DOLAR
Alış: 46.16
Satış: 46.34
EURO
Alış: 53.57
Satış: 53.79
GBP
Alış: 61.88
Satış: 62.34
Bir tamal satıcısı, kocasının sadece geceleri çalıştığını sanıyordu
BÖLÜM 1
—“Bu gece kim olursa olsun kapıyı açma. Kocandan geldiğini söyleseler bile.”
Bunu bana söyleyen, kendi merhametimle arka bahçemde uyumasına izin verdiğim yaşlı adamdı.
Benim adım Elif’ti, 42 yaşındaydım ve eşim Mehmet’le birlikte İstanbul’un Tuzla taraflarında, kenar mahallede iki katlı eski bir evde yaşıyordum. Dışarıdan bakan biri hayatımın sakin olduğunu sanırdı: sabahları evin önünde simit, poğaça ve çay satardım; Mehmet ise bir marangoz atölyesinde çalışırdı, ama son zamanlarda “gece vardiyası” bahanesiyle eve giderek daha geç geliyordu.
Başta inanmıştım. 15 yıllık evlilikten sonra insan soru sormamayı öğreniyor; huzur bozulmasın diye susmayı seçiyor. Ama kadın hisseder—evin içinde bir şey çürüyorsa, kimse söylemese de hissedersin.
O gece ince bir yağmur yağıyordu. Saat ona yaklaşırken kapı çaldı. Gözetleme deliğinden baktım: sırılsıklam, zayıf bir yaşlı adam, omzunda bez bir çanta vardı.
—“Abla… şu sundurmanın altında sabahı edebilir miyim? Gidecek yerim yok.”
Korktum elbette. Bu ülkede insan artık yoksulluğun bile neye dönüşebileceğini bilemiyor. Ama gözlerinde kötü bir niyet yoktu; sadece yorgunluk vardı. Babamı düşündüm… kimseye yük olmadan giden babamı… ve kapıyı açtım.
—“Bahçede yatabilirsiniz. Sabah size çayla poğaça veririm ama eve girmeyin.”
Yaşlı adam başını salladı. Eski bir kilimin üstüne uzanmadan önce eve uzun uzun baktı; sanki daha önce burada yaşamış gibiydi.
O gece neredeyse hiç uyumadım. Bazen ayak sesleri duydum, sonra sessizlik. Saat üç civarı kalkıp camdan baktım; kıvrılmış halde sakin nefes alıyordu. Ama içimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı.
Sabah çay suyunu koymak için mutfağa gittiğimde, adam çoktan oturmuş, duvardaki boşluğa bakıyordu.
—“Bu evde ne zamandır oturuyorsunuz?” diye sordu.
—“10 yıldan fazladır.”
—“Son zamanlarda duvarlarda ya da zeminde tadilat yapıldı mı?”
Donup kaldım. İki yıl önce Mehmet, salonun köşesini “rutubet var” diyerek yaptırmıştı. O köşeye beni hiç yaklaştırmamıştı.
—“Eşim yaptırdı,” dedim.
Yaşlı adamın rengi attı.
—“O zaman beni iyi dinleyin. Bu gece burada kalmayın.”
—“Neden?”
Sesini iyice alçalttı.
—“Dün gece o duvarın içinden ses duydum. Bu ne fare sesi ne de tesisat. Oraya bir şey saklanmış. Ve bugün onu almaya gelecekler.”
İçimde hem öfke hem korku yükseldi.
—“Saçmalıyorsunuz. Bu normal bir ev.”
Tartışmadı. Sadece çantasından eski, üzeri çarpı işareti kazınmış bir bakır anahtar çıkardı.
—“Bunu saklayın. Hava karardığında biri kapıyı çalarsa açmayın. Eğer bir kutu bulursanız, bu anahtar işe yarar.”
Başımı kaldırıp kim olduğunu sormak istedim ama o çoktan bahçe kapısından çıkmıştı.
Gün boyunca otomatik gibi çalıştım. Simit sattım, çay doldurdum, para üstü verdim, gülümsedim… ama aklım hep onun söylediği cümledeydi: “Bugün gelecekler.”
Öğleye doğru mutfağı temizlerken duvarın yakınından tuhaf bir koku geldi: eski rutubetle karışmış metal kokusu. Duvara knuckle’larımla vurdum. İçerisi boştu.
İkindiye doğru Mehmet normalden erken geldi. Ter içindeydi, gözlerimden kaçırıyordu.
—“Bugün erken çıkıyorum,” dedi. “Sen erken yat, kapıyı da kimseye açma. Son zamanlarda hırsızlar arttı.”
Aynı uyarı… ama bu kez yaşlı adamdan değil, kocamdan.
O çıkınca küçük bir bıçak aldım ve duvardaki çatlağı kazımaya başladım. Sıva döküldü. Altında beton yoktu—boşluk vardı.
Elim titreyerek içeri uzandım ve metal bir kutu çıkardım.
Kutuyu açamadan kapı çaldı.
Üç yavaş vuruş.
Dünkü geceyle aynı.
Ve o an anladım… yaşlı adam deli değildi. İmkânsız sandığım şey çoktan başlamıştı.
BÖLÜM 2
Işığı yakmadım. Çıplak ayakla kapıya yaklaştım ve aralıktan baktım. Dışarıda iki adam vardı. Biri uzun boylu, siyah şapkalıydı; diğeri daha kısaydı, telefona bakıyor, sanki bir emir bekliyordu.
—“Elif Hanım,” dedi uzun olan, “içeride olduğunuzu biliyoruz. Mehmet Bey adına geldik.”
Midemin boşaldığını hissettim. Adımı sormamışlardı. Zaten biliyorlardı.
—“Eşiniz bir kutu almamızı istedi. Kapıyı açın, gidelim.”
Elimdeki kutuya baktım. Hafifti ama o an sanki evliliğimin tamamını taşıyordu.
Cevap vermedim. Koşarak odaya gittim, kapıyı sürgüledim ve telefonda çekim aradım. Yoktu. Sanki evin etrafında dünya kapanmıştı.
Dışarıdan kapıya sert bir darbe geldi.
—“İşleri zorlaştırmayın Elif Hanım. Bu sizin işiniz değil.”
Bacaklarım titredi. Mutfaktaki önlüğümün cebine elimi attım. Yaşlı adamın verdiği anahtara dokundum. Çıkardım. Kutunun kilidiyle aynı eğri şekle sahipti.
—“Allah’ım…” diye fısıldadım.
Anahtar tam oturdu.
Kutunun içinde para yoktu. Mücevher hiç yoktu. Sadece bir defter, eski bir telefon ve siyah bir USB vardı.
Defteri açtım. Yazıyı anında tanıdım: Mehmet’in yazısıydı.
“12 Aralık: mal duvarın içine saklandı. Kimse şüphelenmedi.”
Sayfaları çevirdim. Kısa notlar, numaralar, adresler, kısaltılmış isimler… Ve nefesimi kesen bir cümle:
“Eğer Elif sorarsa inkâr et. Bir şey öğrenirse o gece evden çıkar.”
Kapı tekrar sarsıldı.
Kutuyu yatağın altına sakladım ve defteri göğsüme bastırdım. Yanında uyuduğum adam, beni bir “engel” olarak teslim etmeye hazırdı.
Bir süre sonra adamlar gitti ama gitmeden önce biri mırıldandı:
—“Kutuyu açtıysa, artık daha kötü.”
Sessizlik olunca USB’yi televizyona taktım. Videolar açıldı. Birinde Mehmet’i gördüm; Tuzla’daki eski bir depoda, beyaz gömlekli bir adamla konuşuyordu.
—“Buraya kimse bakmaz,” diyordu kocam. “Karım işime karışmaz.”
Sonra başka dosyalar çıktı: kamyon fotoğrafları, ödeme listeleri, telefon kayıtları, anlamadığım belgeler… ama hepsi yasa dışı bir şeyin kokusunu taşıyordu.
Telefonum çaldı. Gizli numara.
—“Kutuyu açtın, değil mi?” dedi aynı ses.
Konuşamadım.
—“Eşin saklamaması gereken bir şey sakladı. Bu gece teslim et, yoksa hayatta kalamazsın.”
Ellerim buz kesti. Telefonu kapattım.
Defterin son sayfasını açtım:
“Eğer her şey bozulursa, eski terminaldeki adama git. Kanıtı sadece o teslim eder.”
Yaşlı adam.
O sıradan bir dilenci değildi.
USB’yi, telefonu ve defteri bir çantaya koydum. Ara sokaktan çıktım, yağmur yüzüme çarpıyordu. Köşeye vardığımda bir motosiklet önüme kırdı.
Mehmet’ti.
Arkasında oturan kişi o iki adamdan biriydi.
—“Elif,” dedi eşim, yüzü bembeyazdı, “o çantayı ver.”
Çantayı göğsüme bastırdım.
—“Beni de satmayı ne zamandır planlıyordun?”
Mehmet gözlerini kaçırdı.
Arkadaki adam gülümsedi.
—“Aile dramı yapmayın hanımefendi. Bu artık eş meselesi değil.”
Bir adım geri çekildim. Mehmet elini uzattı.
—“Bir kere bana güven.”
O an koşmaya başladım. Arkamı dönmeden eski terminale doğru kaçtım. Mehmet adımı bağırıyordu.
Sokağın sonunda, kırık bir sokak lambasının altında yaşlı adam beni bekliyordu.
BÖLÜM 3
Yaşlı adam beni görünce şaşırmış gibi davranmadı. Nefes nefese kalmış, çamura bulanmış sandaletlerimle çantayı göğsüme bastırarak geldiğimi görmüştü.
—“Beklediğimden geç kaldın,” dedi.
—“Siz kimsiniz?” dedim, neredeyse ağlayarak. “Mehmet ne yaptı?”
Arkamı işaret etti. Uzaktan bir motosiklet sesi duyuluyordu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Bir anne oğlunun cenazesine geç gelir ve tabutun açılmasını ister
-
Bir tamal satıcısı, kocasının sadece geceleri çalıştığını sanıyordu
-
Annem, SGK hastanesinde bir yatağın üzerinde, elleri buz gibi, ayakları şişmiş halde öldü.
-
KOCASI HABERSİZCE EVE GELDİ VE KARISINI BEBEĞİ KUCAĞINDA YEMEK YAPARKEN BULDU
-
Canlı yayında bir bir her şeyi
-
Benden 30 yaş büyük, varlıklı bir dul adamla evlendim
