DOLAR
Alış: 47.97
Satış: 48.17
EURO
Alış: 55.95
Satış: 56.17
GBP
Alış: 65.31
Satış: 65.79
“Yanlış bir mesaj bir iş adamının telefonuna geldi: ‘Bebeğim ateşler içinde yanıyor.
Ev küçüktü ama temizdi. Kanepenin üzerinde katlanmış bir battaniye, eski oyuncakların yanında bir yürüteç ve duvara asılmış çizimler vardı: logo tasarımları, ambalaj eskizleri, elle yapılmış çalışmalar… Emre, soru sormadan önce bile yeteneği fark etmişti.
— Dağınıklık için kusura bakmayın — dedi Elif. — Defne üç gündür böyle. Neredeyse hiç uyumadım.
— Hayatta kalmaya çalıştığın için özür dilemek zorunda değilsin.
Elif gözlerini yere indirdi. Bu cümle, ona sorulabilecek herhangi bir sorudan daha fazla dokunmuştu.
Defne’ye ilacını verirken elleri titriyordu. Emre market poşetlerini tek tek çıkarmaya başladı. Elif, bezleri ve yiyecekleri görünce onu durdurmaya çalıştı.
— Bu çok fazla.
— Değil.
— Öyle. Ben dilenci değilim.
— Bir saniye bile öyle düşünmedim.
Defne yeniden ağlamaya başladı. Elif onu, dünyadan saklamak istermiş gibi göğsüne bastırdı.
— Dört ay önce işimi kaybettim — diye itiraf etti. — Küçük bir reklam ajansında tasarım yapıyordum ama şirket kapandı. Şimdi evden freelance işler alıyorum ama yetmiyor. Defne’nin babası, hamile olduğumu öğrenince İzmir’e gitti. Yardım edeceğine söz verdi, sonra ortadan kayboldu. Bugün ona yazmamın sebebi umut değildi… sadece kırılan gururumdu.
Elif dudaklarını sıktı. Raftaki bir fotoğrafa baktı: mezuniyet gününde ona sarılan yaşlı bir çift…
— Annemle babam yıllar önce Bolu yolunda geçirdikleri trafik kazasında öldü. Kardeşim yok. Vaftiz annem, evlenmeden hamile kaldığım için bunu hak ettiğimi söylüyor. Onun ailesi ise Defne’nin onların soyadını taşımaması gerektiğini düşünüyor.
Emre, odanın gittikçe daraldığını hissetti.
— Yalnız değilsin, Elif.
Kadın gözlerini kaldırdı. Gözyaşları birikmişti.
— İnsanlar bunu hep söylüyor. Çünkü kalmak zorunda değiller.
Emre hemen cevap vermedi. Yere düşen çıngırağı almak için eğildi ve Defne’ye uzattı. Küçük kız, ateşin ve yorgunluğun arasında onun parmağını sıkıca tuttu.
— O zaman… sen buna inanana kadar kalırım.
Elif ona, hiç açılmasını beklemediği bir kapıya bakar gibi baktı.
Bir süre sonra Defne nihayet uyuyunca Emre masanın üzerindeki portfolyo dosyasını fark etti. Yaklaşıp sayfalara göz attı.
— Bunlar senin tasarımların mı?
Elif gerildi.
— Evet. Her şey dağılmadan önce yaptıklarım.
Emre birkaç sayfa çevirdi. Marka kimlikleri, ambalaj tasarımları, sosyal sorumluluk kampanyaları… Bunlar sadece iyi değildi. Olağanüstüydü.
— Şirketimde kıdemli bir tasarımcı arıyoruz.
Elif acı bir kahkaha attı.
— Tabii. Koskoca şirketin CEO’su kapıma antibiyotik getiriyor, üstüne bir de iş teklif ediyor. Türk dizisi gibi oldu iyice.
— Bana göre bu bir fırsat. Mülakat gerçek olacak. Torpil yok. Bugün yaşananları da kimse bilmeyecek.
Elif cevap veremeden kapıya sertçe vuruldu.
Üç kuru ve öfkeli darbe.
Ardından koridordan, alkol ve öfke dolu bir erkek sesi yükseldi:
— Elif! Aç şu kapıyı! İçeride biri olduğunu biliyorum! Eğer o herif kızım için para harcıyorsa, ailecilik oynama karşılığında senden ne istediğini öğrenmek istiyorum!
Elif’in yüzü bir anda bembeyaz kesildi.
Tam o sırada Defne ağlayarak uyandı ve kapının kolu sertçe hareket etmeye başladı…
Bölüm 2
Elif kapıyı açmadı. Defne’yi kucağına almış halde donup kaldı. Emre ise kapıya doğru yürüyüp kim olduğunu sordu. Kapının arkasındaki kişi, Defne’nin babası Kerem’di. Hakaretler savurarak bağırıyordu; işine geldiğinde çocuğun babası olduğunu söylüyor, doktor masrafı çıkınca ise ortadan kayboluyordu.
Emre sesini yükseltmedi. Sadece polisi aradı ve apartmanda güvenlik kamerası olduğunu söyledi. Bu bile Kerem’in öfkeyle geri çekilmesine yetti. Giderken koridordaki saksıya tekme attı ama çıkmadan önce bağırmayı ihmal etmedi:
— Zenginleri aile işine karıştırdığın için pişman olacaksın!
O gece Emre bir şeyi çok net anladı: Elif’in sorunu sadece yoksulluk değildi. Terk edilmenin tehdide dönüşmüş haliydi.
Sonraki haftalarda verdiği sözü, Elif’in alışık olmadığı bir titizlikle tuttu. Bir aylık kirayı borç olarak ödedi, Defne için iyi bir çocuk doktorundan randevu ayarladı ve Elif’in portfolyosunu Karahan Teknoloji’nin yeni kreatif direktörü Derya Aksu’ya gönderdi. Ama Elif’in kim olduğundan hiç bahsetmedi.
Yine de şirkette söylentiler hızla yayıldı.
Emre’nin toplantıyı yarıda bırakıp tanımadığı bir kadına yardım ettiği haberi, plazanın koridorlarında zehre dönüştü. Halası Sevil Karahan, Karahan soyadını riske attığını söyleyerek onu suçladı. Kuzeni Mert ise —ki yıllardır şirketin başına geçmek istiyordu— Elif’in fırsatçı olabileceğini ima etti.
Derya, Elif’le yaptığı görüşmeden sonra onu 42 aday arasından seçince, Mert şirkete aşağılık bir dedikodu yaydı:
Elif’in işe alınma sebebi, şirketin patronuyla birlikte olmasıydı.
Elif bu cümleyi işe başladığı ilk gün duydu. Boynunda yeni personel kartı asılıydı. Kahve makinesinin yanında durmuş, utançtan elleri buz kesmişti.
Ama istifa etmedi.
Masanın başına oturdu, portfolyosunu açtı ve çalışmaya başladı. Çocuk sağlığı uygulaması için hazırladığı kampanya, tüm kreatif ekibi susturdu. Sunumun sonunda Derya’nın bile gözleri dolmuştu.
Emre onu uzaktan izliyordu ama müdahale etmiyordu. Çünkü Elif’in kurtarılmak değil, saygı görmek istediğini biliyordu.
Defne iyileşti.
Önce emeklemeye başladı. Sonra koltuğa tutunup ayağa kalktı.
Emre cumartesi günleri onları ziyaret etmeye başladı. Yanında bazen poğaça, bazen küçük oyuncaklar getiriyor; kimsenin alkışını beklemeden sessizce yardımcı oluyordu.
Elif zamanla şunu fark etti:
O kusursuz takım elbiselerin içindeki adam, bez değiştirmeyi pek beceremiyordu ama tarhana çorbasını fena yapmıyordu. Ve en önemlisi… konuşurken saate bakmadan dinlemeyi biliyordu.
Yavaş yavaş teşekkür duygusu bir borç gibi hissettirmemeye başladı.
Yerini başka bir şeye bıraktı.
Şefkate.
Tam her şey biraz düzene giriyor gibi görünürken Kerem geri döndü.
Bu kez sarhoş değildi. Bağırmıyordu da.
Yanında bir avukat ve velayet davası vardı.
Dava dilekçesinde Elif’in “istikrarsız” biri olduğu yazıyordu. Tanımadığı bir adamdan para aldığı, kızını “uygunsuz ilişkilerin” içinde büyüttüğü iddia ediliyordu.
Dosya, küçük dairenin masasının üzerine bir hüküm gibi düştü.
Elif dilekçenin yarısına kadar okuyabildi. Sonra Defne’ye sarıldı ve aylar boyunca yeniden kurduğu hayatın çatırdadığını hissetti.
Ama en kötüsü sona saklanmıştı.
Kerem, Emre’nin Elif’i şirketinin halkla ilişkiler imajını düzeltmek için kullandığını iddia ediyor, elinde buna dair “kanıtlar” olduğunu söylüyordu.
Aynı akşam sosyal medya patladı.
Sokaktan gizlice çekilmiş bir fotoğraf yayılmıştı: Emre kucağında Defne’yi taşıyor, Elif yanında gülümsüyordu.
Fotoğrafın üstünde acımasız bir başlık vardı:
“Vicdanını temizlemek isteyen milyarder, fakir bir aile satın aldı.”
Bölüm 3
Skandal 48 saat içinde büyüdü.
Şirket ortakları sessiz kalınmasını istedi. Sevil Karahan, Emre’ye “her şeyini kaybetmeden önce” Elif’ten uzak durmasını söyledi. Kuzeni Mert ise fazlasıyla kusursuz görünen bir gülümsemeyle krizi yönetmeyi teklif etti.
Ama Elif, aylar boyunca utancın fakir bir kadının sessizce yutması gereken bir şey olduğuna inanmıştıysa da artık ilk konuşanın kendisi olmasını istedi.
Televizyonda değil.
Basın açıklamasında değil.
Defne’nin velayet duruşmasında.
Mahkemeye sade mavi bir elbiseyle geldi. Bir kolunun altında portfolyo dosyası vardı, Defne ise göğsünde uyuyordu.
Kerem yeni bir takım elbiseyle geldi; yüzünde incinmiş baba rolü vardı.
Mert de onun arkasında belirdiğinde Emre gerçeği anladı:
Avukatın parasını ödeyen, fotoğrafı medyaya sızdıran ve Kerem’i Elif’i skandala dönüştürmesi için yönlendiren kişi kendi kuzeniydi.
Şirketi korumak istemiyordu.
Emre’nin elinden kontrolü almak istiyordu.
Ve bunun için bir bebeğin soyadını silah olarak kullanmıştı.
Mahkeme salonunda Elif ağlamadı.
Kerem’in hamileliği boyunca onu nasıl terk ettiğini anlattı. İlaç parası göndermeyi reddettiğini, Emre ortaya çıkana kadar geri dönmediğini söyledi.
Mesajları, ses kayıtlarını, banka dekontlarını ve tehdit şikâyetlerini sundu.
Sonra portfolyosunu açtı.
Karahan Teknoloji’deki işinin bir lütuf değil, kendi emeğiyle kazandığı bir pozisyon olduğunu anlattı.
Derya Aksu da aynı şeyi doğruladı:
Elif’i işe aldığında hiçbir hikâyeyi bilmediğini, yalnızca yeteneğini gördüğünü söyledi.
Ardından Emre konuşmak için izin istedi.
Ama bu kez bir CEO gibi konuşmadı.
Hasta annesiyle birlikte aylarca arabada uyuyan çocuk gibi konuştu. Uzatılan bir elin, karşılığında borç yaratmadan da bir hayatı değiştirebileceğini bilen biri gibi…
Bir aile satın almadığını söyledi.
Onları bulduğunu söyledi.
Elif’i sevmenin bir hayır işi olmadığını…
Defne’ye bağlanmasının ise bir halkla ilişkiler stratejisi olmadığını…
Hakim Kerem’e baktı, delilleri inceledi ve velayet talebini reddetti.
Kerem’in nafaka ödemesine, Elif için koruma kararı çıkarılmasına hükmetti.
Ayrıca açıkça şunu söyledi:
Bir annenin yardım alması onu “istikrarsız” yapmazdı.
Bir çocuk da yalnızca para ortaya çıktığında geri dönen bir adamın malı değildi.
Mahkeme çıkışında Mert kendini açıklamaya çalıştı. Ama tüm gerçeği duyan Sevil Karahan, konuşmasına izin vermeden ona sert bir tokat attı.
Çıkan ses, bütün savunmalardan daha güçlüydü.
Şirket ayakta kaldı.
Mert yönetim kurulundan çıkarıldı.
Elif yalnızca işini korumakla kalmadı; birkaç ay sonra, sağlık sigortası olmayan bekar anneler için hazırlanan ulusal bir kampanyanın başına geçti.
Kampanyanın ilhamı ise, yüksek ateşli bir gece ve ulaşılamayan 340 liraydı.
Emre ve Elif birbirlerini yavaşça sevdiler.
Acele sözler vermeden.
Defne’yi bahane değil, merkez yaparak…
Defne ilk adımlarını attığında ne oyuncağa yürüdü ne de kapıya.
Sallanarak salonu geçti ve kahkahalar içinde Emre’nin kollarına düştü.
Sanki küçücük bedeni, güvenin nerede olduğunu çoktan biliyordu.
Bir yıl sonra, her şeyin başladığı o küçük dairede Emre diz çöktü.
Elinde sade bir yüzük kutusu vardı.
Üzerinde beyaz bir elbise ve yamuk duran küçük ayakkabılarıyla Defne, yüzüğü annesine uzattı.
Elif hemen “evet” demedi.
Önce duvarda hâlâ asılı duran eski hayal panosuna baktı.
Sonra kızına baktı:
Sağlıklı, güçlü ve hayatta olan kızına…
Ve dünyanın tüm kapıları kapanmış gibi hissettirdiği anda, yanlış bir numara sayesinde hayatına giren adama…
Gözleri geçmişin bütün ağırlığıyla dolarken gülümsedi.
Sonra sessizce:
— Evet, dedi.
Ve o geceden sonra Emre’nin telefonuna her mesaj sesi geldiğinde, hep aynı şeyi düşündü:
Bazen hayat yanlış numarayı aramaz.
Sadece artık açacak gücü kalmamış bir kapıya ulaşmanın en beklenmedik yolunu bulur.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Düğünden 3 Saat Önce Gelinliğimi Mahveden Kayınvalidemin Notu: “Haddini Bil!” — Nikah Masasında Fısıldadıklarımla Tüm Salon Buz Kesti
-
Doğum Sancısı Çekerken “Kendi Başının Çaresine Bak” Diyen Kocam, 3 Gün Sonra Bebeği Kucağında Tutan Kişiyi Görünce Bembeyaz Oldu
-
5 Yıl Sonra Düğünde Karşılaştığım Eski Kocam Yüzüme Gülüyordu: Küçük Bir Kız Bana “Anne” Diyene Kadar!
-
Bayram Yemeğinde Yüzüme Fırlatılan Kadeh ve Avukatıma Attığım 3 Kelimelik Mesaj: “1. Aşama Tamamlandı”
-
Sırtındaki 40 Yıllık Korkunç Sır: Huzurevindeki Yaşlı Kadının Kimseye Dokundurtmadığı Yarasının Arkasındaki Mucize
-
Kocamın Arabasındaki Siyah Dantelle Başlayan İhanet: 28 Yıllık Şirketimi ve Hayatımı Nasıl Geri Aldım?
