Ana Sayfa 9.09.2026

19 yaşında oldukça kilolu genç kız köyün ağasıyla evlendi ilk gecede

2 / 2

“Hayır.”

“Beni istemiyorsan şimdi söyle. Kimse sana bir şey diyemez.”

Bu sözleri ondan hiç beklemiyordum.

“Beni neden istediniz?” dedim.

Bir süre sustu.

“Çünkü seni yıllardır görüyorum.”

Şaşırdım.

“Beni mi?”

“Annen hastalandığında onun yerine tarlaya geldiğini gördüm. Komşunun yetim çocuklarına gizlice yemek götürdüğünü gördüm. Pazarda seninle dalga geçen kadına cevap vermeyip yaşlı annesinin torbalarını taşıdığını gördüm. İnsanların dış görünüşüne bakıp karar vermem.”

İlk kez biri benim kilomdan bahsetmeden beni anlatıyordu.

O gece evlenmeyi kabul ettim.

Düğün bir ay sonra yapıldı.

Köyde günlerce konuşuldu.

“Ferit Ağa daha güzelini bulamadı mı?”

“Kesin kızın ailesinin bilmediğimiz bir malı var.”

“Bunda başka iş var.”

Bunların hepsini duydum.

Ama düğün günü Ferit Ağa elimi tuttuğunda biraz olsun rahatladım.

Gece olduğunda ise korkum geri döndü.

Beni konağın üst katındaki büyük odaya götürdüler. Kadınlar şakalaşıyor, gülüyor, kulağıma utandırıcı nasihatler fısıldıyordu.

Sonunda kapı kapandı.

Odada yalnız kaldım.

Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.

Aynanın karşısında kendime baktım.

Gelinliğimi çıkarmaya bile cesaret edemiyordum.

“Ya beni görünce pişman olursa?”

Bu düşünce zihnime saplanmıştı.

Bir süre sonra kapı açıldı.

Ferit içeri girdi.

Ben yatağın kenarında donmuş gibi oturuyordum.

Kapıyı kapattı ama yanıma gelmedi.

Masanın üzerindeki sandalyeye oturdu.

“Gülşen.”

Sesim çıkmadı.

“Benden korkuyor musun?”

Başımı sallamadım ama gözlerim doldu.

Sonunda ağzımdan şu sözler döküldü:

“Beni görünce pişman olacaksınız diye korkuyorum.”

Ferit kaşlarını çattı.

“Neden?”

Ellerimi karnımın üzerinde birleştirdim.

“Çünkü herkes benimle dalga geçiyor. Ben… diğer kızlar gibi değilim.”

Ferit bir süre bana baktı.

Sonra ayağa kalktı.

Kalbim hızlandı.

Ama yanıma geldiğinde sadece yere çömelip göz hizama indi.

“Seninle evlenmeden önce nasıl göründüğünü bilmiyor muydum sanıyorsun?”

Ne diyeceğimi bilemedim.

“Ben seni saklayarak görmedim Gülşen. Olduğun gibi gördüm.”

Sonra cebinden küçük, eski bir bez kese çıkardı.

Keseyi bana uzattı.

İçinden çocukken taktığım kırmızı bir boncuk çıktı.

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

“Bu sende ne arıyor?”

Ferit derin bir nefes aldı.

“On iki yıl önce dereye düşen küçük bir çocuğu hatırlıyor musun?”

Bir anda geçmiş gözümde canlandı.

Yedi yaşındaydım. Selden sonra taşan derenin kenarında oynayan bir çocuk suya düşmüştü. Ben bağırarak köylülere haber vermiş, sonra da uzanıp çocuğun kolundan tutmaya çalışmıştım.

Çocuk kurtulmuştu ama sonrasında ailesinin başka yere taşındığını duymuştum.

Ferit elindeki boncuğa baktı.

“O çocuk benim kardeşim Eren’di.”

Şoke oldum.

“Ne?”

“O gün sen onu bırakmasaydın kardeşim ölebilirdi. Sana teşekkür etmek için eve geldiğimizde baban hiçbir şey istememişti. Sen de bana bu boncuğu vermiştin. ‘Kardeşin korkarsa bunu avucunda tutsun’ demiştin.”

Gözlerim doldu.

Bunu tamamen unutmuştum.

“Yıllar sonra seni yeniden gördüğümde hemen tanımadım,” dedi. “Ama annen bir gün adını söyleyince hatırladım.”

Sonra yüzü ciddileşti.

“Fakat sana anlatmam gereken başka bir şey daha var.”

İçime bir korku düştü.

Ferit pencereye doğru yürüdü.

“Ben seni sadece geçmişte yaptığın iyilik yüzünden seçmedim. Bu köyde yıllardır insanların güçsüz olanlara nasıl davrandığını görüyorum. Babam da böyle bir adamdı. İnsanları parasına, görünüşüne, ailesine göre ayırırdı.”

Dönüp bana baktı.

“Ben onun gibi olmak istemiyorum.”

Tam o sırada aşağıdan büyük bir gürültü duyuldu.

Ardından kapıya sertçe vuruldu.

“Ferit Ağa!”

Ferit kapıyı açtı.

Konağın çalışanlarından İsmail nefes nefeseydi.

“Ahırın arkasında yangın çıktı!”

Ferit koşarak aşağı indi.

Ben de gelinliğimle peşinden gittim.

Alevler samanlığa sıçramıştı.

Herkes kovalarla su taşıyordu.

Bir anda içeriden bir çocuk sesi duyuldu.

“Anne!”

İsmail’in altı yaşındaki oğlu içeride kalmıştı.

İnsanlar alevlerden yaklaşamıyordu.

Ferit içeri girmek istedi ama çatının bir bölümü çöktü.

O anda ahırın yan tarafındaki küçük pencereyi gördüm.

Çocukluğumdan beri iri yapılı olmam yüzünden ağır işlerde güçlüydüm. Yerdeki kalın tahtayı kaldırıp pencerenin önündeki engeli kırmaya başladım.

“Gülşen, uzak dur!” diye bağırdı Ferit.

Ama durmadım.

Tahtayı kaldırdım.

Çocuk pencerenin hemen arkasındaydı.

“Gel bana!”

Küçük çocuk uzandı.

Onu kollarımdan yakalayıp dışarı çektim.

Herkes sustu.

İsmail oğluna sarılıp ağlıyordu.

Ben ise gelinliğimin eteği is içinde, ellerim yara olmuş halde yerde oturuyordum.

Ferit yanıma geldi.

Elimi tuttu.

O gece köyde hakkımda konuşulan her şey değişmedi elbette.

İnsanlar bir gecede iyi olmaz.

Ama ertesi gün meydana çıktığımda kimse gülmedi.

Aylar sonra Ferit’le birlikte konağın eski bir bölümünü kadınların dikiş dikerek para kazanabileceği bir atölyeye çevirdik.

Ben de orada çalışmaya başladım.

Yıllarca saklanmak için kullandığım ellerim artık onlarca kadının geçimine yardımcı oluyordu.

Bir gün aynanın karşısında dururken Ferit arkamdan geldi.

“Ne düşünüyorsun?” diye sordu.

Gülümsedim.

“Eskiden aynaya baktığımda insanların gördüğü kusurları görüyordum.”

“Şimdi?”

Kendime biraz daha dikkatli baktım.

“Şimdi beni görüyorum.”

Ferit elimi tuttu.

O zaman anladım ki hayatımın ilk gecesinde değişen şey evlenmiş olmam değildi.

Asıl değişen, yıllardır başkalarının sözleriyle ölçtüğüm kendi değerimi sonunda kendi gözlerimle görmeye başlamamdı.

Çünkü insanı güzel yapan, insanların ona nasıl baktığı değil; kimse bakmıyorken nasıl bir insan olduğuydu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |