DOLAR
Alış: 48.71
Satış: 48.91
EURO
Alış: 55.61
Satış: 55.83
GBP
Alış: 64.65
Satış: 65.14
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
23.09.2026
İKİZ KIZLARIMDAN BİRİNİ KAYBETTİKTEN SONRA KOCAM BENİ TERK ETTİ — AMA DİĞER KIZIMIN 18. DOĞUM GÜNÜNDE BABAM YANIMA GELİP, “KOCAN BANA, BUGÜNE KADAR SANA HİÇBİR ŞEY ANLATMAYACAĞIMA YEMİN ETTİRDİ,” DEDİ.
- Kutunun en altında, Ekin’in öldüğü söylenen tarihten tam üç ay sonra çekilmiş bir fotoğraf vardı. Fotoğraftaki küçük kız kameraya gülümsüyordu. Ve yüzü, kaybettiğimi sandığım kızımın yüzüydü. Fotoğrafı elimde öyle sıkı tutuyordum ki parmaklarımın titrediğini bile fark etmiyordum. Ekin’in saçları omuzlarına kadar uzamıştı. Üzerinde daha önce hiç görmediğim bir hırka vardı. Arkasında ise beyaz duvarlı, küçük bir bahçeye açılan pencere görünüyordu. Fotoğrafın köşesinde bir tarih vardı. Yanlış görmüş olmayı diledim. Tekrar baktım. Hayır. Ekin’in cenazesinden tam doksan iki gün sonraydı. Babamın yüzüne döndüm. “Bu ne?” Sesim bana ait değilmiş gibi çıkmıştı. Babam dudaklarını birbirine bastırdı. “Önce mektubu oku.” Masadaki zarfı aldım. Üzerinde Cemal’in el yazısıyla yalnızca benim adım vardı. Zarfı yırtarken içimde on üç yıldır susturduğum her şey yeniden ayağa kalkıyordu. Cemal’e duyduğum öfke, Ekin’in mezarının başında geçirdiğim geceler, Nisan’ın çocukken “Babam neden gelmiyor?” diye sorduğu anlar… Mektubu açtım. İlk cümleyi okuyunca nefesim kesildi. “Eğer bunu okuyorsan Nisan artık on sekiz yaşında ve sana verdiğim söz sona ermiş demektir.” Devamında yazılanlar hayatım boyunca öğrendiğim bütün gerçekleri paramparça etti. Ekin o gün hastanede ölmemişti. Gerçek bundan çok daha karmaşıktı. Ekin ve Nisan doğduğunda doktorların bize söylemediği genetik bir durumdan söz ediliyordu. İkizlerin hastane kayıtlarında doğumdan hemen sonra yapılan bazı testler karışmıştı. Beş yıl sonra Ekin hastalandığında yapılan ayrıntılı incelemede, kızların biyolojik olarak Cemal’in çocukları olmadığı ortaya çıkmıştı. Ama asıl korkunç olan bu değildi. Cemal mektubunda, hastanedeki eski kayıtların incelenmesiyle doğum sırasında iki bebeğin başka bir ailenin çocuklarıyla karıştırılmış olabileceğinin anlaşıldığını yazmıştı. Başımı kaldırıp babama baktım. “Bu saçmalık.” Babam ağlamaya başladı. “Keşke öyle olsaydı.” Mektuba geri döndüm. Ekin’in ani hastalığı sırasında doktorlar onun acil ve özel bir tedaviye ihtiyacı olduğunu söylemişlerdi. Fakat tedaviye başlanmadan önce biyolojik ailesinin tıbbi geçmişine ulaşılması gerekiyordu. Hastanenin araştırması sonunda başka şehirde yaşayan bir aileye ulaşılmıştı. Cemal o aileyle gizlice görüşmüş. Ekin’in biyolojik annesi yıllar önce aynı genetik hastalıktan bir çocuğunu kaybetmişti. Bu yüzden tedavi için gerekli bilgileri verebilmişti
- Ve Ekin kurtulmuştu. Sandalyeden kalktım. “Hayır.” Babam sessizdi. “Hayır! Madem kurtuldu, neden bana öldü dediler?” Babam o anda yüzünü ellerinin arasına aldı. Çünkü gerçek, mektubun sonraki sayfasındaydı. Ekin’in tedavisi sırasında hastanedeki dosya karışıklığını gizlemek isteyen bazı yöneticiler büyük bir hata yapmıştı. İlk ölüm bildirimi yanlış düzenlenmiş, ardından olay hukuki bir soruşturmaya dönüşmüştü. Cemal, Ekin’i başka bir merkeze sevk ettirmişti. Ama o süreçte Ekin’in biyolojik ailesi ortaya çıkmıştı. Mahkeme başlamıştı. Velayet tartışması çıkmıştı. Ve Cemal korkunç bir karar vermişti. Beni koruduğunu düşünerek bana gerçeği söylememişti. Mektupta şöyle yazıyordu: “Sana Ekin’in yaşadığını söyleseydim onu görmek için dünyayı yakardın. Ama o sırada mahkeme, çocukların kimliğini bile gizli tutuyordu. Ekin’in biyolojik ailesi onu geri istiyordu. Seni bir kez daha kaybetmekten korktum. Bu yüzden hayatımın en büyük korkaklığını yaptım.” Cemal evi terk ettikten sonra aslında Ekin’in peşinden gitmişti. Aylarca süren dava boyunca yanında kalmıştı. Sonunda mahkeme, Ekin’in biyolojik ailesiyle yaşamasına karar vermişti. Cemal ise onu yalnız bırakmamıştı. Yıllarca başka şehirde, uzaktan da olsa hayatının içinde kalmıştı. “Peki neden geri dönmedi?” diye bağırdım. Babam gözlerini kaldırdı. “Çünkü sana dönmeye yüzü yoktu.” “Sen biliyordun.” Bu iki kelime mutfağın içinde asılı kaldı. Babam başını eğdi. “Evet.” Öfkem bir anda ona yöneldi. “On üç yıl boyunca kızımın öldüğünü düşünmeme izin verdin.” “Cemal bana her şeyi anlattığında Ekin çoktan yeni ailesinin yanındaydı. Dava gizlilik kararıyla kapanmıştı. Sana söylersem işleri daha da kötüleştireceğinden korktum.” “Ben onun annesiydim!” “Biliyorum.” Babamın sesi kırıldı. “Ve hayatım boyunca bunun yükünü taşıdım.” Kutunun içinde başka belgeler de vardı. Yıllar boyunca çekilmiş Ekin fotoğrafları… İlk okul günü. Bir doğum günü pastası. Mezuniyet töreni. Son fotoğraf ise yalnızca birkaç ay öncesine aitti. Ekin artık genç bir kadındı. Nisan’ın yüzünün neredeyse aynısıydı. Fotoğrafın arkasında bir adres vardı. Altında tek cümle: “Hazır olduğunda burada olacağım.” Ertesi sabah Nisan’a her şeyi anlattım. Saatlerce konuşmadı. Fotoğraflara tek tek baktı. Sonra ağlamaya başladı. “Yani benim bir kardeşim var.” “Sana hâlâ kardeşin olduğunu söylemek daha doğru.” İki gün sonra arabaya bindik. Adres, İstanbul’un dışında sakin bir sahil kasabasındaydı. Yol boyunca ne Nisan konuştu ne ben. Kapının önüne geldiğimizde kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. Zile bastım. Kapıyı orta yaşlı bir kadın açtı. Beni görür görmez kim olduğumu anladı. Gözleri doldu. “Sen Nisan’ın annesisin.” Cevap veremedim. Kadın arkasını döndü. “Ekin!” O adı duyduğum anda yıllardır içimde kapalı duran bir kapı kırıldı. Koridorun sonunda genç bir kız belirdi. Nisan yanımda nefesini tuttu. Ekin bize baktı. Önce bana. Sonra Nisan’a. Gözlerinden yaşlar süzüldü. “Sen gerçekten geldin.” Bacaklarım beni taşımadı. Ekin koşarak bana sarıldı. On üç yıl boyunca zihnimde beş yaşında kalan kızım artık benden neredeyse uzundu. Saçlarının kokusunu içime çektim. Onu bırakmaya korkuyordum. Sonra Nisan yaklaştı. İki kız birbirlerine uzun süre baktılar. Ekin titreyen bir sesle: “Doğum günün kutlu olsun,” dedi. Nisan ağlayarak güldü. “Seninkileri kaçırdığım için özür dilerim.” İkisi birbirine sarıldığında hayatımda ilk kez hem kalbimin kırıldığını hem de aynı anda iyileştiğini hissettim. Ama bir kişi eksikti. “Cemal nerede?” diye sordum. Ekin’in yüzü değişti. Sessizce oturma odasına geçti ve bir çekmeceden başka bir zarf getirdi. “Babam bunu sana bırakmıştı.” “Babam mı?” Ekin başını salladı. “Ben ona hep baba dedim.” Ellerim yeniden titremeye başladı. “Peki nerede?” Ekin’in gözleri doldu. “Geçen yıl kalp krizinden öldü.” O an içimde yıllarca büyüttüğüm bütün öfke yönünü kaybetti. Cemal’e hesap sormak istemiştim. Ona bağırmak, neden hayatımı mahvettiğini sormak istemiştim. Artık hiçbirini yapamayacaktım. Mektubunu açtım. Uzun değildi. “Beni affetmeni istemiyorum. Çünkü bazı kararların affedilecek tarafı yoktur. Seni koruduğumu sandım ama senden seçim hakkını aldım. Bunun bedelini her gün ödedim. Ekin’i hiçbir zaman senden koparmak istemedim. Sadece onu kaybetmekten korktum. Eğer bir gün yeniden karşılaşırsanız, ona benim yüzümden kaybettiğiniz yılları değil, önünüzde kalan yılları hatırlat. Çünkü geçmişi düzeltemedim ama umarım geleceğinizi tamamen yok etmemişimdir.” Mektubu bitirdiğimde ağlıyordum. Cemal’in yaptığı şeyi doğru bulmuyordum. Babamın susmasını da. On üç yılım geri gelmeyecekti. Ekin’in ilk okul gününü görememiştim. İlk arkadaşını, ilk başarısını, korkularını, ergenliğini, mezuniyetini kaçırmıştım. Ama önümde yaşayan bir kızım vardı. Karşımda da yıllarca öldüğüne inandığı kardeşine sarılan Nisan. O gün anladım ki affetmek, yapılanları doğru kabul etmek değildi. Bazen affetmek, geçmişin geleceğini de elinden almasına izin vermemekti. Aylar sonra Ekin ile Nisan birlikte on dokuzuncu yaş günlerini kutladılar. Masada iki pasta vardı. Babam da yanımızdaydı. Konuşmaların arasında zaman zaman sessizlik oluyordu; çünkü bazı yaralar bir kutlama masasında bile kendisini hatırlatır. Fakat o sessizlikler artık boş değildi. İçlerinde yeniden tanışmalar, kaçırılmış yılları tamamlama çabaları ve yavaş yavaş kurulan bir aile vardı. O gece kızlar mumları birlikte üflerken Ekin elimi tuttu. “Anne,” dedi. Bu kelimeyi ondan ilk kez duyuyordum. Gözlerimi kapattım. On üç yıl boyunca mezarına söylediğim bütün cümleleri düşündüm. Sonra kızımın elini sıktım. “Buradayım.” Geçmiş bize geri verilmedi. Kimse yaptıklarının bedelinden kurtulmadı. Ama hayat bazen kaybettiklerimizi aynı şekilde geri getirmez. Bazen onları bambaşka bir kapıdan, yıllar sonra yeniden karşımıza çıkarır. Ve insanın yapabileceği en doğru şey, o kapı açıldığında geçmişin hesabını unutmadan, geleceği cezalandırmamayı seçmektir.
Benzer Galeriler
-
Skandal Karar
-
Diziden ayrıldı
-
İKİZ KIZLARIMDAN BİRİNİ KAYBETTİKTEN SONRA KOCAM BENİ TERK ETTİ — AMA DİĞER KIZIMIN 18. DOĞUM GÜNÜNDE BABAM YANIMA GELİP, “KOCAN BANA, BUGÜNE KADAR SANA HİÇBİR ŞEY ANLATMAYACAĞIMA YEMİN ETTİRDİ,” DEDİ.
-
ANNEM 30 YIL BOYUNCA HER PAZAR AYNI TREN İSTASYONUNA GİTTİ — CENAZESİNDEN SONRA ÇANTASINDA BULDUĞUM BİLET, KİMİ BEKLEDİĞİNİ ORTAYA ÇIKARDI.
-
EŞİMİN ÖLÜMÜNDEN SONRA ARABASINI SATMAYA KARAR VERDİM — TORPİDOYU TEMİZLERKEN BULDUĞUM İKİNCİ RUHSATTA EŞİMİN BAŞKA BİR AİLESİNİN ADI YAZIYORDU.
-
70 YAŞINDA İLK KEZ UÇAĞA BİNDİM — YANIMDAKİ ADAM CÜZDANINDAN GENÇLİK FOTOĞRAFIMI ÇIKARINCA NEFESİM KESİLDİ.


