DOLAR
Alış: 46.89
Satış: 47.08
EURO
Alış: 53.44
Satış: 53.65
GBP
Alış: 62.59
Satış: 63.05
73 yaşında, ölmek üzere olan lise aşkımla evlendim çünkü bu onun son isteğiydi
- Kutunun kapağını açarken ellerim öyle titriyordu ki ahşap kutu neredeyse yere düşecekti. Avukat sessizce beni izliyor, tek kelime etmiyordu. İçinde eski bir zarf, sararmış birkaç fotoğraf, küçük bir anahtar ve kırmızı bir kadife kese vardı. Kesenin içinden altın bir yüzük çıktı. Aynı yüzüğü yıllar önce Kemal bana vermek istemişti ama kabul etmemiştim. Onu görünce gözlerim doldu. “Bu da ne?” diye fısıldadım. Avukat derin bir nefes aldı. “Sayın Aysel Hanım, Kemal Bey bana her şeyi yıllar önce anlattı. Size bunu ancak cenazeden sonra vermemi özellikle istedi.” Zarfı açtım. İçinden Kemal’in el yazısıyla yazılmış uzun bir mektup çıktı. “Sevgili Aysel… Eğer bu satırları okuyorsan artık yanında değilim. Öncelikle senden özür diliyorum. Avukatın söylediği ‘tuzak’ kelimesine kızacağını biliyorum. Ama seni kandırmak istemedim. Seni yeniden görebilmek için kaderin bana son bir şans vermesini bekledim.” Mektubu okumaya devam ettim. “Yıllar önce ayrıldığımız gün sana kızgın değildim. Aslında en çok kendime kızıyordum. Gururum yüzünden seni durduramadım. Sonra seni aramaya çalıştım. Eski adresine mektuplar gönderdim. Ama hiçbirine cevap gelmedi.” Şaşkınlıkla avukata baktım. “Ben hiçbir mektup almadım.” Avukat başını salladı. “Kemal Bey de bunu yıllar sonra öğrendi. Taşındığınız için mektuplar size hiç ulaşmamış.” İçimde yıllardır taş gibi duran pişmanlık daha da ağırlaştı. Mektupta devam ediyordu. “Hiç evlenmedim. Çünkü kalbimde senden başkasına yer olmadı. Hayatım boyunca çalıştım, birikim yaptım. Ama servetimi bırakacak kimsem olmadığını fark ettiğimde tek bir isteğim vardı: Seni son kez görmek.” Gözyaşlarım satırların üzerine damlıyordu. Sonraki sayfada beni asıl şaşırtan cümle yazıyordu. “Hastaneye yatırılmadan önce özellikle senin çalıştığın hastaneyi seçtim. Eski arkadaşlarımdan seni öğrendim. Evet… Avukatın bahsettiği tuzak buydu. Seni kandırmak için değil, kaderin bizi yeniden bulmasına yardım etmek için.” İşte avukatın neden öyle söylediğini şimdi anlamıştım. Kemal hastalığını öğrendiğinde beni aramış, çalıştığım hastaneyi bulmuş ve tedavisini özellikle oraya aldırmıştı. Devamını okurken boğazım düğümlendi. “Beni affetmeni istiyorum. Sana acıdığın için benimle evlenmeni değil, kalbinin hâlâ bana bir parça ait olup olmadığını öğrenmek istedim. Nikâh masasında gözlerinin içine baktığımda cevabı aldım. O yüzden huzur içinde gidiyorum.” Mektubun son sayfasına geçtiğimde kırmızı kesenin ne olduğunu anladım. “Anahtarın ait olduğu kasada sana bıraktığım başka bir emanet var. Umarım onu kabul edersin.” Avukat cebinden bir dosya çıkardı. “Kemal Bey bütün mal varlığını size bırakmadı.” Şaşırarak ona baktım. “Peki kime bıraktı?” “Geleceğe.” Dosyanın içinde noter belgeleri vardı. Kemal yıllar boyunca biriktirdiği para ile, yaşlı ve kimsesiz insanların ücretsiz tedavi görebileceği küçük bir vakıf kurmuştu. Vakfın yönetimini ise bana bırakmıştı
- Şaşkınlığım daha da arttı. “Neden ben?” Avukat gülümsedi. “Çünkü size her zaman güvenirdi. Bana sürekli, ‘Aysel insanlara yardım etmeyi benden daha iyi bilir.’ derdi.” Ertesi hafta bankadaki kasayı açmaya gittim. Kasadan büyük bir servet çıkmadı. Onun yerine onlarca defter vardı. Her biri farklı yıllarda tutulmuş günlüklerdi. İlk defteri açtığımda ilk sayfada şu cümle yazıyordu: “Bugün Aysel Ankara’ya gitti. Umarım bir gün geri döner.” Son defterde ise şunlar vardı: “Doktor bana altı ay ömür biçti. Korkmuyorum. Çünkü belki de sonunda Aysel’i tekrar görebileceğim.” Saatlerce o günlükleri okudum. Her doğum günümde benim için yazdığı satırlar vardı. Gazetelerde adımı aramış. Hemşire olduğumu öğrenince gurur duymuş. Evlenmediğimi duyduğu gün ise sayfaya sadece tek bir cümle yazmıştı: “Belki kader bize hâlâ borcunu ödememiştir.” Aylar sonra vakıf resmen faaliyete geçti. İlk hastamız, emekli maaşıyla ilaçlarını alamayan yaşlı bir adamdı. Ona yardım ederken Kemal’in neden bunu istediğini sonunda anladım. Sevgi sadece birlikte yaşamak değildi. Bazen senden sonra bile başkalarının hayatına dokunmaya devam etmekti. Her sabah vakfın girişindeki bronz plakete bakıyordum. Üzerinde sadece şu yazıyordu: “Kemal Yılmaz Umut Vakfı. İnsan ömrü sınırlıdır, ama iyilik sonsuza kadar yaşar.” Bir gün genç bir hemşire yanıma gelip neden her sabah o tabelenin önünde birkaç dakika sessizce durduğumu sordu. Gülümsedim. “Çünkü hayatımın en büyük aşkı bana geç de olsa mutluluğun ne olduğunu öğretti.” O akşam eve döndüğümde salondaki fotoğrafımıza baktım. Hastane odasında çekilmişti. İkimiz de yaşlanmıştık ama gözlerimizdeki umut, lise yıllarındaki kadar canlıydı. Fotoğrafın çerçevesinin arkasına küçük bir not sıkıştırdığımı fark ettim. Muhtemelen yıllar önce avukat koymuştu. Notta Kemal’in son cümlesi yazıyordu: “Sana servet bırakmadım Aysel… Sana yarım kalan ömrümüzün anlamını bıraktım. Eğer bir gün yeniden gülümsersen, işte o zaman gerçekten kazanmış olacağım.” Fotoğrafı kalbime bastım ve uzun yıllar sonra ilk kez, gözyaşlarımın arasından içten bir tebessüm ettim. Çünkü artık biliyordum; bazı aşklar birlikte yaşlanarak değil, birbirinin hayatına sonsuza dek anlam katarak ölümsüzleşiyordu.
Benzer Galeriler
-
İkizlerimizi karnımda taşırken, herkes kocamın metresini ailesinin mal varlığını kurtardığı için överken ben sessiz kaldım; günler sonra, hastanede bana boşanma belgelerini verdi, beni değersiz diye nitelendirdi ve ABD Ordusu Albayı olduğumu bilmeden çekip gitti—ta ki askeri bir refakatçi, üst düzey subaylar ve kolluk kuvvetleri eşliğinde geri dönene kadar.
-
Kızım, balayı için 25.000 doları banka hesabına aktarmaya hazırlanırken bana mesaj attı. “Düğünüme davetli değilsin,” diye yazmıştı.
-
Ablamın yeni doğan bebeğini ziyarete gittim… ve onu kocamı öperken buldum. Bana baktı ve gülümsedi: “Oğlumuzun adı belli oldu. Biz hazır olana kadar evin masraflarını sen karşılamaya devam et.” Hiçbir şey söylemedim. Arabama geri döndüm… ve son bir hediye hazırladım.
-
Zengin babama inat olsun diye bir hademeyle evlendim — Babam kocamla konuşmaya geldiğinde, onun sözleri karşısında dizlerinin üzerine çöktü.
-
Kayınvalidem, kocamın gönderdiği çok pahalı çorbayı alıp, “Oğlum tarafından kraliçe gibi muamele görmeyi hak etmiyorsun” dedi. Tartışmadım, sadece telefonuma tam saati not ettim; 10 dakika sonra hastanedeydi ve herkes beni suçlamaya başladı.
-
Kızımın cenazesinde damadım kızlarını işaret ederek, “Onlar koruyucu aileye verilecekler. Ben yeni nişanlımla yepyeni bir başlangıcı hak ediyorum,” dedi.


