Ana Sayfa 16.09.2026

43 yaşında duldum köyün ağasıyla evlendim ilk geceden..

2 / 2

Fotoğraftaki kadın bendim.

En azından bana inanılmaz derecede benzeyen biriydi.

Aynı gözler.

Aynı kaşlar.

Aynı gülümseme.

Ama fotoğraf en az otuz yıllıktı.

“Bu kim?”

Rasim’in yüzü karardı.

“Ablam.”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Senin ablan mı?”

Başını salladı.

“Adı Gülizar’dı.”

Sonra fotoğrafın arkasını çevirdi.

Tarih yazıyordu.

Rasim konuşmaya devam etti.

“Gülizar on dokuz yaşındayken bu köyden kaçtı. Babam onu sevmediği biriyle evlendirmek istiyordu. O da gece yarısı ortadan kayboldu. Bir daha haber alamadık.”

“Bunun benimle ne ilgisi var?”

Rasim gözlerimin içine baktı.

“Çünkü seni ilk gördüğüm gün onun kızı olabileceğini düşündüm.”

Boğazım düğümlendi.

“Ne diyorsun sen?”

Annem bana geçmişinden neredeyse hiç bahsetmezdi.

Bildiğim kadarıyla başka bir şehirde büyümüştü. Anne ve babasını genç yaşta kaybettiğini söylerdi.

Ama annemin adı Gülizar değildi.

“Annemin adı Naciye’ydi.”

Rasim hemen sordu:

“Kimliğindeki adı mı?”

Bu soru beni susturdu.

Çünkü annemin eski belgelerini hiç görmemiştim.

Rasim kutudan ikinci bir şey çıkardı.

Bir kolye.

Onu gördüğüm anda dizlerimdeki güç çekildi.

Çünkü aynı kolyenin bir eşi benim evimdeki sandığın içinde duruyordu.

Annem ölmeden birkaç gün önce bana vermişti.

“Bunu sakla,” demişti.

Nedenini sorduğumda cevap vermemişti.

Rasim’in elindeki kolyeyi titreyen parmaklarla aldım.

İki parçalı bir madalyondu.

Benimkinde yarım ay vardı.

Onunkinde yarım güneş.

Yan yana geldiğinde tek bir şekil oluşturuyordu.

O gece yeni evlendiğim adamın karşısında sabaha kadar oturdum.

Aklımda tek bir düşünce vardı.

Ya Rasim haklıysa?

Ya annem yıllarca gerçek kimliğini benden sakladıysa?

Ertesi sabah kendi evime gittim.

Sandığı açtım.

Kolye oradaydı.

Ama altında daha önce hiç fark etmediğim ince bir tahta bölme vardı.

Onu kaldırınca küçük bir zarf buldum.

Üzerinde benim adım yazıyordu.

Neriman’a.

Ellerim titreyerek açtım.

İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.

“Eğer bunu okuyorsan, geçmiş artık seni bulmuş demektir.”

Okudukça gözlerim doldu.

Annem gerçekten Gülizar’dı.

Köyden kaçtıktan sonra adını değiştirmiş, yeni bir hayat kurmuştu.

Ama asıl şaşırtıcı olan mektubun sonundaydı.

“Rasim seni bulursa ondan korkma. O benim kardeşimdir. Yıllar boyunca seni uzaktan korumasını ondan ben istedim.”

Olduğum yere çöktüm.

Rasim benim dayımdı.

Ve biz evlenmiştik.

Mektubu elimden düşürdüm.

Hemen konağa koştum.

Rasim avluda beni bekliyordu.

Mektubu uzattığımda yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım.

Okudukça beti benzi attı.

Sonra sessizce sandalyeye oturdu.

“Bilmiyordum,” dedi.

İlk kez o güçlü adamın gözlerinde gerçek korku gördüm.

O gün evliliğimizin resmi işlemlerini durdurmak için kasabaya gittik. Düğün yapılmıştı ama resmi nikâh işlemleri henüz tamamlanmamıştı.

Hayat bazen insanı korkunç bir uçurumun kenarına kadar getirip son anda geri çekiyordu.

Ama hikâyemiz orada bitmedi.

Çünkü annemin mektubunda başka bir gerçek daha vardı.

Rasim yıllarca benim dayım olduğunu bilmeden beni korumuştu.

Pazara giderken uzaktan takip etmiş.

Kocam öldüğünde borçlarım yüzünden evime haciz gelmek üzereyken borcun bir kısmını isimsiz olarak o ödemiş.

Bahçemdeki su kuyusu çöktüğünde ustaların parasını gizlice o vermiş.

Ben yıllarca bütün bunların şans olduğunu sanmıştım.

Rasim ise karşıma çıkıp gerçeği anlatmaya cesaret edememişti.

Ta ki bana karşı hislerinin değiştiğini fark edene kadar.

O gün konağın merdivenlerinde otururken ikimiz de uzun süre konuşmadık.

Sonunda Rasim başını eğdi.

“Ben seni hayatımda tutmak istedim,” dedi. “Ama yanlış bir şekilde.”

Elimi omzuna koydum.

“Belki de hayatında olmam gerekiyordu. Sadece eşin olarak değil.”

Aylar geçti.

Köyde dedikodular bitmedi.

Ama ben artık önemsemiyordum.

Konağın yanındaki eski müştemilatı küçük bir üretim atölyesine çevirdik. Köyün yalnız yaşayan kadınları orada reçel, tarhana, erişte yapmaya başladı. Rasim ürünlerin şehre satılması için bağlantılar kurdu.

Ben de yıllar sonra ilk kez büyük bir ailenin parçası gibi hissettim.

Rasim’e hiçbir zaman kocam olarak bakmadım.

O da bana bir daha o gözle bakmadı.

Ama zamanla aramızda bundan daha sağlam bir bağ oluştu.

Bir akşam avluda çay içerken bana,

“Gülizar seni bana yıllar sonra geri getirdi,” dedi.

Gökyüzüne baktım.

Annemin yıllarca sakladığı sırrın beni nasıl bir yoldan geçirdiğini düşündüm.

Kırk üç yaşında yeniden evlenerek yeni bir hayata başlayacağımı sanmıştım.

Oysa o konakta beni bekleyen şey aşk değil, kaybettiğimi bile bilmediğim ailemdi.

Bazen insan hayatının ikinci baharını bir eşte bulacağını sanıyor.

Benim ikinci baharım ise, yıllarca eksikliğini bile fark etmediğim bir geçmişi yeniden kazanmak oldu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |