Ana Sayfa 13.05.2026

Eşim bana İtalya’ya gitmek için “yaşlı kadınsın” dedi

1 / 2

PARÇA 1
Eşim, bütün ailemin önünde “İtalya senin gibi yaşlı kadınlara göre değil” dedi ve 12 gün sonra kendisiyle sekreterine Roma için iki bilet aldı.

Bunu ondan öğrenmedim. Elif öğrendim. 34 yaşındaki sekreteri Elif, Instagram’da bir hikâye paylaşmıştı: elinde bir kadeh şarap, açık bir pasaport ve şu cümle:
“Roma bizi bekliyor, bazı insanlar artık maceralar için uygun olmasa bile.”
Benim adımı yazmamıştı ama gerek yoktu. İstanbul’da bazı aşağılamalar isim yazmadan da hedefini bulur.

Eşim Kemal’in bana ilk kez “yaşlı” dediği an, pazar günü aile yemeğindeydi. Masada iki çocuğumuz, gelinlerimiz, torunlarımız ve kız kardeşim Ayşe vardı. Ben, 40 yıllık evliliğimizin hatırına bir seyahat dergisi açmış, hâlâ Venedik’i, Floransa’yı, Toskana’yı görmek istediğimi söylemiştim.

Kemal sandalyeye yaslandı, kaşını kaldırdı ve sanki komik bir şey duymuş gibi gülümsedi.

— İtalya senin yaşındaki kadınlar için değil Leyla. Dizlerinle bana sadece yük olursun.

Kimse yüksek sesle gülmedi ama masada rahatsız bir sessizlik oldu. Gelinim gözlerini kaçırdı. Oğlum Emir telefona bakıyormuş gibi yaptı. Torunum Defne bana üzgün baktı; sanki ben kırılacak bir şeymişim gibi. Ben de güldüm. Çünkü insan, sofrayı bozmamak için acısını saklamayı öğrenir.

O gece banyoda ağladım. Küvetin kenarında oturuyordum, dizlerimin üstünde seyahat dergisiyle. İtalya için değil. Kendimi artık eş değil, “taşınması zor eski bir eşya” gibi gördüğü için ağladım.

Sonra her şey alışkanlığa dönüştü.

— O elbise sana göre değil artık, dikkat çekmene gerek yok.

— Gençler halleder, sen yorulursun.

— Güzel ayakkabı alma, nereye gideceksin ki?

Ben 68 yaşındaydım. Saçlarım kırlaşmış, ellerim yılların emeğini taşıyordu: yemek, çocuklar, faturalar, hastalıklar, fedakârlıklar… Ama ölü değildim. Sadece Kemal kendini büyük hissetsin diye küçük yaşamaya alışmıştım.

Elif, önce onun sigorta ofisinde çalışan sekreterdi. Başta bana yapmacık bir nezaketle konuşurdu.

— Leyla Hanım, siz artık daha çok dinlenmelisiniz. Kemal Bey’e seyahatlerde enerjik biri lazım.

Bana “Hanım” diyerek beni yavaş yavaş gömüyordu. Kemal ise onun yanında canlanıyordu. Daha çok parfüm kullanmaya başladı, dar gömlekler giydi, spor salonuna yazıldı ve telefonu hep yüzüstü bırakır oldu. Ben kıskanç bir kadın olmak istemedim. 40 yılın bir anlamı olmasını istedim.

Ta ki o konuşmayı duyana kadar.

Bir salı günüydü. Kemal bahçedeydi, kısık sesle telefonla konuşuyordu ama mutfak penceresi açıktı.

— Merak etme aşkım. Leyla beni toplantıda sanıyor. Roma’da kimse bizi bulamaz.

Elimden bir bardak düştü. O an içeri girdi.

— Ne yapıyorsun, dinliyor muydun?

— Sen Elif’le Roma’ya mı gidiyorsun?

İnkâr etmedi. Sadece sıkılmış bir nefes verdi.

— Abartma. İş bu. Hem sen üç sokak bile yürüyemezsin zaten.

O anda içimde bir şey tamamen sustu. Bağırmadım. Tartışmadım. Sadece 40 yıl uyuduğum adamı izledim ve artık onu ikna etmek istemediğimi anladım.

O gece kız kardeşim Ayşe’yi aradım.

— Avukatının numarasını ver bana.

— Ne oldu?

Pencereden dışarı baktım. Kemal bahçedeydi, telefonda eskisi gibi gülümsüyordu—bir zamanlar bana gülümsediği gibi.

— Hiçbir şey olmadı Ayşe. Sadece… sonunda yaşayacağım. Ama önce bana “artık geç” diyen adamı evimden çıkaracağım.

PARÇA 2
Avukatın adı Selin Arslandı. Çankaya’da küçük bir ofisi vardı. Beni siyah kahveyle ve benzer hikâyeleri çoktan dinlemiş kadın bakışıyla karşıladı.

— Ev kimin üzerine kayıtlı?

— İkimizin.

— Araba?

— Benim adıma. Babamdan kalan mirasla aldım ama Kemal onu kendi arabası gibi gösterir.

Selin hafifçe gülümsedi.

— O zaman arabadan başlıyoruz.

O araba Kemal’in gururuydu: 60 yaşında bir adamın genç görünme çabası gibi abartılı kırmızı bir spor araba. Her cumartesi yıkar, fotoğraf çeker, “son büyük parçam” derdi. İki gün sonra arabayı sattım. Ankara’da bir koleksiyoncu aldı. Çekiciyle götürülürken suçluluk hissetmedim. Sadece rahatlama hissettim.

Sonra banka işleri geldi. Hesabı boşaltmadım; daha zekice bir şey yaptım: kendi payımı korudum, ek kartları iptal ettim, şüpheli harcamaları kapattım ve son 5 yılın hesap dökümlerini istedim.

Orada her şey çıktı: butik oteller, iki kişilik yemekler, takılar, kadın kıyafetleri ve en sonda Roma biletleri. Hepsi benim ödediğim karttan. Kemal hep “evin finansını sen bilirsin” diyordu.

— Bu işimize yarar — dedi Selin. — Sadakatsizlik, mal varlığının kötüye kullanımı ve ortak paranın üçüncü kişiye aktarılması.

Kemal gitmeden önce bir aile yemeği daha oldu. “Uluslararası bir konferans”a gideceğini gururla anlattı. Elif de “ofis desteği” olarak yanında olacaktı.

Torunum Defne (16 yaşında) sordu:

— Babaanne nerede? O hep İtalya’yı görmek isterdi.

Kemal güldü.

— Senin babaannen üç sokak yürüyemez. İtalya enerji ister.

Bu kez gülümsemedim. Direkt baktım.

— Ya da utanma. Ama sanırım onu da bavula koymayı unutmuşsun.

Masa buz kesti. Elif orada değildi ama gölgesi vardı. Kemal çenesini sıktı.

— Sonra konuşuruz.

— Hayır. Sonra avukatımla konuşursun.

Yüzü değişti ama aile olduğu için kendini tuttu. O gece mesaj attı:
“Rezillik çıkarma. Senin yaşında kadınlar yeniden başlamaz.”
Mesajı sakladım.

Uçuş günü beni aradı.

— Evde her şey yolunda mı?

— Her zamankinden daha iyi.

Arka planda Elif’in kahkahasını duydum. Acıtmadı. Sadece doğruladı.

O Roma’da kendini genç sanarken, ben hayatımı sessizce geri aldım. Kapı kilidini değiştirdim. Eşyalarını kutulara koydum. Kültür merkezinde resim kursuna başladım. Kız kardeşim Ayşe ile Kapadokya’ya gitmeye karar verdim. Kemal’in “gereksiz” diyeceği mavi bir elbise aldım. Torunum Defne’den bir mesaj geldi: Elif, Roma’da Kolezyum önünde fotoğraf paylaşmıştı:
“Bazı yolculuklar bastonsuz daha keyifli.”

Defne yazdı:
“Babaanne, üzgünüm. Seni nasıl gördüklerini fark ettim.”

O mesaj hem kırdı hem ayağa kaldırdı.

Selin davayı hazırladı, eve dair tedbirleri ve resmi bildirimleri tamamladı. Ama en iyi kısmı dönüşüne sakladık.

Masanın üzerine bir dosya bıraktım: fotoğraflar, banka dökümleri, mesajlar ve araba satış sözleşmesi. Üstüne bir not yazdım:

“Roma benim hayalimdi. Senin hatan, kendini benim hayatım sanmandı.”

PARÇA 3
Kemal bronzlaşmış, parfüm kokan ve muhtemelen Elif’in seçtiği İtalyan bir atkıyla geri döndü. Ben salonda mavi elbisemle oturuyordum; masa üzerinde dosya, telefonumda Selin Arslan görüntülü görüşmede açıktı. Kemal bavulunu sürükleyerek girdi, her şeyin aynı kalacağını sanan o tanıdık kibirli gülümsemesiyle.

— Geldim.

— Fark ettim. Ev bile fazla sessizdi.

Kaşlarını çattı, pencereden garaja baktı.

— Arabam nerede?

— Satıldı.

Olduğu yerde kaldı.

— Ne dedin sen?

— Senin adına kayıtlı olmayan ama benim paramla alınmış arabayı sattım. Para benim hesabımda güvende.

Yüzü kızardı.

— Delirdin mi sen?

— Hayır Kemal. Sadece belgelerim var.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |