Ana Sayfa 17.08.2026

Böbreğini Verdiği Kocasının İhanetiyle Yıkılan Kadının Unutulmaz İntikamı: Yangının Arkasındaki Mühürlü Sır!

2 / 2

Zekeriyaköy’deki evine dönen Şebnem; anne babasından kalan eski fotoğrafları, kişisel evraklarını ve özel bir klinikten gelen mühürlü bir zarfı küçük bir valize koydu. Kocasının kıyafetlerine veya eşyalara hiç dokunmadı. Gece saatlerinde evden çıktı. Kısa bir süre sonra evde devasa bir yangın başladı. Alevler tüm binayı sararken Şebnem otobüse binip uzaklaştı. Ertesi gün küle dönen evin fotoğraflarını çekmeye geldiğinde, komşusu Gönül Hanım’ın dehşet dolu sorularına soğukkanlılıkla cevap verdi: “Ben her şeyimi dün hastanede kaybettim, Gönül Hanım.”

On dokuz gün sonra taburcu olan Faruk, sevgilisi Sevda ile birlikte Zekeriyaköy’deki eve gittiğinde sadece küllerle karşılaştı. Evin sigortalı olduğunu söylese de acı gerçek kısa sürede ortaya çıktı: 4 milyon dolarlık sigorta tazminatı tamamen Şebnem’in adına ödenmişti ve Şebnem bu paranın tek bir kuruşunu bile almayıp Ankara’daki bir kimsesiz çocuklar vakfına bağışlamıştı.

Neye uğradığını şaşıran ve parası tükenen Sevda, Faruk’u terk etti. Faruk, çaresizlik içinde karısının ablası Hülya’nın evine koştu. Karısının nerede olduğunu sorduğunda, Hülya’nın dudaklarından dökülen sözler Faruk’un dünyasını başına yıktı:

“Şebnem seni cezalandırmak için kaçmadı Faruk… O, Abant’taki bir bakımevinde son günlerini yaşıyor. Karın ölüyor!”Faruk, Abant’taki bakımevine ulaştığında Doktor Murat ona Şebnem’in tıbbi dosyasını uzattı. Şebnem’e nakil ameliyatından tam 11 hafta önce, Aralık ayında safra kanalı kanseri teşhisi konmuştu. Faruk dehşet içinde kaldı: Karısı öleceğini bildiği halde kendi tedavisini reddetmiş, sırf kocasının hayatını kurtaracak nakil iptal olmasın diye hastalığını doktorlardan ve kendisinden gizlemişti.

Faruk, Şebnem’in kaldığı 214 numaralı odaya girdi. Karısı yatakta oldukça zayıflamış ve sararmış bir halde yatıyordu. Faruk gözyaşları içinde, “Neden yaptın bunu? Neden hayatını kurtarmak yerine bana böbreğini verip kendini ölüme terk ettin?” diye haykırdı.

Şebnem huzurlu bir ses tonuyla cevap verdi: “Çünkü senin yaşama şansın vardı Faruk, ama benim yoktu. Tedavi olsaydım sana böbreğimi veremezdim ve sen de ölecektin.”

Faruk mahvolmuştu. “Peki ya ev? Neden yaktın yuvamızı?” dedi.

Şebnem gözlerinin içine baktı: “O odadaki telefon konuşmanı duydum Faruk. Otuz dört yıl boyunca öğretmenlik yaptım, yüzlerce çocuğa okuma öğrettim, hayatımı sana ve aileme adadım. Ama sen beni ‘evdeki değersiz bir eşya’ olarak gördün. O kadının benim yatağımda yatmasına, annemin tabaklarıyla yemek yemesine izin veremezdim. Evimi başkasına zafer ganimeti olarak bırakmadım.”

Faruk dizlerinin üzerine çöküp ağlayarak af diledi. Yıllarca karısını çantada keklik gördüğü için derin bir pişmanlık duyuyordu. Şebnem, zayıf elini uzatarak kocasını affettiğini söyledi: “Seni affediyorum Faruk. İnsan bazen karşı taraf hak ettiği için değil, kendisi bu dünyadan ayrılırken ağır yükler taşımak istemediği için affeder.”

Şebnem son anlarında kocasından tek bir şey istedi: “İlaçlarını her sabah ve akşam tam saat 08.00’de içmeyi sakın unutma. Artık senin yerine yaşayacak kimse yok.”

O gün saat 15.52’de Şebnem son nefesini verdi. Faruk, karısının soğuyan elini tutarak uzun süre ağladı.

Bir hafta sonra düzenlenen cenaze merasiminde, Şebnem’in bağış yaptığı vakıftaki gençlerin karısının sayesinde üniversiteye başladığını öğrenen Faruk, karısının ne kadar yüce gönüllü bir insan olduğunu bir kez daha anladı.

Şebnem, arkasında bıraktığı küçük notta Faruk’a sadece doktorlarının telefon numaralarını ve şu cümleyi bırakmıştı: “Gereksiz gururun yüzünden sağlık kontrollerini aksatma.”

Faruk, hayatının geri kalanında her gün saat sekizde alarmını kurup ilaçlarını aksatmadan aldı. Parmağından hiç çıkarmadığı alyansıyla, bir kadının sessiz fedakarlığının ve adaletinin canlı bir simgesi olarak yaşamına devam etti.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |