Ben seni gerçekten seviyorum!” diye bağırdı apartman boşluğunda. Kapının arkasından cevap verdim.
- “Sevgi için para aldın mı, Barlas?” Ses kesildi. Sonra yalnızca, “Her şey sandığın gibi değil,” dedi. Kapıyı açmadım. Yaklaşık iki ay sonra dosyada önemli gelişmeler yaşandı. Yetkili makamların topladığı banka kayıtları, Barlas’ın Vedat Karahan’dan farklı tarihlerde para aldığını gösteriyordu. Barlas’ın telefonundaki yazışmalar da incelemeye dâhil edilmişti. Avukatımın aktardığına göre yazışmalarda, benim güvenimi kazanmasından ve eski bakım merkezi meselesine ilişkin bir belgeye imza attırılmasından söz ediliyordu. Fakat daha büyük gerçek, Sabiha Hanım’ın eski evraklarından çıktı. Yaşlı kadın, oğullarının kendi hesaplarından yaptığı bazı para transferlerine itiraz etmişti. Ölümünden önce bir avukata başvurmuş, banka dökümlerinin saklanmasını istemişti. Vedat ile Nejat’ın yıllar önce annelerinin parasını yönetirken yaptıkları işlemler konusunda açıklama vermeleri gerekiyordu. Benim üzerime yıkılmak istenen kayıp eşya iddiasıysa bu hesapların incelenmesini engellemeye yetmemişti. Sahte borç belgesi, hem geçmişteki suçlamayı yeniden canlandırmak hem de beni maddi baskı altına almak için hazırlanmış görünüyordu. Ailenin benimle neden yeniden ilgilendiği böylece anlaşılmıştı. Annemden kalan küçük evle yıllarca biriktirdiğim tasarruflarım vardı. Barlas, benim varlıklı ve yalnız olduğumu onlara anlatmıştı. Planları, imzamı taşıyan bir borç kabul belgesiyle üzerimde baskı kurmak, ardından ödeme yapmaya zorlamaktı. Barlas’ın aldığı para da bu anlaşmanın karşılığıydı. Peki beni neden sürekli sersem hissedecek duruma gelmiştim? Bu sorunun cevabı diğerlerinden daha zordu. Sağlık kayıtlarına ilişkin incelemede, adıma oluşturulan bazı reçetelerin usulüne uygun olmadığı yönünde bulgular ortaya çıktı. Bunların nasıl düzenlendiği ve kimlerin sorumlu olduğu ayrıca araştırılıyordu. Barlas, ifadesinde bazı ilaçları benim isteğimle temin ettiğini iddia etmişti. Ben böyle bir istekte bulunmadığımı söyledim. Hazırladığı çaylara ne koyduğu ise kesin biçimde belirlenemedi. Bu yüzden ona kanıtlanmamış bir eylemi kesin olarak yükleyemezdim. Ama yaşadığım sersemlikleri bana karşı kullanmış olması başka bir gerçekti. Yazışmalarında, bazı günler evrakları okuyacak durumda olmadığımı söylediği görülüyordu. Bu bilgi bile midemi bulandırmaya yetti. Bağımsız bir uzman incelemesinde borç belgesindeki imzanın bana ait olmadığı yönünde değerlendirme yapıldı. Belgeyle ilgili adli süreç devam ederken avukatım, hakkımda gerçek bir borç bulunduğunu gösteren güvenilir bir kayıt olmadığını açıkladı. Bankadan gelen sonuç da önemliydi. Hatırlamadığım para çekme işleminin ayrıntıları incelenince işlem sırasında Barlas’ın rolüne ilişkin bulgular ortaya çıktı. Bankanın sorumluluğu ve paranın geri alınması için ayrı hukuki girişimler başlattık. Her şey bir gecede çözülmedi. Aylarca ifade verdim, görüşmelere katıldım, belgeler topladım. Bazen uykusuz kaldım. Bazen evliliğimin güzel olduğunu sandığım günleri düşünüp ağladım. Ama geri dönmedim. Boşanma davası açtım. Birlikte yaşadığımız eve tek başıma dönmek yerine, güvenlik konusundaki başvurularımı avukatımla değerlendirdim. Kişisel eşyalarımı da gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra aldım. Barlas’ın bütün yaptıklarını kabul ettiği büyük bir yüzleşme hiç yaşanmadı. Bazı soruların cevabı mahkeme dosyalarında kaldı. Ancak gerçek hayatın her zaman kusursuz bir itirafla sonlanmadığını öğrenmiştim. Bir yılın sonunda boşanmamız kesinleşti. Ceza soruşturmaları ve bazı mali talepler için süreç sürüyordu. Yine de hayatımın geri kalanını o dosyaların sonucuna bağlamamaya karar verdim. Eski evime döndüm. Perdeleri değiştirdim, mutfağı yeniden düzenledim. Barlas’ın aldığını söylediği pahalı eşyaların hiçbirini özlemiyordum. En çok dikiş makinemi özlemiştim. Emeklilikten sonra bir kenara kaldırdığım makineyi salonun aydınlık köşesine yerleştirdim. Mahalledeki kadınlara küçük onarım işleri yapmaya başladım. Sonra belediyenin kadın dayanışma merkezinde gönüllü olarak dikiş dersleri verdim. İlk ders günü karşıma oturan genç bir kadın, kumaşı yanlış kesince utanıp başını eğdi. “Elimden hiçbir iş gelmiyor galiba,” dedi. Gülümsedim. “Bir yanlış kesim yüzünden bütün kumaşı çöpe atmayız,” dedim. “Önce neyi kurtarabileceğimize bakarız.” O cümleyi söylerken kendimi düşündüm. Altmış yaşında âşık olduğum için utanmam gerekmiyordu. Yanlış olan, birinin sevgime güvenip bunu kendi çıkarı için kullanmasıydı. Nihat’la aramızdaki kırgınlık da zamanla iyileşti. Bir akşam birlikte yemek yerken ona geçmişte söylediklerim için özür diledim. Kardeşim başını salladı. “Ben seni korumak isterken seni dinlememişim abla,” dedi. “Bir daha senin yerine karar vermeyeceğim.” Elini tuttum. İlk kez gerçekten anlaşılmış hissettim. Artık sabahları çayımı kendim hazırlıyorum. Bazen balkonda içiyor, bazen dikiş makinemin yanına bırakıyorum. Fincanın başında otururken yaşımı düşünmüyorum. Hayatımın kaç yılının geçtiğini de hesaplamıyorum. Çünkü öğrendiğim en önemli şey şu oldu: İnsan altmışında da kandırılabilir, sekseninde de yeniden başlayabilir. Güvenmek ayıp değildir; fakat insanın kendine duyduğu güveni başkasının ellerine bırakması tehlikelidir. Ben evliliğimi kaybettim, ama kendi sesimi yeniden buldum. Ve hayatımın geri kalanında artık hiç kimsenin bana, neyi hatırladığımı, neyi hissettiğimi veya neye inanacağımı söylemesine izin vermeyeceğim.
Benzer Galeriler
-
Parti içerisindeki dengelerin yeniden tartışıldığı bir dönem
-
İyi Parti Lideri Özgür Özel
-
Kayınvalidemin ‘Size Hiçbir Şey Yok’ Dediği O Harabe Konak, Tüm Ailenin Kirli Sırrını Ortaya Çıkardı!
-
Babam, büyükannemin tasarruf defterini mezarına attı ve hiçbir değeri olmadığını söyledi.
-
Kadın, yorgunluktan çökmüş yüzünü kaldırdı ama gözlerinde, adamın hastanedeki en kötü gecelerden hatırladığı o aynı dinginlik duruyordu.
-
Her Sabah Eşimin Hazırladığı Çayı İçiyordum, Ta ki Eski Bir Bakım Merkezi Dosyasında Kendi İmzamı Görene Kadar


