Ana Sayfa 24.05.2026

Kayınvalide, aile yemeğinin ortasında torunlarını en arka masaya gönderdi

1 / 2

“Çocuklarınız ana masadaki yere oturmaz, Emre. Onlar bizim kanımızdan değil.”

Bunu bana görümcem Pelin, yüzünde eğri bir gülümsemeyle, kayınpederim Erdem Yılmaz’ın yetmişinci yaş günü için bizzat benim ödediğim Boğaz manzaralı özel salonun girişinde söyledi.

Benim adım Emre Yıldırım. Otuz sekiz yaşındayım, sistem mühendisiyim ve yıllarca bir aileyi sessizce ayakta tutarsam bir gün bana saygı duyacaklarını sanacak kadar saftım. Yanılmışım.

Parti fikri eşim Merve’den gelmişti. Babası geçen yıl ciddi bir sağlık sorunu yaşamıştı ve aile sürekli aynı şeyi tekrarlıyordu: “Babaya güzel bir şey yapalım, hak ediyor.” Ama onların “yapalım” dediği şey aslında hep aynıydı: Emre ödesin, Emre organize etsin, Emre halletsin.

Ben de yaptım.

On bir kişi için uçak biletleri aldım, Boğaz’a bakan lüks bir otelde odalar ayarladım, deniz manzaralı şık bir restoranda özel salon tuttum, Erdem Bey’in eski günleri hatırlayıp gururla anlattığı için bir fasıl ekibi ayarladım ve altın yaldızlı menüler bastırdım: “Erdem Yılmaz’ın 70. Yaş Kutlaması”.

Ve Merve’nin ısrarıyla bunun bir aile yemeği olduğunu düşünerek çocuklarımı da dahil ettim: dokuz yaşındaki Ali ve yedi yaşındaki Zeynep.

Bu önemliydi.

Çünkü o gece Merve’nin ailesi, çocuklarımı neredeyse mutfak kapısının yanına, ikinci sınıf misafir gibi oturtmaya çalışacaktı.

İlk işaret otelde geldi. Kayınvalidem Berrin, Merve’yi sarılıp öptü ve sonra bana sadece bir an baktı.

—Odaları ayarlamışsın, iyi olmuş —dedi.

Ne “teşekkür ederim”, ne “merhaba Emre”.

Sonra Pelin çıktı ortaya. Büyük gözlükleri, pahalı valizleri ve dünyaya meydan okur gibi bakan ifadesiyle Ali ve Zeynep’e sanki ortada olmamaları gerekiyormuş gibi baktı.

—Ben daha şık bir kutlama olur sanmıştım —diye mırıldandı.

Ali lacivert ceket giymişti. Zeynep ise dedesi Erdem Bey’i mutlu etmek için özenle seçtiği beyaz çiçekli elbisesini giymişti.

Merve bunu duydu. Eminim duydu. Ama sadece şunu söyledi:

—Pelin, şimdi değil.

“Özür dile” demedi. “Onlar benim çocuklarım” demedi. Sadece “şimdi değil”.

Merve böyleydi: korumazdı, idare ederdi. Onuru değil, görüntüyü yönetirdi.

İkinci işaret, akşam yemeğinden bir saat önce geldi. Kayınpederimin süitine girdiğimde Pelin’i, Merve’nin kardeşi Görkem’le masa planına bakıp gülerken buldum.

Görkem kırk bir yaşındaydı ve hâlâ bir gün onu kurtaracak mucizevi bir iş geleceğine inanıyordu. Ona defalarca para vermiştim: kira, borç, trafik cezaları… Bir keresinde arabası neredeyse haczediliyordu. Yine de bana şanslı ama değersiz biriymişim gibi davranırdı.

—Neye gülüyorsunuz? —dedim.

Pelin sayfayı çevirdi.

—Hiçbir şeye.

Planı elinden aldım.

Ana masada Erdem Bey, Berrin, Merve, Pelin, Görkem, Pelin’in eşi, kayınpederimin iki arkadaşı ve Ankara’dan gelen akrabalar vardı.

Salonun arka tarafında, bir kolonun hemen arkasında kalan yuvarlak bir masada ise dört isim yazıyordu:

Emre. Ali. Zeynep. Çocuklar.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Diğer Galeriler

Tema Tasarım |