Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Üvey Babam Ben Okuyabileyim Diye Herşeyini Feda Etti » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 4.06.2026

Üvey Babam Ben Okuyabileyim Diye Herşeyini Feda Etti

1 / 2

ÜVEY BABAM BEN OKUYABİLEYİM DİYE KANINI SATTI. YILLAR SONRA AYDA 100 BİN LİRADAN FAZLA KAZANIRKEN BENDEN YARDIM İSTEMEYE GELDİ… VE BEN ONA: “SANA BİR KURUŞ BİLE VERMEYECEĞİM” DEDİM.

Ramazan Amca benim öz babam değildi.

Ama beni terk etmeyen tek insandı.

Annem ben on yaşındayken hayatını kaybetti. Biyolojik babam ise yüzünü bile hatırlayamayacağım kadar erken kayboldu. Akrabalarımın hepsi aynı şeyi söyledi:

— Yazık çocuğa… Ama bizim ona bakacak gücümüz yok.

Sadece annemi yıllarca sessizce sevmiş olan Ramazan Amca elini kaldırdı.

— Çocuk benimle gelecek.

İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, Haliç’e yakın eski bir gecekonduda yaşıyorduk. O, gündüzleri hamallık yapıyor, akşamları bisiklet tamir ediyor, bazen de eski motosikletiyle kurye işi yapıyordu. Buna rağmen okula her zaman temiz bir üniformayla gitmemi sağlardı.

Bir gün üniversite hazırlık kursu için paraya ihtiyacım oldu.

Cebinden buruşturulmuş banknotlar çıkarıp bana uzattı.

— Al oğlum.

— Bu parayı nereden buldun?

Başını kaşıdı, utanarak gülümsedi.

— Kan verdim. Önemli değil.

O gece yastığıma yüzümü gömüp sessizce ağladım.

Kendi soyadını bile taşımayan bir çocuk için kim kanını satar?

O yaptı.

Hem de bir kez değil.

Defalarca.

Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birine kabul edildiğim gün, beni sanki dünyayı kazanmışım gibi kucakladı.

— Oku oğlum. Bu hayattan kurtul. Ben sonsuza kadar yanında olamayacağım.

Bir gün ona her şeyin karşılığını vereceğime söz verdim.

Ama İstanbul’da büyük bir teknoloji şirketinde çalışmaya başlayıp iyi para kazandığımda, o hiçbir yardımımı kabul etmedi.

— Paran sende kalsın — derdi. — Bir baba oğluna yaptıklarının hesabını çıkarmaz.

Aradan on yıl geçti.

Artık ayda 100 bin liradan fazla kazanıyordum.

Güzel bir rezidans dairesi.

Yeni bir araba.

Pahalı saatler.

Ama o hâlâ aynı mahallede, eski gömlekleri ve yıpranmış ayakkabılarıyla yaşamaya devam ediyordu.

Bir gün evime geldi.

Zayıflamıştı.

Yaşlanmıştı.

Elleri titriyordu.

Koltuk takımının kenarına ilişti; sanki dokunsa kirletecekmiş gibi çekingen duruyordu.

— Oğlum… Senden bir şey isteyeceğim.

Kalbim sıkıştı.

— Söyle baba.

Gözlerini yere indirdi.

— Doktor ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Yaklaşık iki yüz bin lira tutuyormuş. Çok para olduğunu biliyorum. Bana borç verir misin? Yavaş yavaş öderim. Gerekirse sokakta simit satarım.

Ona baktım.

Benim için kanını veren o adama.

Ben yeni kitaplar alayım diye kendisi kuru ekmek yiyen o adama.

Bana bir kez bile “hayır” demeyen o adama.

Derin bir nefes aldım ve hayatımın en acımasız cümlesini söyledim:

— Yapamam. Sana bir kuruş bile vermeyeceğim.

Ramazan Amca donup kaldı.

Gözleri doldu.

Ama itiraz etmedi.

Sadece yavaşça başını salladı.

— Anlıyorum oğlum. Seni rahatsız ettiğim için kusura bakma.

Ayağa kalktı.

Eski şapkasını aldı.

Ve kapıya doğru yürüdü.

Ben onu durdurmadım.

Kapı kapandıktan sonra eşim bana dehşet içinde baktı.

— Bunu ona nasıl yapabildin?

Cevap vermedim.

Arabanın anahtarlarını alıp otoparka indim ve Ramazan Amca’yı uzaktan takip etmeye başladım.

Otobüs durağına gitmedi.

Hastaneye de gitmedi.

Mahallenin küçük camisinin avlusuna yürüdü.

Bir banka oturdu.

Yüzünü ellerinin arasına alıp sessizce ağlamaya başladı.

İşte o an, üç aydır sakladığım zarfı çıkardım.

İçinde ameliyat masraflarının tamamen ödendiğine dair belge vardı.

Kendi adına düzenlenmiş yeni bir evin tapusu vardı.

Ve yıllardır okumaya cesaret edemediğim bir evrak vardı.

Çünkü ilk satırında şunlar yazıyordu:

“DNA Testi Sonucu: Ramazan Hernández, Yusuf’un üvey babası değildir…

O, onun…”

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |